Nurtopu gibi bir sitemiz oldu-Lulutata
Nurtopu gibi bir sitemiz oldu, www.lulutata.com
Geçtiğimiz Eylül ayında kuzenden bir mail aldım,” bir websitesi açacağım da senin blogda yazdıkların da benim bu websitesine uyuyor benim için de yazı yazar mısın acaba? ” diye soran bir email. Benim yazılarımın en büyük takipçilerinden zaten Özlem, yani alıcı gözle okuduğunu biliyorum, kayırmaca yok.
Eh ben bu fırsatı kaçırmadım tabii hemen atladım bu fikre. Yolladım bir yazı başladım beklemeye.
Sonra bir süre ses çıkmadı, çatladım tabii.
Zamanında önüme çıkan bu tip bir başka fırsatı acemilik, takipsizlik gibi sebeplerden kaçırmışım zaten kendime acaip sinirliyim o yüzden. Bu sefer de öyle olsun istemiyordum. Ama biliyorum kızın işi başından aşkın, kızdırmaya gelmez, al yazını da git derse ya!
Bir fırsat yaratıp bir yazı daha yolladım hani Kasım ayını kaçırdık Aralık ayı anlam ve önemine göre bir yazı yazdım istersen bunu koy şeklinde. Maksat durum nedir diye öğrenmek tabii, yazı bahane…
Neyse efendim sabreden derviş muradına erermis diyerekten biz de muradımıza erdik, aylardır beklediğimiz sitemiz, www.lulutata.com açıldı. Ve itiraf ediyorum beklediğimden çok daha detaylı, harika bir site olmuş.
Sitenin sahibi Özlem benim kuzenimin eşi olur, 4 yaşında bir oğlu bir de 1 yaşında kızı var, dünyalar tatlısı ikisi de. Anneyi oyalamak, meşgul tutmak icin türlü afacanlıklar peşindeler, ama işte annemiz yine de kendine ve de kendi için zaman ayırabilmiş, valla bravo!
Hepimizin aklında bir seyler yapmak var, yaptığımız işten zevk almak ya da zevk aldığımız işi yapmak en büyük hayalimiz. Cafe açanlar, kitap yazanlar, maşallah herkes yazar, herkes fotoğrafçı bu ara. Özlem’in de bir blogu var zaten kimin yok ki. Ama butun bunları ortak bir çatı altında toplamak, orada burada uçuşan bilgileri toparlayıp en uygun ve kolay hazmedilir yolla ilgiliye sunmak ayrı bişey, henüz herkesin harcı değil.
Merak ettim, anlat bana nasıl oldu da buraya kadar getirebildin diye sordum. Neyse ki mailde yaz demisim malum uluslarasi arasi roportaj biraz pahali olurdu. Elinden geldiğince yazıya dökmüş hatta sanki Oscar’ı kazandınız demişim gibi, emeği geçenlere teşekkür ettigi bir bölümü bile var. J
Eminim okudukca ah ben de yapacaktım diyeceğiniz türden bir hikaye Ozlem’in lulutata’ya kavusma hikayesi:
4 seneyi geçkindir bir homeoffice hayatım var. Efe’ye hamileyken aktif iş hayatıma ara verme kararı aldım. Ama hiçbir zaman da ‘ev hanımı’ olamadım. Şöyle ayaklarımı uzatıp dinlendiğim pek nadirdir. Önce yine başka bir iş kurdum, sigortacılık. Sıfırdan öğrendim, çok emek verdim, eğitimlerine gittim, sertifikalarını aldım. Hala da devam ediyorum. Bazen o iş bu iş derken yoruluyorum, bir azaltıma mı gitsem diyorum ama vazgecemiyorum bir yandan da Nerdeyse 2 senedir yine part-time’in da part-time’ı kayınpederimin yabancı ortaklı işinde hem pazarlama, hem insan kaynakları, aslında ne iş olsa yaparım tarzında işler yürüttüm. Çok şey öğrendim ondan, sayesinde paslanmadım tam tersine kendimi geliştirdim. ( kendine guven)
Ama bir türlü de asıl yapmak istediğim, hani şu ‘hobisini işe dönüştürme’ veya ‘işine aşkla bağlanma’ mertebesine de gelemedim. Sonra, bebeğimi emzirdiğim süre zarfında, elimden hiç düşmeyen akıllı telelefonum, internet merakım ve teknoloji bağımlılığım gece sabahın 5’inde aklıma bir şey düşürdü. Eren’e açtım hemen konuyu, ‘harika bir fikir yapalım bunu!’ dedi. Başlarda sadece beni geçiştiriyor sandım, yada gercekten öyleydi ama benim 1-2 gün sonra bilgisayarda hazırladıgım ekran görüntülerini ve içerik planlarımı görünce, işin ciddi oldugunu o da bir kez daha idrak etti. Eren’imle başladı her şey, her zamanki gibi bana inandı, ‘yapalım bunu!’ dedi. (en yakinlarinin inanci ve destegi)
Eren’in cok güvendiği yazılımcı bir arkadaşına konuyu actık, o da fikri beğendi. Ve bir toplantı yaptık, 1-2 gün içinde bu işe başladık. Aylardan Mayıs idi! Sonrasında bakış açımızın birebir örtüştüğü ‘yazılım ekibi’; logomu tasarlayan dünya tatlısı Şuşu (şuşunun öyküsü); ‘Benim için yazı yazar mısın?’ dediğimde işini gücünü bırakıp, yazı hazırlayan yakınlarım ve arkadaşlarım (sen, Cüneyt amca, arkadaşlarım: canel, sosyal güve, denizdogatoprak); 9 ay 10 günlük hamileliğini bana her hafta uzun uzun yazan çocukluk arkadaşım; detaylara takıldığımda beni, her zaman olduğu gibi, hemen silkeleyip kurtaran canım kapkam; instagramdan tanıdığım ve hayatımda yeni bir sayfa açmama vesile olan, bana ilk ışığı yakan, sevgili Ülkü (fotografik hatıralar); dualarını hiç eksik etmeyenler… Daha buraya yazamadığım o kadar çok kişinin emeği var ki bu işte. Hepsine ne kadar teşekkür etsem az.
Her şey başından beri öyle yolunda gitti ki. Onun pozitifliğiyle güzel bir şey çıktı bence ortaya. Daha da gelişecek site. Sadece biran evvel açmak istedik artık. Geliştiriceğimiz kısımların hepsi şimdiden belli.
Hamilelik bitti, 3. bebeğim Lulutata dogdu ve asıl iş şimdi başlıyor!
Ozlem, doğru insanların nasıl olup da aynı zincirin birer halkası olarak bir araya geldiğine hala şaşırıyorum diyerek bitirmiş mesajini. Oysa ben artık hiç şaşırmıyorum diyerek cevap verdim; “Bu basit bir Karma olayi, sen hayattan, kimden ne isteyeceğini bildiğin surece istedigine ulasmak cok kolay”
PS: Aralık ayı yazımı Lulutata’ya verdim, ilginize ve bilginize sunulur.
Henüz yorum yapılmamış.
-
Arşivler
- Ağustos 2025 (2)
- Haziran 2025 (1)
- Mayıs 2025 (2)
- Nisan 2025 (1)
- Haziran 2024 (1)
- Şubat 2024 (1)
- Mayıs 2023 (1)
- Mart 2023 (1)
- Ocak 2023 (1)
- Kasım 2022 (1)
- Ekim 2022 (1)
- Eylül 2022 (2)
-
Kategoriler
- #biryazihareketi
- #relocation
- #tasinma
- amsterdam
- Aralik 2009
- Arda's travel
- bizden haberler…
- bu kitabi okurken neler hissettim/dusundum
- Entertainment
- GEZGIN DOGANS
- gezgindoganlar family trip rocks
- Hobbies
- Hollanda
- Kasim 2009
- kissadan hisse- derlemeler
- roadtrip2019summer
- seyahat
- Taşınma
- Turkiye seyahatleri
- Uncategorized
- zeynep'ce
-
RSS
Entries RSS
Comments RSS


Yorum bırakın