Gezgin Doganlar

Zeynep anlatiyor

Vee Zeynep i de Burj al Arab a goturduler…

Evet evet yanlis duymadiniz yani okumadiniz bende Burj Al Arab a girdim!Yani bilenler bilir ( Basri den kaptim bu sozu de ) ben en fazla on dis kapisinda birakirim adami, isteyen varsa iceri girmeyi, yolunu bile kendisi bulmasi gerekir.Cole deyin deniz deyin,dalis yapicam deyin,Abu dhabi ye gitcem deyin hepsi okey ama Burj al Arab en fazla yanindaki plaj nedeniyle cumlede gecer.
 
Malumunuz 2005-06 turizm sezonunu otelimizde actik,hatta bazi ic duzenlemelerle yeni oda ekledik falan onlardan daha sonra bahsedecegim:))
Bu hafatsonunda Basri nin kuzeni Canan ve esi Ali bizdelerdi,yukarda adi gecen butun aktiviteleri yaptik. Abu dhabi ye gitmek haric cunku onlar Burj al Arab i tercih ettiler.
Canan Burj al Arab a girmeyi cok istedigini  ve parasi neyse odemeye hazir oldugunu soyledi. Hatta bir aksam biz yavas yavas ciksak mi nereye gitsek diye dusunurken o guzel guzel suslendi,bizimle arabaya bindi ve gittigimiz bambaska biryerde arabadan inmedi ben otele gidecektim o yuzden boyle giyindim diye. Neyse durum bu olunca dayanamadik tabii ve arastirip en ucuz iceri giris paketii rezerve ettik onlara.Otelin giris Loby sinde sabah kahvaltisi ;170 dhs. kisi basina odenecek fix menu bir kahvalti iceriyor.Bu pakette aslinda oteli gezdirmek yok ya da belki turla gelirsen oluyordur da bizimkileri gezdiren olmamis ama nereye gidiyorsunuz kimsiniz diyen de olmamis ve odalari dahil heryerii gezmisler.Simdi ee onlar parayi odemis,kahvaltiyi yemis bi guzel de gezmisler sana ne oluyor bu paketin/turun  neresinde sen varsin diyebilirsiniz.Soyle ki ben onlari tur rehberleri olarak otelin icinde kahvalti yapacaklari yere kadar goturdum ve tabii boylece iceri girmis oldum:))Hemde parasiz. Ve simdi siki durun bu olayin en guzel tarafi bu iceri giris isini hicbir para vermeden yapmis olmamdi cunku inanin bana hic degmezmis. Bize gelen herkesi goturmeye calistigimiz One and Only oteller zincirine ait Royal Mirage otelinin ihtisaminin yarisi bile yok icerde.Evet sutunlar mavi sari altin rengi karisimi falan ama yok ben begnmedim ve hatta ayricana mutlu oldum 3 yildir kacirdigimiz ve bizim isteksizligimiz nedeniyle misafirlerimize yardimci olmayarak onlarinda kacirdiklari – ki ozellikle annecim cok istemisti gormeyi ,bir sey yokmus. Gercekten de Dubai de butun otellerin ozellikle giris loby lerinde ihtisam yarisi var ama bunun ki gercekten guzel degil. Ama merak edenler icin yolu ogrendim kahvalti etmek icin para vererek iceri girme hakkiniz var. Bundan sonra isteyenlere bunu da tur programina ekleriz. Ama ben yine tavsiye etmem haberiniz olsun.Hem siz bana 170 dhs kisi basi verin ben size neler bulurum kahvalti da :))
iste boole yani sezonu actik bekleriz efendim:))
Sevgiler herkese…
Zeynep
 

Kasım 29, 2005 Yazan: | Entertainment | Yorum bırakın

Kitap okuyoruz da:))

Merhaba
 
Bugunlerde bircok kitabi ayni zamanda okudugumuzu farkettik:)) Evin her kosesinde birucundan baslanmis ve goruldugunde kaldigmiz yerden okumaya devam ettigimiz kitaplar var:)) Bir cogunu Singapur da ki Uzakdogunun en buyuk kitabevi olmakla unlu Kinokinaya  ve yine uluslararasi bir zincir magaza olan Borders tan almistik.Evde 3 ayri tuvalet oldugu ve her tuvalette en az birer tane olmak kaydi ile,yatak odasi,basrinin spor yaparken okudugu icin ayri bir posette durani,benim Arda yi okuldan almadan onceki park yerinde okudugumu sayarsak en az 10 ayri yerde kitapvar  ve hepsinden biraz biraz devam ediyoruz.
 
Ben burada iki tanesinden bahsedecim simdilik:
 
—–ilk kitabin adi BLINK ;  insanlarin bir olay karsisinda mantiklarini kullanarak bir karar ve veya tepki vermeden cok once adini koyamadiklari bir hisle karari coktan vermis olduklarini inceleyen bir kitap.Yani bizim 6.his dedigimiz,icime dogdu seklinde tanimladigimiz ve ya birkisiye ilk goruste isinamamamiza ve ya acaip kanimizin kaynamasina yol acan  sey,his.Hani okulda hepimizin basina gelmistir,sinavda ilk yazdigim cevap dogruymus,dusundum de degistirdimkeske biraksaymisim  demisizdir muhakkak. Kitapta eldeki bilimsel verilerle orjinalligi dogrulansa da aslinda kopya olan bir eserden bahsediliyor mesela. Unlu arkeologlarin cogu bir yanlislik hissetmisler,ama adini koyup ispat edememisler uzun bir sure o zamanin en iyi sonuc veren testlerinin hepsi de orjinalligini dogruluyormus,ama kopya cikmis sonunda.Tabi adamlarda ben demistim demisler:))
 
simdilik bu kadar okudum bu kitaptan,ilginc birseyler bulursam aktaririm:))
 
2.kitabimizin adi Finding The Open Road
 
 
Bu kitapta da uc arkadas universite bitince ne olcak simdi diye kara kara dusunurken gezelim,gorelim dunyayi belkide okudugumuz meslekleri yapmayi istemiyoruzdur diye karar vermisler ve yollara dusmusler.Iste bir karavan kiralamislar uc ayligina. Ama olayin ciddiyeti soyle bunlar oyle laylaylom gezmeye cikmamislar aslinda. Kendilerine gore basarili isadami/iskadini belirlemisler ve bunlarla roportajlar ayarlamis ona gore turun rotasini ayarlamislar ve yola cikmislar. Yol boyunca da randevularinin izin verdigi olcude   yolda bayirda hoslarina giden su kenari,koy kahvesi ne varsa durup insanlarla sohbet etmisler. Sonra donmusler evlerine ve bakmislar ki herkes bunlardan biraktiklari yerden devam etmelerini istiyor,yani tamam 3 ay tatil yaptiniz gezdiniz gordunuz aferin size hadi bakalim ne okudysaniz o meslege donun de diger yuzbinlerin yaptigi gibi siradan insanlardan olun diyorlarmis.Ama tabii bunlar boyle olamayacaklarini anlamislar simdi cok daha farkli gonullerinin istedigi islerde mutlu mesut yasiyorlarmis. Ve hatta bu kitabi yazmislar ve bir de fon ayirmisla hersene uc universite ogrencisini (yeni mezun) bu olculuga gonderiyorlarmis.Iste ben simdi bu grubun ilk yolculuktaki derlemelerini okuyorum. Aslinda olay basit herkesin yaptigini yapmam beklenirken ben yapmadim kalbimin sesini dinledim,mutlu oldugum isi yapmaya basladim ve bakin Allahim ne de basariliyim seklinde orneklerle dolu. Soyledikleri hicbirsey yeni,hic dusunmediginiz bir sey degil ama yapan yapmis iste. O kendine guven ve mali destek varmis demek ki.
 
Iste boole,ben okuyayim size yazarim:))
 
optum herkesi…
 
 
 
 
 
 
 

Kasım 20, 2005 Yazan: | bu kitabi okurken neler hissettim/dusundum | Yorum bırakın

Ben de Yazacam!

– Gordun mu yazdiklarimi?

– Gordum

– Okudun mu? (E yillar var biliyor artik benim her gordugumu okumadigimi)

– Okudum

– Nasil olmus?

– Cok guzel walla. Imrendim.

– MCan dediki "hic beklemezmis", Elif de "E iyi geziyorsunuz bakalim" diyor. Babam henuz okumadi galiba.

Ve o an caart diye catladim ve ben de dedim ki kendime "lan oglum yillardir isterdin yazmayi, neden simdi baslamayasin?". Ve basliyorum.

___________________

Benim adim Basri oldugu icin oyunun kurallarini ortaya koyup da bundan sonra okuyacaklariniz icin bir beklenti ortaya koymam lazim. Yapmicam.

Benim adim Basri oldugu icin bu yazimda (‘blogumda’ mi demeliydim?) ne gibi konulara deginecegimi en azindan belirtmem lazim. Maalesef onu da yapmicam:)

"I can feel it coming in the air tonight. Oh no. Oh no. Oh no. Oh no." Bazilarinizi SMS ile de baydigim gibi gectigimiz Persembe ogleden sonrasi, aksami, gecesi bu modaydim. Phil Collins Dubai’de. Elini ayagini cekmeden once ciktigi turnesinde dun aksam Dubai’deydi. Gencken sarkinin girisindeki drumlari arka arkaya onlarca defa kaydetmistim, hep geri alip dinlemek zor oluyordu cunku:) Sanirim 50li yaslarda ama jetiyle aybasinda Yunanistanda, gectigimiz haftalarda Lubnan’da ve Israil’de, dun de Dubai’de. Nerden mi biliyorum o ulkeleri gezdigini? Anlaticam birazdan, sabredin.

Dunun onemli basliklarindan birisi de Ataturk’un olum yildonumu olmasiydi. Arda’nin bu konuda cok bilgisi olmamasi hosuma gitmedi. Aslinda duzeltiyorum. Bir miktar bilgisi var. Mersin’e annemleri ziyarete gittigimizde hep beraber benim ilkokuluma, -herkes bilsin- Aliye Pozcu Ilkokulu, ugramistik. Ve orada Arda’ya "bak oglum bu Ataturk, ulkemizi dusmanlardan kurtardi" diyerek bir giris yapmistik. Internetten Turk bayragi indirdim, 2 kopya renkli bastirdim. Ataturk’un cesitli fotograflarini ve Anitkabir’i de yanyana koyup 2 kopya renkli de onlari bastirdim. Sonra da kendimce onemli oldugunu dusundugum Ataturk hakkinda bilinmesi gerekenleri altalta siralayip bastirdim bir kopya ki Zeynep, ben ve Anu benzer seylerden bahsedelim Arda’ya diye. Sonra da aksam yemegi (‘savasi’ da deniyor) sirasinda calistik Ataturk bilgisine. Arda’yi taniyanlar bilir. Hemen yapistirdi tabi "Ataturk’u senin okulunda da gormustuk" diye kerata. Seviyorum Arda’yi. Andik Ata’yi ailece. Siz de andiniz mi?

Simdi anlatacaklakrimla isler biraz karisacak. Hazirlanin. Eski sirketimden bir arkadasim is icin Dubai’ye gelmis. Cok severiz ailece O’nu ve esini. Hatta bu Yunan ciftin dugunu icin Corfu adasina bile gitmistik. Kardes ulkenin guzel insanlari Spiros ve Georgina. Iki hafta once Dubai’delerdi ama ben seyahat ettigim icin gorememistim (gerci onlar Zeynep ve Arda ile gezmislerdi beraber). Spiros soyledi Phil Collins’in ay basinda Atina’da oldugunu. Spiros’la da Arda ve Ataturk dersini konustuk disari cikinca. Birbirimizi hic politik konularda kirmadik simdiye kadar. Cok guzeldi sohbet. Tabi sasirabilirsiniz bunlarin hepsini Persembe gunu nasil yaptiniz diye. Bilenler bilir, biz burada Cuma ve C.tesi tatil oldugumuz icin Persembe geceleri biraz gec biter, sabah 3-5 arasi 🙂

____________________

Bilenler bilir Peter Drucker’i. Kisaca "Management Guru" (detaylarini baska birgun anlatirim). Bugunlerde hergun bir sayfa okuyoruz Drucker’dan gecen haftanin beni etkileyen basliklarindan birisi Drucker’in sirket yoneticileri icin onerdigi aylik birseyleri yoketme onerisiydi. Kisaca ayda bir gun "hangi bolumu, hangi urunu, hangi servisi yoketmeliyiz?, nasil?" gibi sorularin tartisildigi bir toplanti oneriyordu. Detaylarina girmek istemiyorum ama tabii ki zevk icin degil sirketin gelecegi acisindan uretkenlik/karlilik/degisen stratejiler geregi yapilmasi gereken yoketmelerden bahsediyor Drucker. Dusundum. Biz de ayda bir defa ozel hayatimizda yillardir bizimle beraber giden ama artik bize zarar veren ya da hicbir yarar saglamayan bir konu/kisi ya da herhangi birseyden kurtulsak! Oradan kazandigimiz zaman/para/vb. bizi ve cevremizdekileri daha mutlu edecek baska birsey icin kullansak, ne guzel olur degil mi? Ne dersiniz?

____________________

Bu ilk denemeydi. Burada bitti. Yorumlarinizi beklerim. Kendinize iyi bakin.

Basri

Kasım 11, 2005 Yazan: | Uncategorized | 3 Yorum

Singapur

Üç yıldır Dubai’de yaşıyoruz. Bayram tatili gibi Türkiye’deki sevdiklerimizin (ve bizi sevenlerin tabii) Dubai’ye gelebilecekleri izin dönemlerinde onları burada görmekten büyük zevk alıyoruz. Ancak iki yıl önce hazırlıksız yakalandık ve uzun bir Ramazan Bayramı döneminde kimsenin gelmedi ve biz çok sıkıldık, keşke bir seyahat falan planlasaymışız diye hayıflandık. Hal böyle oluncada karar verdik. Eğer o tatilde kimse gelmiyorsa biz de Dubai’de durmayalım dedik. Ancak biz bu kararı verdikten sonra hiç bos kalmadık ,sağ olun hep yanımızda idiniz.

Bu sene sırası gelen arkadaşlar Ramazan Bayramının yaz tatiline çok yakın olması sebebiyle havaya giremediklerini ve de bize gelemeyeceklerini söyleyince iş başa düştü. Kendimize bir plan yapmalıydık. Uzak Doğu uçuşları için Türkiye’den yola çıktığınızda genelde Dubai’de aktarma yapılıyor. Bu durumda biz de yolun bir kısmını zaten gelmişiz bari kalanına gidip bir bakalım düşüncesi ile bakındık. Dubai’nin kendisine örnek aldığı Singapur’a gitmeye karar verdik. Emirates Holidays ile görüştük ve  uçak+otel paketi aldik.1 Kasım’da Dubai’den çıkış yaptık,6 Kasım’da da geri döndük. Tabi aramızdaki 4 saatlik farkla Singapur’da 5 gün dolu dolu kalmış olduk. Planı yaparken fark etmemiştik ama tarihler bizim 10. Evlilik yıldönümümüze de denk gelmiş oldu. Çifte bayram oldu yani.

Singapur öncelikle özellikle Dubai’nin sarı sıcak çöllerinden sonra fazlayla yeşil. Sokakta orkideler bizim papatyalar misali açıyorlar. Bahçe tasarım ve bakımına pek meraklılar, özel önem vermişler. Turistler için ille de gidin görün denilen botanik parklar var. Ama Arda’nın yaşı henüz orkideleri takdir edecek aşamada olmadığı için biz rotamızı hayvanat bahçesine cevirdik.

Singapur Hayvanat Bahçesi hayvanların kafesler arkasında olmaması sebebiyle ünlü imiş, biz bilmiyorduk. Gidip görene kadarda insan inanamıyor. Evet gerçekten de hayvanlar ki buna aslanlar da dahil herhangi bir kafeste değiller. Oldukça geniş bir araziye serpiştirilmişler ve gayet rahat davranıyorlar. Kafes yok ama her hayvan grubunun kendine ait bir bölgesi var ziyaretçilerin göremediği bir koruma sistemi ile de birbirlerine ulaşmaları engellenmiş. Zaten aç olmadıkları için de hiçbiri diğerinin alanına bulaşma ihtiyacı hissetmiyormuş. Biz aman da ne güzelmiş diye insanlar için ayrılmış yollarda yürüyerek gezmeye başladık. Hatta bir de gece turu varmış ona da bilet aldık. Gündüzü yetmez bir de gece rahatsız edelim hayvancıkları diye düşünmemişizdir herhalde ama gün içinde başımızdan geçen olaya rağmen gece turuna katılmakta ısrar etmemiz ayrı bir durum. Merak bu olsa gerek.

Arazi çok büyük, biz de küçük adımlarla yürüyor olunca yorulmuştuk. Denk geldi, en sevdiğim hayvan olan zürafaların olduğu bölgede bir bank bulduk. Arda ve ben bankta oturmuş manzaranın keyfini çıkartıyorduk ki yakınımda bir yabancı cisim hissettim. Sağ tarafımda, yanı başımda diyebilirim hatta, bir Lama vardı. Ben aa açık alan dedik ama bu da biraz fazla rahatmış yahu düşüncesi ile irkiliyorum ama güzel bir enstantane olur diye de Basri’ye bizi çeksene demek için kafamı ondan yöne çeviriyorum. Ama Basri’nin arkasındaki bir adama gözüm takılıyor. Adam, ki meğer hayvanat bahçesinin görevlisi imiş, bize olabileceği en sakin ses tonu ile bulunduğumuz yerden acilen uzaklaşmamızı ama bunu da koşmadan ama hızlı adımlarla yapmamızı söylüyor. Koşmayın kısmına özellikle vurgu yapıyor. Adamın söylediklerini kulaklarım beynime aktarırken gözlerim ilerdeki tepecikten bulunduğumuz tarafa bakan aslanları görüyor. Yol boyu gelirken seslerini duymuştuk ama henüz onların kısmına geçmemiştik. Aslanlarla Lama bakışıyorlar aslında bizimle ilgilendikleri yok ama olurda biri panikleyip koşarsa ortalık karışacak, orası kesin. Bunu sadece beynim değil iliklerim de anlıyor artık. Banktan kalkıp, bir yandan pusete eşyaları yükleyip, bir yandan da Arda’yı da kucakladığımız gibi uzaklaşıyoruz. Biz uzaklaşırken diğer görevliler de geliyor. Hepsi neler olabileceğinin farkında ve hayvanlarını nasıl ürkütmeden ve korkunç sonuçlara yol açmadan kurtarma telaşındalardı. Hayvanlar ise, yedi sekiz tane aslan ve bir lama, bir gariplik var bu işte, ne yapmalıyız şimdi diye düşünüyorlardı herhalde çünkü bir sure bakıştılar sonra lama çok da hızlı olmayan adımlarla yürümeye devam etti. Peşinden de görevliler. Aslanlar ise arkasından bakakaldılar. Aradan ne kadar süre geçti bilemiyorum ama daha sonra lamayı yakalanmış olarak, sakince görevliler arasında yürürken gördük. Bu arada insan tekrar tekrar düşündükçe olayın ciddiyetini daha iyi anlıyor aslında. Ertesi günün gazetelerinde, çok korunaklı olduğu iddia edilen hayvanat bahçesinde aslanlar ziyaretçilere saldırdı diye bir arka sayfa haberi okumanız ve aaa Türkler de varmış demeniz işten değildi yani.

Neyse kimseye bir şey olmadan atlattık ve gece turunu bekledik. Tur treni hani yanları açık, yavaş yavaş giden gezinti trenlerinden. Karanlıkta ilerliyorsunuz, pek de bir şey gördüğünüz yok aslında. Rehber kişisi yanından geçtiğimiz hayvan hakkında bilgi veriyor. O zaman ögreniyoruz aslanlar mesela yirmi dört saatlik bir surecin sadece dört saatini avlanma ve yemek için kullanırlarmış ve tok oldukları için de mesela gün içinde gezinmekte olan insanlara sataşmazlarmış.

Maceralı hayvanat bahçesi ziyaretimizden sonraki gün için planımız Sentosa Adası denilen bir adaya gitmekti. Aslında Singapur’a bağlı 63 ada varmış ki kendisi de bir ada devlet zaten. Sentosa Adasina teleferik ile geçtik. Manzara büyüleyici idi. Buraya da sualtı dünyasını gösterdikleri bir Akvaryum yapmışlar. Akvaryumun farklı ve etkileyici olma sebebi içinde koridorlar açılmış insanlar geçebilsin diye. Yürüyerek koridorda gezerken de cam duvarların arkasındaki balıkları görebiliyorsun. Bilumum köpekbalığı türlerinden örnekler var. Artık onlar mı bizi izliyor yoksa koridorda tam bir balık istifi şeklinde ilerlemeye çalışan ziyaretçiler mi  onları izliyor bilmiyorum  ama kapalı yerde kalabalık bir grupla kalmaktan ürküyorsanız hiç gereği yok balıkları da görmeyin bari.

Bunların yanı sıra Singapur’da kültür, sanat etkinliklerinin hepsi var. Bölgenin en büyük kitabevi olan Kinokuniya ile burada tanışıyoruz ve çok çok seviyoruz. Beni etkileyen en güzel yanı çocukların ve herkesin oturup da okuyabileceği koltuklar konulmuş olması. Tabii sayıca yeterli değiller ve zaten burası bir kütüphane de değil ama insanların içeride uzun sure geçirebilmeleri için oldukça rahat hissettiren bir ortam yaratılmış, koltuk bulamayanlar pencere kenarlarında ya da hatta halı kaplı yerlere oturarak okuyor, göz gezdiriyor elindeki kitaplara. Hiç kimse hiçbir şeyi almak mecburi değil. Dükkânın önünü kapatıyorsun, almayacaksanız kalabalık etmeyin diyen de yok.

Singapur böyle bir yer turist gözüyle. Yaşaması farklıdır diye düşünüyorum çünkü oldukça ilginç kuralları var. Mesela sakız çiğnemek yasak. Hatta o kadar yasak ki ülkede sakız satışı yok. Akıllıca tabii yerlere atılan sakızları temizlemekle uğraşmıyorsun böylece. Sonra güvercinleri beslemek de yasak. Araba sayısı da kısıtlı. İsteyen dileyen herkesin arabası olamıyor. Toplu taşıma konusunu gayet iyi çözmüşler. Metro istasyonlarının yeraltında trenlere giden alanlarını da çarşı olarak kullanmayı akıl etmişler ve yüzölçümü çok da büyük olmayan bir ülkenin derinliğinden de faydalanmışlar.

Memlekete çok uzakmış yoksa sevmiştik aslında diyerek Dubai’ye dönüyoruz. Zaten birçok açıdan Dubai ile Singapur birbirine benziyor. Her ikisi de bölgelerinin ticaret ve eğlence merkezi olmaya çalışıyorlar, Emirates havayolları Singapur havayollarını örnek alıyor, şehir içindeki binalar falan gerçektende benziyorlar birbirlerine. Ama benim gözlerim eve giden yolda, içinde bulunduğum aracın camından bakarken bir boşluk bir eksiklik hissediyor. Bir gariplik var diyorum ve sanırım bunu sesli söylemiş olmalıyım ki Basri, ağaçlar yok diyor. Evet Singapur her şeyden de öte bizim için en koyusundan yeşille tanıştığımız yer olarak hatıralarımıza kaydediliyor.

Umarım sizlerde gidersiniz ama unutmayın direk uçmak uzun olur. Dubai de stopover yapıp bizi görmeyi unutmayın.

Kasım 10, 2005 Yazan: | GEZGIN DOGANS | 1 Yorum