Mamma Mia- 24 Kasim 2008
Bugün 24 Kasım 2008. Hemen hemen iki ay önceden planladığımız bir buluşmamız olacak arkadaşlarla, Mamma Mia adlı ünlü müzikali görmeye gidiyoruz. Sırf hanımlardan oluşan grubumuz yavru kuşlarını emin ellerde (babalarına )bırakabilmeyi başarmanın verdiği mutlulukla bir heyecan Londranın yolunu tutmuş çoktan
Bu özel günün planını hemen hemen iki ay önceden yaptık. Bir Eylül akşami Hatice nin evinde yaptığımız , piiama partisinde
karar vermis ve de hemencecik takvimlerimize işaretlemiştik (bu ülkede takvimler ve önceden planlamak çok önemli) 24 Kasım, hem herkese uyan tek gün hem de Hatice’nin doğumgünü için ideal bir kutlama olur![]()
Neyse müzikal Londra’da ya biz 5 bayan Oxford tan Banu, Surrey den Fusun , Maidenhead ten Fıgen, Windsor dan Hatice ve Twyford tan ben çeşitli tren yolculukları ile Londra’ya ulaştık. Müzikal öncesi bir şeyler yemek için TGI Friday’s te oturduk, bu arada ekip Londradaki elemanımız Canan’ında aramıza katılması ile tamamlandı. Garsonunda yardımıyla gırgır şamata bir yemek yedik, evet biraz da içtik![]()
Bir heyecan tiyatroya giriyoruz.Cok uzun zaman olmuş benim için şöyle güzel bir oyun seyretmeyeli değil ki kaliteli bir müzikal. Acaip mutlu ve heyecanlıyım. Konusunu bile bilmiyorum( filmini ısrarla seyretmedim) ki bunu seviyorum, bir beklentim yok orada olmam yeterli benim için.
Bu hislerle başladığım müzikalden muhtesem bir gösteri izlemiş olmanın mutluluğu ve de tatmini ile çıkıyorum. Gerçektende oynayanların performansı takdire değerdi. Komik ama ben Mamma Mia ve ABBA nın eserleri ilişkisinden bile habersizdim, yıllardır orada burada dinlediğim şarkıların birbiri ardına söylenmesi ayrı bir güzellikti… Bu arada Füsun bize en ön sırayı baya uygun bir fiyata bulmayı da basarmıştı ama açıkçası orkestranın hemen yanında oturacağımızı da hiç tahmin etmemistik. Böylece gösteride rol alan herkesi görmüş olduk. Hatta sahne altında yer olmadığı için ayrı bir oda da olan baterist ile orkestra şefinin birbirlerini kameradan izlediklerini de görmüş olduk….
Çıkışta günlük monoton yaşantımızdan farklı birşeyler yapmış olmanın dayanılmaz hafifliği ile evlerimize yine çeşitli tren yolculuklarını kullanarak dilimizde şarkılar aklımızda yine yapsak ya düşünceleri ile döndük.![]()
Hayatinizdaki hic bir dakikayi kacirmayin sonra uzulursunuz!
Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder.
Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider.
Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.
En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar.
Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz.
Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell’in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston’da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı…
Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell’in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır. Sorgulanan şeyler; sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz? Durup ondan keyif alıyor muyuz? Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz? İdi…
Bu deneyden çıkarılacak kıssadan hisse ise, dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, başka neleri kaçırıyoruz acaba?
Joshua Bell metroda çalarken adli bu yazi bana mail grubumdan geldi, paylasmak ve unutmamak icin hemen buraya almışım sanırım 2009 yılında. Belliki çok etkilenmişim.
Şimdi sene olmuş 2024.
Bu yazıda bahsi geçen olay üzerine yazılan iletiler ile karşılaştım bol bol bu arada gecen sürede. O ilk heyecanı vermiyor bana ve hatta sevmiyorum da bu diğer insanlara yüklenen suçlamayı da. Bir durup dinlemediniz diyor ya..
Peki sorarım size bir insan neden metrodadır.. en basiti evine gidiyordur, ya da işine. Yani aylak aylak duracak zamanı yok.. yakalaması bir tren var ki ailesine hızlıca ulaşabilsin ve az olan zamanını sevdikleri ile beraber geçirsin.
Metroda ve de şehrin sokaklarında çalan müzisyenlere teşekkür ediyorum, hoş bir seda olarak kalıyorlar aklımızda. Eksiklikleri kesinlikle farkediliyor bunu da bilsinler hatta.
O ilk yazıyı yazan kişi bu müzik gelip geçenlerde nasıl bir etki yapmış olabilir diye araştırmamış. Bir sosyal deney yapılmış evet ama adamın önünden geçen kişileri ilerde durdurup biraz önce duydunuz, farkettiniz mi diye sormuşlar mı, yok öyle bir şey yapılmamış. Direk dinlemediniz diye iddia etmiş. Durmadık ya önünde..
Ama durup da dinlemediğimiz için kızmasın kimse, biz içinden geçtiğimiz o anda kulağımızdan içeri girmeyi başaran tınıyla yolculuğumuza devam ettik sevdiysek yüzümüzde bir gülümseme bile oldu bence.
Hemen değil ama bir gün hepsini de dinlemek için konserine de gideriz.
-
Arşivler
- Ağustos 2025 (2)
- Haziran 2025 (1)
- Mayıs 2025 (2)
- Nisan 2025 (1)
- Haziran 2024 (1)
- Şubat 2024 (1)
- Mayıs 2023 (1)
- Mart 2023 (1)
- Ocak 2023 (1)
- Kasım 2022 (1)
- Ekim 2022 (1)
- Eylül 2022 (2)
-
Kategoriler
- #biryazihareketi
- #relocation
- #tasinma
- amsterdam
- Aralik 2009
- Arda's travel
- bizden haberler…
- bu kitabi okurken neler hissettim/dusundum
- Entertainment
- GEZGIN DOGANS
- gezgindoganlar family trip rocks
- Hobbies
- Hollanda
- Kasim 2009
- kissadan hisse- derlemeler
- roadtrip2019summer
- seyahat
- Taşınma
- Turkiye seyahatleri
- Uncategorized
- zeynep'ce
-
RSS
Entries RSS
Comments RSS
