Gezgin Doganlar

Zeynep anlatiyor

Edinburgh’da biz

28 Mart akşamı Easter tatilimizi geçirmek amacıyla Edinburgh’a doğru yola çıktık. Evden Edinburgh 7 saat süreceği ve de günün yorgunluğu ile devam etmekte zorlanacağımızı düşündüğümüzden yolda St Helens civarında bir Travel Lodge’da kaldık.
TravelLodge bize ihtiyacımız olan düz yatak sağlıyor ve de tatilimiz başlamış oluyor.
29 Mart sabahı erkenden yola çıkıyoruz.
İskoçya’ya doğru iki alternatif var önümüzde yol olarak,biri otoban ikincisi de koylerden bayirlaradan gecen yol. Bizim Edinburgh’da saat 4’den sonra olmamız gerektiği için biz uzun yolu tercih ediyoruz.
Turistik yollardan sayılan bu rotada küçük İskoc köylerde durarak ilerliyoruz. Mesela Moffat (Arda’nın tabiriyle LowFat) köyünde İskoç İngilizcesi ile müşerref oluyoruz. Gerçi bilmediğimiz birşey değil ama artık kaçacak yerimiz yok, anlamalıyız bu dili!
Ben şahsen çok seviyorum, dükkanlarda gerekli gereksiz sorular soruyoruz konuşturmak için.

Edinburgh’da kalacağımız yer tatilimize ayrı bir heyecan katıyor. Bu sefer otelde kalmayacağız. AirBnBadlı websitesinden bulduğumuz bir apartman dairesinde kalacağız. Bir süredir evsahibi ile yazışıyoruz, anahtar komşuda arabayı şuraya parkedin seklinde.
Eve ulaşıyoruz ve de anahtarı bizi ilgiyle karşilayan komşudan alıyoruz. Evi bize anlatırken gözümüze Türkiye’den alınmış objeler çarpıyor ama en cok PeReJa kolonyaya şaşırıyoruz ve de kendimizi bir anda evimizde hissediyoruz.Evsahibemiz Türkiye’ye iki sefer gitmişmiş megerse. Bu detayı daha sonra ki SMSler yoluyla öğreniyoruz.
Bir hafta süreyle kalacağımız bu ev sayesinde Edinburgh’da turist olmaktan kurtulup lokal hayata karışıyoruz. Merkez kütüphanede komşumuz ile karşılaşmak bize ayrı bir heyecan ve mutluluk veriyor. Allahım insan isteyince ne kolay mutlu olabiliyor.
İskocya’da tarih günlük yaşam içiçe ve de turistlerle,Üniversite öğrencileri ve lokal halk birbirine karışmış. Yürüyerek görülmesi gereken heryere gidebiliyorsunuz. Edinburgh kalesinin girişindeki kuyruğu beklemek gözümüzü kesmiyor ve kale ici hariç her köşesinde geziyoruz. Bir düğüne şahit oluyoruz, Redbull Bisikletle yokuş tırmanma yarışının hazırlıklarını izliyoruz.Yarışın kendisine kalmıyoruz.

Calton Hill diye bir tepe var buradan Panoramik sehir manzarasını yakalamaya çalışıyorum, yakalıyorum da bastiramiyorum!
Bu tepedeki kulenin üstüne bir gülle ve bir duzenek yerleştirilmiş ve de yıllardır balıkçılara saati bildirmek amacıyla hergün saat 1’de bu gülle once belli bir yukseklige cekiliyor sonra da serbest düşmeye bırakılıyor, bi nevi top atmaca! Biz hem bu tepeye çıktık hem de Edinburgh kalesinin yanındaki Camera Obscura’nin damındaki teleskop ile topun düşüşünü gördük! Hehe!

Salı günü Edinburgh dışına çıkıyoruz. Genel beklenti daha da kuzeye gitmek ve çeşitli göller, kaleler ve de viski üretim merkezlerine gidilmesi üzerine ama biz bu genele uyan bir aile olmadığımız için kendi rotamızı çiziyoruz. Hedef Dundee, ve de Fife Coastal Route seciyoruz. Kuzey denizinize doğru Edinburgh’unda kıyısında olduğu Körfez’de (Firth of Forth) ilerliyoruz. Hava buz gibi ve kapali,Tarlalar, koyler ve hatta denizfeneri derken St Andrew’da güneş acıyor. Burası da yine tarihle ve bu sefer denizle icice cok keyifli br kasaba. başarılı bir Üniversitesi var hatta Prens William ve eşi Kate burada tanışmışlarmış. Şahsen ortamı müsait buldum ben böyle bir romantizm için ne yalan söyleyeyim. Güneşi görünce dondurma yemek kaçınılmaz oluyor. Bu arada Arda ve Basri son zamanlardaki ortak ilgi alanı yaratma çalısmalarına Fizik dersi ekliyorlar.
Çarşamba günü North Queensferry Köyü’nde ki akvaryuma gidiyoruz ve dunyanın en küçük deniz fenerini de ziyaret ediyoruz, o kadar küçük ki içerdeki cocuğun çıkmasını bekliyoruz!
Ayrıca bir de cok ünlü bir köprü Forth Bridgevar, aslında bir Çelik yığını gibi dursa da onyıllardir trenyolu köprüsü olarak işlevini görüyor. Gerçi genel bakim ve boyama işlemi bittiğinde en bastan yeniden başlamak gerekiyormuş!
Sonraki günleri yeniden Edinburgh’da geçiriyoruz, kütüphane müze Cafe derken canımız hic sıkılmıyor. Biz bu sehri cok seviyoruz.
Bu arada viski olayını da öğreniyoruz merak etmeyin dersimizi iyi çalıştık!

20130423-223541.jpg

20130423-223559.jpg

20130423-223635.jpg

20130423-223654.jpg

20130423-223757.jpg

20130423-223904.jpg

Nisan 17, 2013 Yazan: | bizden haberler..., GEZGIN DOGANS | , , | Yorum bırakın

Gurbet ne taraf?

Sene 2008,mevsim ilkbahar, yer Ingiltere…

Tam bir ağlama krizi yaşıyoruz. Son yarım saattir “Beni tanıyan çocukların oynadığı bir oyun parkına gitmek istiyorum” diye ağlıyor. Arada söylediği başka şeyler de var ama tutarsız. Belli ki çok bunalmış.

Ağlayan 6 yaşında ve de benim çaylak gurbetçi oğlum, Arda. Çaylak dediğime bakmayın aslında doğuştan gurbetçi de farkında değildi. Gezgin Doğan ailesinin bir ferdi olarak İstanbul’dan Dubai’ye taşındığında 10 aylık mavi gözlü ve daha dişleri bile çıkmamış bir bebekti. Dopdolu 5 yıl geçirdi,gözlerinin rengi değisti ve Dubai’yi evi yurdu olarak gördü hep, uzun Türkiye tatillerinde sıkıldı evine dönmek istedi. İlk süt dişini Dubai’de ki ilk haftasında bir otel odasında babaannesi gördü. Ve o dişi İngiltere’ye geldiği ilk gün düşürdü.

İlk defa bu kadar ayrı kalıyor ve de biliyor artık dönüşü olmadığını aslında isyanı ona. Biz büyüklerin onun adına da karar vermemize çok kızıyor. Bu da o kararlardan bir tanesi. Ona danışmadan Dubai’den ayrılma kararı verilmis, bu soğuk ülke İngiltere seçilmiş. Güneşi az, yağmuru bol bir yer. Gezegen değiştirmiş gibiyiz.(dün piknik yaptık şimdi dolu yağıyor).

Bu beklenmedik taşınma kararımıza tepkiler farklı. Babam “kızım Türkiye’yi tutturamadınız bir türlü yine ıskaladanız” diye dalga geçiyor. Dubai’deki otel ve turistik servislerimizden memnun kalan aile üyelerimiz ve Türkiye’de ki arkadaşlarımız saolsunlar bu kararımızı sevinerek ve de “ne zaman müsait olursunuz gelmemiz için” diyerek canı gönülden destekliyorlar. Dubai’de ise kalpler kırık,ne çok sevenimiz varmış, bize çok kızıyorlar. Bu kadar sevildiğinizi anlamak icin onlardan ayrılmanız mı gerekiyormuş diye düşünmeden edemiyor insan.

İngiltere çok büyük, karar verilmesi gereken çok şey var. Turist olarak gelmek başka yaşamaya gelmek çok başka. Okullar araştırılacak,eğitim sistemi alıştığımızdan farklı önce bu sistem anlaşılacak. Ev bulunması gerekiyor. Biz apartman dairesi istiyoruz siz ailesiniz ev yani bahceli bir ev olmalı diyorlar, Arda’nın arkadaşları gelmezmiş ne demekse! Hepsi araştırılacak ve de en önemlisi hızlı hareket etmek lazım ki Arda bey yeni okuluna bir an once başlayabilsin. Tam bir kısır döngü var önce hangisinden başlayacağınızı iyi ayarlamak gerekiyor. Direksiyon ters,Londra var, Londra dışı var, tren var metro var, müzeler var. Yani çok çalışmamız gerek.

Aslında ev, iş hemen hepsi kolay tek zorluk her gittiğiniz yerde insan iliskilerine yeniden başlamak.Aah işte o sıfırdan insan tanımak, kendini ve de yetmezmiş gibi eşin ve de oğlun ile tüm aileyi kabul ettirmek var.

21 Nisan itibari ile Ingiltere deki 5. Ayımız doldu. Yukarda bahsettiğim arastırmaların ilk kısmı tamamlandı ve Arda okula yerleşti. 5 aydır tam bir çevremizi tanıyalım modunda dolanıyoruz, öğrendiğimiz her yeni şey bize zevk veriyor. Dubai’de eski (5 yıl uzun bir sure) olmanın verdiği rahatlıkla paslanmışız burada keşfetmeyi yeniden öğreniyoruz..

Önümüzde aşılması gereken uzun bir yol var ama daha önce yapmıştım yine yaparım diye kendimize güvenimiz ve de arkamızda bizi seven bir dolu insan var. Yaparız herhalde…

Sene 2013,aylardan Nisan,yer İngiltere…

Yukarda bahsetiğim olayın üstünden tam 5 yıl geçmiş! Bu sürede yaparız herhalde dediğimiz herşeyi yaptık. Hayatımıza yeni insanlar kattık,kimisine iyi kimisine kötü örnek olduk. Eski köye yeni adetler getirdik,akıllara karpuz kabukları düşürdük. Birbirini hiç tanımayanlara vesile olduk tanıştılar. Ama en önemlisi bunların yapılabileceğini Arda’ya da gösterdik sanırım. Artık 11 yaşında, genel hatlarıyla kendinden emin (detayda hala kırılgan) büyük hayalleri var. Sorsanız Dubai- Istanbul- Mersın – Twyford hepsi de ayrı özel ayrı güzel.Kendine koyduğu uzun vade hedefler oldukça yüksek ama kendine inancı var. Ara ara hüzünlenip kuzenlerini, dedelerini (1si Aydede olmak üzere 5 dedesi var da),anneannesinin ve babaannesinin ona kendisini çok özel hissettiren lezzetli yemeklerini özlüyor ama yine de hayattan zevk almayı ve de hedefe ulaşmak için çok çalışmak gerektiğini biliyor.
Geçtiğimiz hafta Edinburgh’a yaptığımız seyahatte konuştuk, biraz da benim ısrarımla blog yazmaya heveslendirdim, kabul etti tek şart uzunluk mecburiyeti yok, dilediği kadar yazacak. Ha bir de dil konusunda İngilizce’den şaşılmayacak.
İşte link, Arda’s travels
Tabii her fırsatta okuyan bu küçük adam artık cep telefonu sayesinde her dakika yazabileceğini de anlayınca bir anda 4 yazı yayinlayiverdi. Ama lutfen dikkat devir hız devri, Twitter zamanı oyle uzun lafa gerek yok diyor ve yazılari kısa ve öz oluyor. Eh buna da şükür.
Umarım beğenirsinizz

20130407-215421.jpg

Nisan 7, 2013 Yazan: | Arda's travel, bizden haberler..., GEZGIN DOGANS | , | 1 Yorum