Kayak Hikayeleri 2013 Zürih
2012 Aralık ayında İsviçre’ye yaptığımız seyahatten hatırlarsanız eve döner dönmez 2013 yılı için rezervasyonumuzu yaptırmıştık. Seyahat tarihimiz yaklaşırken bizi aldı bir telaş. Hatırlarsanız ev sahiplerimiz Abi’m ve Fulya’cim bizi görmekten nasıl mutlu olacaklarını söylerken kış kayak döneminde gelmekte ısrarlı isek kayak yapmamızın iyi olacağını da ifade etmişlerdi, burada
son paragrafta bu onemli ifadeyi bulabilirsiniz.
Ben bu dileği ciddiye almış ve de snowboard yapmaya karar vermiştim, şimdi asıl iş Basri’yi bu konuya ikna etmek idi.
Basri ilk once kayak yerine Almancasını ilerletmeye niyetlendi. Ama özellikle Christmas gibi bir donemde kısıtlı bir süre de bu tip bir dil öğrenme/geliştirme çabasının maliyeti çok yüksek olacağından vazgeçti. Tam da bu donemde yılların snowboard ustaları Durmus ve Funda bize geldiler. Planlardan ya da daha dogru bir deyişle ödevimizden bahsedince bizimle birlikte ski/snowboard satan dükkana gelip tüm malzemeleri satın aldığımızdan emin olmadan bırakmadılar.
Böylece Ekim ayı itibariyle tüm ekipmanımız hazır idi ancak biz gercek snowboard olayından bihaberdik.
Bu arada Fulya bize ders ücretleri ve diğer detaylar hakkında bilgiler veriyor, biz hemen her gece nasıl yapsakta hazırlansak, İsviçre’de ki süreden maksimum yararlanabilsek diye çalışıyorduk. Ders almadan Alplere çıkmak ne büyük çılgınlık ise bir ozel
ders icin istenen ücretler de o kadar yıpratıcı idi. Bu arada bu dersleri dağa çıkmadan da alabiliyor olmalıyız diye yollar arayan Basri sonunda bize bi kapalı kayak merkezi buluyor ve hemen dersleri ayarlıyordu. Snozone denilen bu kapalı mekanda gercek kar üzerinde ilk snowboard denemelerimizi yaptık. Herşeyden once ozel botlari giymeyi,bu botları bord’un üstüne yerleştirmeyi ve de kayarak aşağıya inmeyi öğreneceğimiz 4 aşamalı derslere başladık. Her bir asama icin 1,5 saatlik dersler aldık. Çocukken düşmediğim kadar düştüm diyebilirim. O pamuk gibi duran karın yumuşak olduğunu saniyorsanız aldanıyorsunuz. Derslerin sonunda biri beni tokmakla dövmüş gibi hissediyordum.
Bu arada abimler de Zürih bölgesinde biz acemilere de uygun ama deneyimlileri de sıkmayacak pistler bulma yolunda her haftasonu kendilerini daglara attılar.
Sonunda yolculuk zamanı geldi ve 20 Aralık günü Zürih’e doğru yola çıktık.
Daha önceki rotanın aynısı olacak sekilde yol alırken ben Sat Nav ile inatlaştım ve kafası iyice karışan alet önümüzde hemen hemen 4 saat kala bize yol göstermekten vazgeçti. Yolun geri kalan kısmını eski konvansiyonel yollardan harita okuyarak aldık, paslanmamışım, mutluyum gururluyum.
Ctesi aksam üzeri Zürih’e vardık, pazar günü şehir türü yaptık ve Ptesi sabahı kendimizi pistte bulduk.
Kayak maceramızın bu aşamasinda bunny hill denilen kısa mesafe inişlerden yaptık. Amac büyük dağ havasına ortamına alışmak idi. Bu arada yeğenim Mert bana dönüşleri nasıl yapacağımı sabırla anlattı ama iş notlandirmaya gelince 2’den yukarı çıkamadım.
3. Gunün sonunda İsvicre Alplerinin deneyimli kayakçılarından Fulya bunny Hill’de oynamaktan vazgeçip zirveye çıkmamız gerektiğinde ısrar etti ve bizi dunyanın en guzel manzaralarını görebileceğimiz dağlara çıkardı.
Gerçekten de zirveden manzara o kadar güzeldi ki aşağıya indiğim de hissettiğim tüm kas ve eklem ağrılarına değmiş idi.
Kayakta zirveye beraber çıksan da herkes kendi beceri ve hızında aşağıya iniyor. Ama aşağıya inipte yemek masasında buluşulduğunda iniş sırasında başa gelenlerin anlatıldığı zaman alınan keyif aynı.
7 günlük ziyaretimizin 5 gununde kaydık. Abimin gecen sene bize boyle bir hedef vermiş olması sayesinde bu işe kalkışmıştık ve de başardık, bu seyahatimizden çok keyif aldık.
Ve de niyet ettik bu ekiple daha nice kayak tatili yapmaya.
Ev sahiplerimize yürekten tesekkur ediyoruz.
Nurtopu gibi bir sitemiz oldu-Lulutata
Nurtopu gibi bir sitemiz oldu, www.lulutata.com
Geçtiğimiz Eylül ayında kuzenden bir mail aldım,” bir websitesi açacağım da senin blogda yazdıkların da benim bu websitesine uyuyor benim için de yazı yazar mısın acaba? ” diye soran bir email. Benim yazılarımın en büyük takipçilerinden zaten Özlem, yani alıcı gözle okuduğunu biliyorum, kayırmaca yok.
Eh ben bu fırsatı kaçırmadım tabii hemen atladım bu fikre. Yolladım bir yazı başladım beklemeye.
Sonra bir süre ses çıkmadı, çatladım tabii.
Zamanında önüme çıkan bu tip bir başka fırsatı acemilik, takipsizlik gibi sebeplerden kaçırmışım zaten kendime acaip sinirliyim o yüzden. Bu sefer de öyle olsun istemiyordum. Ama biliyorum kızın işi başından aşkın, kızdırmaya gelmez, al yazını da git derse ya!
Bir fırsat yaratıp bir yazı daha yolladım hani Kasım ayını kaçırdık Aralık ayı anlam ve önemine göre bir yazı yazdım istersen bunu koy şeklinde. Maksat durum nedir diye öğrenmek tabii, yazı bahane…
Neyse efendim sabreden derviş muradına erermis diyerekten biz de muradımıza erdik, aylardır beklediğimiz sitemiz, www.lulutata.com açıldı. Ve itiraf ediyorum beklediğimden çok daha detaylı, harika bir site olmuş.
Sitenin sahibi Özlem benim kuzenimin eşi olur, 4 yaşında bir oğlu bir de 1 yaşında kızı var, dünyalar tatlısı ikisi de. Anneyi oyalamak, meşgul tutmak icin türlü afacanlıklar peşindeler, ama işte annemiz yine de kendine ve de kendi için zaman ayırabilmiş, valla bravo!
Hepimizin aklında bir seyler yapmak var, yaptığımız işten zevk almak ya da zevk aldığımız işi yapmak en büyük hayalimiz. Cafe açanlar, kitap yazanlar, maşallah herkes yazar, herkes fotoğrafçı bu ara. Özlem’in de bir blogu var zaten kimin yok ki. Ama butun bunları ortak bir çatı altında toplamak, orada burada uçuşan bilgileri toparlayıp en uygun ve kolay hazmedilir yolla ilgiliye sunmak ayrı bişey, henüz herkesin harcı değil.
Merak ettim, anlat bana nasıl oldu da buraya kadar getirebildin diye sordum. Neyse ki mailde yaz demisim malum uluslarasi arasi roportaj biraz pahali olurdu. Elinden geldiğince yazıya dökmüş hatta sanki Oscar’ı kazandınız demişim gibi, emeği geçenlere teşekkür ettigi bir bölümü bile var. J
Eminim okudukca ah ben de yapacaktım diyeceğiniz türden bir hikaye Ozlem’in lulutata’ya kavusma hikayesi:
4 seneyi geçkindir bir homeoffice hayatım var. Efe’ye hamileyken aktif iş hayatıma ara verme kararı aldım. Ama hiçbir zaman da ‘ev hanımı’ olamadım. Şöyle ayaklarımı uzatıp dinlendiğim pek nadirdir. Önce yine başka bir iş kurdum, sigortacılık. Sıfırdan öğrendim, çok emek verdim, eğitimlerine gittim, sertifikalarını aldım. Hala da devam ediyorum. Bazen o iş bu iş derken yoruluyorum, bir azaltıma mı gitsem diyorum ama vazgecemiyorum bir yandan da Nerdeyse 2 senedir yine part-time’in da part-time’ı kayınpederimin yabancı ortaklı işinde hem pazarlama, hem insan kaynakları, aslında ne iş olsa yaparım tarzında işler yürüttüm. Çok şey öğrendim ondan, sayesinde paslanmadım tam tersine kendimi geliştirdim. ( kendine guven)
Ama bir türlü de asıl yapmak istediğim, hani şu ‘hobisini işe dönüştürme’ veya ‘işine aşkla bağlanma’ mertebesine de gelemedim. Sonra, bebeğimi emzirdiğim süre zarfında, elimden hiç düşmeyen akıllı telelefonum, internet merakım ve teknoloji bağımlılığım gece sabahın 5’inde aklıma bir şey düşürdü. Eren’e açtım hemen konuyu, ‘harika bir fikir yapalım bunu!’ dedi. Başlarda sadece beni geçiştiriyor sandım, yada gercekten öyleydi ama benim 1-2 gün sonra bilgisayarda hazırladıgım ekran görüntülerini ve içerik planlarımı görünce, işin ciddi oldugunu o da bir kez daha idrak etti. Eren’imle başladı her şey, her zamanki gibi bana inandı, ‘yapalım bunu!’ dedi. (en yakinlarinin inanci ve destegi)
Eren’in cok güvendiği yazılımcı bir arkadaşına konuyu actık, o da fikri beğendi. Ve bir toplantı yaptık, 1-2 gün içinde bu işe başladık. Aylardan Mayıs idi! Sonrasında bakış açımızın birebir örtüştüğü ‘yazılım ekibi’; logomu tasarlayan dünya tatlısı Şuşu (şuşunun öyküsü); ‘Benim için yazı yazar mısın?’ dediğimde işini gücünü bırakıp, yazı hazırlayan yakınlarım ve arkadaşlarım (sen, Cüneyt amca, arkadaşlarım: canel, sosyal güve, denizdogatoprak); 9 ay 10 günlük hamileliğini bana her hafta uzun uzun yazan çocukluk arkadaşım; detaylara takıldığımda beni, her zaman olduğu gibi, hemen silkeleyip kurtaran canım kapkam; instagramdan tanıdığım ve hayatımda yeni bir sayfa açmama vesile olan, bana ilk ışığı yakan, sevgili Ülkü (fotografik hatıralar); dualarını hiç eksik etmeyenler… Daha buraya yazamadığım o kadar çok kişinin emeği var ki bu işte. Hepsine ne kadar teşekkür etsem az.
Her şey başından beri öyle yolunda gitti ki. Onun pozitifliğiyle güzel bir şey çıktı bence ortaya. Daha da gelişecek site. Sadece biran evvel açmak istedik artık. Geliştiriceğimiz kısımların hepsi şimdiden belli.
Hamilelik bitti, 3. bebeğim Lulutata dogdu ve asıl iş şimdi başlıyor!
Ozlem, doğru insanların nasıl olup da aynı zincirin birer halkası olarak bir araya geldiğine hala şaşırıyorum diyerek bitirmiş mesajini. Oysa ben artık hiç şaşırmıyorum diyerek cevap verdim; “Bu basit bir Karma olayi, sen hayattan, kimden ne isteyeceğini bildiğin surece istedigine ulasmak cok kolay”
PS: Aralık ayı yazımı Lulutata’ya verdim, ilginize ve bilginize sunulur.
-
Arşivler
- Ağustos 2025 (2)
- Haziran 2025 (1)
- Mayıs 2025 (2)
- Nisan 2025 (1)
- Haziran 2024 (1)
- Şubat 2024 (1)
- Mayıs 2023 (1)
- Mart 2023 (1)
- Ocak 2023 (1)
- Kasım 2022 (1)
- Ekim 2022 (1)
- Eylül 2022 (2)
-
Kategoriler
- #biryazihareketi
- #relocation
- #tasinma
- amsterdam
- Aralik 2009
- Arda's travel
- bizden haberler…
- bu kitabi okurken neler hissettim/dusundum
- Entertainment
- GEZGIN DOGANS
- gezgindoganlar family trip rocks
- Hobbies
- Hollanda
- Kasim 2009
- kissadan hisse- derlemeler
- roadtrip2019summer
- seyahat
- Taşınma
- Turkiye seyahatleri
- Uncategorized
- zeynep'ce
-
RSS
Entries RSS
Comments RSS




