Gezgin Doganlar

Zeynep anlatiyor

KIZY ADASINDA ZAVALLI TÜRKLER

KIZY ADASINDA ZAVALLI TÜRKLER!!!!!mi acaba!

 

Sabah 6 da uyandık.  Bugünün programı çok erken başlayacak. 8 de KİRSCH adasını gezmek üzere gemiden ayrılmamız gerek. Akşam bu gezi hakkında  konuşulurken adanın aynı anda gezilemeyecek kadar küçük olduğu ve gruplar halinde gezip gemiye geri dönüleceği  bilgisi tartışılıyordu. Söylentilere göre sabahın köründe ilk  grup olarak bizi yani Türk grubunun öne sürüleceği  ve diğer gruplar olan Avrupalı ekiplerin daha geç kalkma lüksüne sahip olacakları şeklindeydi. Mızıldanmalar zaten Kore de de ön saflara sürmüştü bunlar bizi seklinde ilerledi. Oysa elimdeki programda  önce esirler sonra prensler şeklinde bir not yazmıyordu  sadece sabah 8:15 de gemiden kesin ayrılmaca yazıyordu bir de 11:15 tekı dönüş saati tabii.  Galiba ben Arda ile uyurken kaçırdığım bilgilendirme toplantısından edinilen bilgi ile böyle olmuştu.

Sabah 7*30 da hemen herkes hazır. Ana Kraliçe yani turun Rusya daki  rehberi  dıyeceğim hanım bir anons ile 8*15 de dışarı çıkılacak diyor. Biz hazırız ama kapı ağzında beklemeyelim diye odada oyalanıyoruz. Yine de dayanamayıp 8 de cıktığımız da ne görelim bütün gemi coktan boşalmış. Bir tek bizim gruptan ses ve görüntü yok.  Neyse sonunda toplanıyoruz. Ama bu arada adada rehberlik edecek kişilerde  tüm gruplara dağıtılmış. Bir tek üvey evlat biziz ya bizim grubun rehberi ortada yok. Hatta grubun asıl lideri taa Adanalardan bizimle gelen rehberimiz  bile kayıplarda. Mutsuzluk dizboyu. Neden biz şeklinde  söyleniyor herkes. Bu arada akşamki milliyetçi duygularla karşılanan ve de karışıklığa yol açan gruplara ayrılma olayı da açıklığa kavuşuyor. Kizy adası bir açık hava müzesi ve küçük gruplar halinde bir rehber eşliğinde gezmemiz gerekiyor ve diğer gruplar rehberlerini de almışlar yola çıkmak üzere hazırlar.Peşlerinden gitme isteği  tipik empati karamsarlık duyguları ilee gitsek mi kalsak mı derken önümüzdekileri  takiediyoruz. Sürüden ayrılmayacağız ya!!!

 

Sansımıza hava güzel. Hatta Sıbırya soğuğu beklerken bahar havası ile karşılaşıyoruz.

Grup Kırsch adasından etkilenmiş ancak asıl etkiyi rehberimiz yaratıyor. Çünkü müzeden bize özel verilen rehberimiz Turkce konuşabiliyor. İlk söylediği HATAM OLURSA ÖZÜR DİLERİM oluyor. Grupçak kanımız kaynıyor.  şünsenize Ruısya nın kuzeyınde bir adacıkta tüm uıygarlık bizi terk etmiş bize ne olacak diye beklerken bir güzel genç bize kendi dilimizde her istediğimizi anlatıyor. Araya bir başka tercüman almama rahatlıgı ile her şeyi sorabiliyoruz.

 KIRSCH aslinda bir adalar toplululugu icinde ve de UN tarafından korunmaya alınmış  doğası ve sahip olduğu ahsap evleri ve  ilginç kilisesi ile görülmeye değer bir yer.  Tek bir çivi bile kullanılmadan yapılmış ahsap kilisenin fotografını  koyuyorum. Efsaneye göre kiliseyi yapan tek kişi imiş ve de  inşaat bitince kullandığı baltayı nehire atmışş. Rehberimiz Alexy nin anlatımına göre çam ağaçları kış aylarında kesilirmiş ve de inşaatta kullanılırmış. Kilisenin kulelerinin görünümü sanki gümüş kaplama kullanılmış gibi ama sadece sadece ahsap kullanılmış tam detayını bilemiyorum ama yine bu çam ağaçlarının farklı kesilmiş kerestelerinin kullanılması ile elde edilmişmiş Yapımında hiç çivi kullanılmamış olmaması da ayrı bir ilginç tarafı.Bizim gördüğümüz çiviler restorasyonda kullanılıyormuş orjinalden değilmiş.  Resimde gördüğünüz iki ayrı binanın bir tanesi Kışlık Kilise diğeri yazlıkmış.

Bu ada nın müze kısmı bir de köy halkının olduğu ve şu anda 69 kişinin yaşadığı köyü de var. Resimde gördüğünüz ahşap evlerde hayvanları ve de tekneleri ile beraber yaşıyorlarmıış. Iklımın sertliği her türlü ihtiyacı ev içinde gidermeye yöneltmiş. Ama banyo/tuvalet  için nehrin kenarında küçük barakaları var. Evde en ilgimizi çeken yer ocak olarak kullanılan alan.Adı İZBA olan bu ocak aslında duvar içine oyulmuş bır odun fırını. İlginç kısmı ise bu fırının üst kısmı duz yapılmıs ve yaşlılar ve de çocuklar için yatak olarak kullanılıyormuş en sıcak alan olarak.

 

Ev içindeki yerleşimde dini olarak kutsandığı düşünülen evin  tek köşesi her türlü önemli işin yapıldığı en aydınlık mekan olarak belirlenmiş. Hatta bu köşeye dini bir sembolde konulmuş.

Alexy tarım da yapıldığını söylüyor ancak belki köyde yapılıyprdur çünkü müze kısmında tarıma elverişli bir alan göremedik.

Turun sonunda kimse bize neden kötü davranıldı demiyor diyemiyor. Hatta herkesin yüzünde ayrıcalıklı olmanın tebessümü var. Kendimize güvenimiz geri geldi ikinci bir emre kadar da orada kalacak. 

Ağustos 7, 2007 Yazan: | GEZGIN DOGANS | Yorum bırakın

Kanbersiz dugun bizsiz gezi olur mu? OLMAZ!!!!

Bu sene annemlerin ne zaman geliyorsun sorusu meğerse aslında kendi tatil planlarını yapabilmeleri içinmiş.  Meğer onlar Haziran sonunda St. Petersburg- Moskova  arasında  gemi ile BEYAZ GECELER  turu yapmayı planlamaktalarmış. Ee kanbersiz düğün olmaz dedik ve de Arda ile hemen ucundan yakaladık teklifin. Okul 21 Haziran da kapandı biz 22 Haziran sabahı  İstanbul da hazır ve de nazır idik.

THY nin 401 sefer sayılı St Petersburg uçağına bindiğimizde bu yöne giden tek grubun biz olmadığımızı anladım. Eğlence gemiye kadar beklemeyecek ve uçakta başlayacaktı. St.Petersburg –Moskova arasındaki  turların tren,uçak ve ya gemi  aktarmalı olmak üzere üç ayrı  türü varmış.  Ve işte bu üç ayrı tur grubunuda tek uçak İstanbuldan Petersburga götürüyordu.  Bu seçilmiş uçağa binene kadar en az bir aktarma yapılmış olduğu için grup içi kaynaşma sağlanmıştı. Sırada gruplararası iletişim vardı. Önce klasik ne tarafa sorusu yani hangi turla demek istiyorum. Ellerde diğer grubun programları ve tabii ki fiyatları ve bu fiyata ne dahil tarzı detaya inmeler. Bu arada gündüz yapılan yolculuk sebebiyle aslında vaadedilen gün sayısındaki eksikliğin yeni anlaşılmasıda cabası. Uçağın arka tarafında tam bir kadınlar hamamı var. Zaten uçakta küçük öyle fazla uzağa da kaçamıyorsunuz hani.

Sonra yemek servisi başladı. Servisin başladığını görünce acıkmış olduklarını anladılar ve bu seferde yemek neden hemen onlara servis yapılmıyorki söylenmeleri başladı. Bu arada çok seyahat edenler bilir ki THY de servis istemek boşuna cabalamaktır. Genelde sizi duymayacak olan hosteslerin vicdanına bırakılmışsınızdır. Ancak bu uçakta ben yanılıyorum. Uçakta hemen hiçbir  aksesuarın olmaması güleryüzlü servis elemanları sayesinde unutturuluyor. Hatta adı Tuba olan kızcağız elinden geldiğince o gülümsemeyi hiç bırakmadan hemen geliyorum diye sözler bile veriyor. Ama bu grup psikolojisi ile kendine güveni bir ton olmuş teyzeler onu rahat bırakmıyorlar. istemeye seslenmeye devam ediyorlar. İnsanların grupiçindeki özgüveni ise görülmeye değer.  Bazı yolcuların Hosteslerden  istedikleri servisi normalde bir  altın gününde arkadaşlarından  isteyemeyeceklerinden eminim.   Ama en büyük yüzsüzlüğü çay kahve servisi sırasında görüyoruz. Tuba yine tüm şirinliği ile "Ben size çay tavsiye etmiyorum çaylar sallama çay kahve vereyim ben size" diyor. Teyze  kendisine serviste kusur etmeyen kızı yakalamış "Ay acaba çicek çayı var mıdır?" diyor. Tuba akıllanmıyor ve "olmaz ki olsa olsa benim çantamda belki çıkar" diye şaşkın bir cevap veriyor ve teyze bir atmaca keskinliğinde  "Ihlamur olursa iki tane isterim" diyor.  Tuba şaşkın ama çantasına bakacağından eminiz.  Ihlamur var mıydı bilemiyorum ama Tuba nın bu hislerle bu sektör de fazla kalamayacağını tahmin edebiliyorum.

                                                         

Veeee 3 saatlik yolculuk sonunda yağmurlu bir Petersburg havaalanı bizi karşılıyor.

1 saat kadar pasaportta beklerken dışarda en az bir saatimiz daha olduğunu bilemiıyoruz tabii. Bizi karşılayan rehber  hanım elimizdeki dövizi havaalanında değiştirmemiz gerektiğini  önümüzdeki günlerde exchange yaptırmamızın zor olacağını söylüyor.Havaalanında   beklediğimiz extra 1. saatin sonunda exchange ofisin parası bitiyor ve parasını bozduramamışların şaşkınlığını da alıp bizi gemimize götürecek otobüslere biniyoruz. 

Ağustos 2, 2007 Yazan: | GEZGIN DOGANS | Yorum bırakın