Gezgin Doganlar

Zeynep anlatiyor

Singapur

Üç yıldır Dubai’de yaşıyoruz. Bayram tatili gibi Türkiye’deki sevdiklerimizin (ve bizi sevenlerin tabii) Dubai’ye gelebilecekleri izin dönemlerinde onları burada görmekten büyük zevk alıyoruz. Ancak iki yıl önce hazırlıksız yakalandık ve uzun bir Ramazan Bayramı döneminde kimsenin gelmedi ve biz çok sıkıldık, keşke bir seyahat falan planlasaymışız diye hayıflandık. Hal böyle oluncada karar verdik. Eğer o tatilde kimse gelmiyorsa biz de Dubai’de durmayalım dedik. Ancak biz bu kararı verdikten sonra hiç bos kalmadık ,sağ olun hep yanımızda idiniz.

Bu sene sırası gelen arkadaşlar Ramazan Bayramının yaz tatiline çok yakın olması sebebiyle havaya giremediklerini ve de bize gelemeyeceklerini söyleyince iş başa düştü. Kendimize bir plan yapmalıydık. Uzak Doğu uçuşları için Türkiye’den yola çıktığınızda genelde Dubai’de aktarma yapılıyor. Bu durumda biz de yolun bir kısmını zaten gelmişiz bari kalanına gidip bir bakalım düşüncesi ile bakındık. Dubai’nin kendisine örnek aldığı Singapur’a gitmeye karar verdik. Emirates Holidays ile görüştük ve  uçak+otel paketi aldik.1 Kasım’da Dubai’den çıkış yaptık,6 Kasım’da da geri döndük. Tabi aramızdaki 4 saatlik farkla Singapur’da 5 gün dolu dolu kalmış olduk. Planı yaparken fark etmemiştik ama tarihler bizim 10. Evlilik yıldönümümüze de denk gelmiş oldu. Çifte bayram oldu yani.

Singapur öncelikle özellikle Dubai’nin sarı sıcak çöllerinden sonra fazlayla yeşil. Sokakta orkideler bizim papatyalar misali açıyorlar. Bahçe tasarım ve bakımına pek meraklılar, özel önem vermişler. Turistler için ille de gidin görün denilen botanik parklar var. Ama Arda’nın yaşı henüz orkideleri takdir edecek aşamada olmadığı için biz rotamızı hayvanat bahçesine cevirdik.

Singapur Hayvanat Bahçesi hayvanların kafesler arkasında olmaması sebebiyle ünlü imiş, biz bilmiyorduk. Gidip görene kadarda insan inanamıyor. Evet gerçekten de hayvanlar ki buna aslanlar da dahil herhangi bir kafeste değiller. Oldukça geniş bir araziye serpiştirilmişler ve gayet rahat davranıyorlar. Kafes yok ama her hayvan grubunun kendine ait bir bölgesi var ziyaretçilerin göremediği bir koruma sistemi ile de birbirlerine ulaşmaları engellenmiş. Zaten aç olmadıkları için de hiçbiri diğerinin alanına bulaşma ihtiyacı hissetmiyormuş. Biz aman da ne güzelmiş diye insanlar için ayrılmış yollarda yürüyerek gezmeye başladık. Hatta bir de gece turu varmış ona da bilet aldık. Gündüzü yetmez bir de gece rahatsız edelim hayvancıkları diye düşünmemişizdir herhalde ama gün içinde başımızdan geçen olaya rağmen gece turuna katılmakta ısrar etmemiz ayrı bir durum. Merak bu olsa gerek.

Arazi çok büyük, biz de küçük adımlarla yürüyor olunca yorulmuştuk. Denk geldi, en sevdiğim hayvan olan zürafaların olduğu bölgede bir bank bulduk. Arda ve ben bankta oturmuş manzaranın keyfini çıkartıyorduk ki yakınımda bir yabancı cisim hissettim. Sağ tarafımda, yanı başımda diyebilirim hatta, bir Lama vardı. Ben aa açık alan dedik ama bu da biraz fazla rahatmış yahu düşüncesi ile irkiliyorum ama güzel bir enstantane olur diye de Basri’ye bizi çeksene demek için kafamı ondan yöne çeviriyorum. Ama Basri’nin arkasındaki bir adama gözüm takılıyor. Adam, ki meğer hayvanat bahçesinin görevlisi imiş, bize olabileceği en sakin ses tonu ile bulunduğumuz yerden acilen uzaklaşmamızı ama bunu da koşmadan ama hızlı adımlarla yapmamızı söylüyor. Koşmayın kısmına özellikle vurgu yapıyor. Adamın söylediklerini kulaklarım beynime aktarırken gözlerim ilerdeki tepecikten bulunduğumuz tarafa bakan aslanları görüyor. Yol boyu gelirken seslerini duymuştuk ama henüz onların kısmına geçmemiştik. Aslanlarla Lama bakışıyorlar aslında bizimle ilgilendikleri yok ama olurda biri panikleyip koşarsa ortalık karışacak, orası kesin. Bunu sadece beynim değil iliklerim de anlıyor artık. Banktan kalkıp, bir yandan pusete eşyaları yükleyip, bir yandan da Arda’yı da kucakladığımız gibi uzaklaşıyoruz. Biz uzaklaşırken diğer görevliler de geliyor. Hepsi neler olabileceğinin farkında ve hayvanlarını nasıl ürkütmeden ve korkunç sonuçlara yol açmadan kurtarma telaşındalardı. Hayvanlar ise, yedi sekiz tane aslan ve bir lama, bir gariplik var bu işte, ne yapmalıyız şimdi diye düşünüyorlardı herhalde çünkü bir sure bakıştılar sonra lama çok da hızlı olmayan adımlarla yürümeye devam etti. Peşinden de görevliler. Aslanlar ise arkasından bakakaldılar. Aradan ne kadar süre geçti bilemiyorum ama daha sonra lamayı yakalanmış olarak, sakince görevliler arasında yürürken gördük. Bu arada insan tekrar tekrar düşündükçe olayın ciddiyetini daha iyi anlıyor aslında. Ertesi günün gazetelerinde, çok korunaklı olduğu iddia edilen hayvanat bahçesinde aslanlar ziyaretçilere saldırdı diye bir arka sayfa haberi okumanız ve aaa Türkler de varmış demeniz işten değildi yani.

Neyse kimseye bir şey olmadan atlattık ve gece turunu bekledik. Tur treni hani yanları açık, yavaş yavaş giden gezinti trenlerinden. Karanlıkta ilerliyorsunuz, pek de bir şey gördüğünüz yok aslında. Rehber kişisi yanından geçtiğimiz hayvan hakkında bilgi veriyor. O zaman ögreniyoruz aslanlar mesela yirmi dört saatlik bir surecin sadece dört saatini avlanma ve yemek için kullanırlarmış ve tok oldukları için de mesela gün içinde gezinmekte olan insanlara sataşmazlarmış.

Maceralı hayvanat bahçesi ziyaretimizden sonraki gün için planımız Sentosa Adası denilen bir adaya gitmekti. Aslında Singapur’a bağlı 63 ada varmış ki kendisi de bir ada devlet zaten. Sentosa Adasina teleferik ile geçtik. Manzara büyüleyici idi. Buraya da sualtı dünyasını gösterdikleri bir Akvaryum yapmışlar. Akvaryumun farklı ve etkileyici olma sebebi içinde koridorlar açılmış insanlar geçebilsin diye. Yürüyerek koridorda gezerken de cam duvarların arkasındaki balıkları görebiliyorsun. Bilumum köpekbalığı türlerinden örnekler var. Artık onlar mı bizi izliyor yoksa koridorda tam bir balık istifi şeklinde ilerlemeye çalışan ziyaretçiler mi  onları izliyor bilmiyorum  ama kapalı yerde kalabalık bir grupla kalmaktan ürküyorsanız hiç gereği yok balıkları da görmeyin bari.

Bunların yanı sıra Singapur’da kültür, sanat etkinliklerinin hepsi var. Bölgenin en büyük kitabevi olan Kinokuniya ile burada tanışıyoruz ve çok çok seviyoruz. Beni etkileyen en güzel yanı çocukların ve herkesin oturup da okuyabileceği koltuklar konulmuş olması. Tabii sayıca yeterli değiller ve zaten burası bir kütüphane de değil ama insanların içeride uzun sure geçirebilmeleri için oldukça rahat hissettiren bir ortam yaratılmış, koltuk bulamayanlar pencere kenarlarında ya da hatta halı kaplı yerlere oturarak okuyor, göz gezdiriyor elindeki kitaplara. Hiç kimse hiçbir şeyi almak mecburi değil. Dükkânın önünü kapatıyorsun, almayacaksanız kalabalık etmeyin diyen de yok.

Singapur böyle bir yer turist gözüyle. Yaşaması farklıdır diye düşünüyorum çünkü oldukça ilginç kuralları var. Mesela sakız çiğnemek yasak. Hatta o kadar yasak ki ülkede sakız satışı yok. Akıllıca tabii yerlere atılan sakızları temizlemekle uğraşmıyorsun böylece. Sonra güvercinleri beslemek de yasak. Araba sayısı da kısıtlı. İsteyen dileyen herkesin arabası olamıyor. Toplu taşıma konusunu gayet iyi çözmüşler. Metro istasyonlarının yeraltında trenlere giden alanlarını da çarşı olarak kullanmayı akıl etmişler ve yüzölçümü çok da büyük olmayan bir ülkenin derinliğinden de faydalanmışlar.

Memlekete çok uzakmış yoksa sevmiştik aslında diyerek Dubai’ye dönüyoruz. Zaten birçok açıdan Dubai ile Singapur birbirine benziyor. Her ikisi de bölgelerinin ticaret ve eğlence merkezi olmaya çalışıyorlar, Emirates havayolları Singapur havayollarını örnek alıyor, şehir içindeki binalar falan gerçektende benziyorlar birbirlerine. Ama benim gözlerim eve giden yolda, içinde bulunduğum aracın camından bakarken bir boşluk bir eksiklik hissediyor. Bir gariplik var diyorum ve sanırım bunu sesli söylemiş olmalıyım ki Basri, ağaçlar yok diyor. Evet Singapur her şeyden de öte bizim için en koyusundan yeşille tanıştığımız yer olarak hatıralarımıza kaydediliyor.

Umarım sizlerde gidersiniz ama unutmayın direk uçmak uzun olur. Dubai de stopover yapıp bizi görmeyi unutmayın.

Kasım 10, 2005 - Yazan: | GEZGIN DOGANS

1 Yorum »

  1. Yani diyorsun ki Zeynep, Singapur hayvanat bahçesinde itleri salıp taşları bağlamışlar, gitmeyelim yani… Orada Global Village var mı?

    Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı Yorum tarafından M.Devrim | Kasım 21, 2005 | Cevapla


Yorum bırakın