Gezgin Doganlar

Zeynep anlatiyor

30 undan sonra yapamadigin teksey: Dostluk (mu acaba? ne dersiniz)

30’undan sonra yapamadığın tek şey: Dostluk
Yazan kim bilmiyorum, gecenlerde posta kutuma gelen maillerden biri, hoşuma gitti aldım buraya koydum. Altta mavı ile de kendi fikirlerimi ekledim. siz ne dersiniz:

——–

Bu bir lanet olmalı. Sevdiğim herkes uzakta. Hem de çok uzakta. Bırak şehir dışında olmayı ülke dışında. Hatta kıta dışında. Okyanuslar ötesinde. Sürekli bir gurbet hissindeyim. Vatanımda gurbet çekiyorum. Arkadaşlarımın gurbetini çekiyorum. Onlar gitti, gurbette kalan ben oldum. Geçenlerde yazıyordu. Sevdiklerinden ne kadar uzakta yaşıyorsan o kadar mutsuz oluyormuşsun. Sevdiğin aynı şehirde ise bir birim mutluysan aynı mahallede olduğu zaman iki birim mutlu oluyormuşsun. Bendeki talihe bakın ki aynı mahalleyi geçtim aynı şehri bile tutturabildiğim yok. Hepsi çok uzakta. 

İnsan 30 yaşından sonra arkadaş yapamıyor kendine. Koca yapıyor, karı yapıyor, çocuk yapıyor, arkadaş yapamıyor. Yapsa da eskiler gibi olmuyor. Halbuki uykuya dalar gibi arkadaş olurduk okuldayken. Arkadaş olmak için yaratılmış gibiydik. Bir hafta içinde böbrek verecek hale gelirdik. 

Neden olmuyor bu işler 30’undan sonra? Neden olamıyor? 

Oysa o ne güzel bir iştah, o ne güzel bir açlıktı.. Herkes herkese açtı. Seçer, bulur buluştururduk “ruh ikizlerimizi. ” Ne de çok ruhtaşımız vardı. Hiç açıkta kaldığımı hatırlamıyorum. Ruhumun güzel bir ikizi mutlaka olurdu yanı başımda. Ölümüne sevdiğim, uğrunda her şeyi göze alabileceğim, her şeyiyle güzel, her şeyiyle doğru, her şeyiyle kabul ettiğim… Basbayağı bir aşkla bağlı olduğum… 

Evinde yatıya kalmadığım tek bir arkadaşım yoktu. Evler, odalar, yataklar sonuna kadar açıktı. Giysiler karışırdı, herkesin evinde herkesin bir parçası olurdu. Çamaşır makineleri herkesin çamaşırını yıkardı. Kimse gocunmazdı. 

Şimdi ne zor. Herkes kapalı kutu. Herkes kapanmış, kaplumbağa olmuş. Bir kahve içimi zorlu randevulara bakıyor. Yatıya kalmak bir tabu. Evler de gönüller de sımsıkı kapalı. 

Gençliğin en çok bu yanını özlüyorum. Ne güzelliğini, ne diriliğini, ne başıboşluğunu. Aynı yazarı, aynı şairi seviyoruz diye kuruluveren dostlukları özlüyorum. Birbirimize yazdığımız o uzun, o sapıklık derecesindeki ayrıntılı mektupları özlüyorum. Birbirimizi eleştirmeyişimizi özlüyorum. Birbirimizin dedikodusunu yapmayışımızı özlüyorum. Sevgili olarak kimseleri yakıştırmayışımızı özlüyorum. Arkadaşımı koruyacağım diye annemle yaptığım şiddetli kavgaları özlüyorum. Kavgayı değilse de kavganın altındaki ruhu özlüyorum. Dünyaya karşı arkadaşımın koruyucu meleği olmayı özlüyorum. Veya öyle olduğumu sanmayı…

Çocuğum olsaydı tek bir arkadaşında bile kusur bulmayacaktım. Öyle söz vermiştim kendime. Bırakacaktım arkadaşlık uykusunda mışıl mışıl uyusunlar. Bırakacaktım eve istedikleri gibi girip çıksınlar. Bırakacaktım istedikleri gibi buzdolabını talan etsinler. Bırakacaktım istedikleri gibi sevsinler birbirlerini. Tek bir laf etmeyecektim. Kimseyi evine yollamayacaktım. Kızımın arkadaşı kızım, oğlumun arkadaşı oğlum olacaktı. 

30’undan sonra arkadaş yapılamıyor. Kötülükten değil. Başka bir şey. Ama neden çözemiyorum…..

İste böyle söylüyor yazar, yazan kisiyi tanımıyorum, bir arkadas o kişinin yazısını bana da yollamış, 35 inden sonra edindiğim bir arkadaşım  kendisi ve ben de aşağıdakileri yazıvermişim kendisine buraya da almak istedim:

Bence 30 undan sonra arkadas bulma kuralları daha farklı olduğu için zorlanıyoruz. Kolay olsun okuldaki universitedeki gibi hemen yanıbaşında oturanla oluversin  istiyoruz. Ama kazın ayağı öyle değil, 30 undan sonra arkadaşlık kurmak icin gercekten emek vermen gerekiyor. Ve ne yazık ki kalan sen giden dostlarınsa yenilerini bulmak gerektiğini farkedemeden yanlız kalıyorsun. O yüzden de ben giden olmayı tercih ediyorum, tabii bıraktıklarımla ilişkimi koparmadan –ki bu aslında göründüğünden daha zor; yenilerini bulmaya çalışıyorum.J

 

Ama katılıyorum 30 undan sonra işler daha zor ve sen artık tek değilsin ve yeni kurduğun arkadaşlıklar da eşin çocuğun da etkili oluyor. Biraz da yardımları da oluyor tabii çocukların arkadaslarının ailelerinden uyanlar oluyor, eşinin şirketinden de birileri olacaktır belki ama dönüp dolaşıp iş yine sana geliyor. Sen ne kadar istiyorsun bu ilişkinin kurulmasını… emek verecek misin, uğraşacak mısın bakalım…

Yapı olarak arkadaş gelsin beni bulsun diyorsan üzgünüm yok öyle bir şey, radio frekansı gibi aslında hep yayın var etrafında ama sen o kanalı ayarlamadıkça aynı frekansta buluşamıyorsun. Yani senin araman ve de yayındaki cazırtılardan  kurtulman gerekiyor. Sonra?

Sonrası

“enjoy the showJ

Mart 3, 2009 Yazan: | kissadan hisse- derlemeler | Yorum bırakın