Sanatı sokağa taşımış şehir Madrid
Arda’nın GCSE sınavlarının biteceği günü iple çekmemizin bir diğer nedeni de ilk defa gideceğimiz Madrid seyahatimiz ile aynı zamana denk gelmiş olması olabilir mi acaba?
İlk defa İspanya’ya ve dolayısyla da Madrid’e gitmeden once tadını bildiğimiz Tapas, Paella ve Sangrıa nın bu sefer tarihini de araştırdım.
Tapa, bu küçük tabaklarda peynir, işlenmis et, ve ya zeytin olarak sunulan yiyecekler bizim rakı yanında yediğimiz mezelerimize benziyor. Ortaya çıkışı da kelimenın gerçek anlamı ile bizim güzide Türkçemizin Tıpa kelimesine denk geliyor. Evet gerçekten de eski zamanlarda İspanya’daki barmenler içki sundukları bardakların içine sinek ve toz düşmesini engellemek için şişelerin üzerine tıpa niyetine küçük tabaklar koyarlarmış, sonra zamanla bu tabaklarda peynir,zeytin , işlenmiş et falan koyar olmuşlar ve tabii müşteriler buna bayılmış ve de bu küçük tabaklarda yemek olayı adet olmuş.
Sangria bu yine Ispanyaya özel şaraptan yapılma içecek Avrupa Hukukuna göre sadece İspanya ve ya Portekizde yapılabiliyormuş ama tarihi yine eski Yunan ve Romalılara kadar gidiyor. İçme suyunun temiz olmaması sebebiyle içine önce dezenfektan amaçlı alkol yani şarap sonra da tadını da lezzetli hale getirmek için mevsimine göre meyve dilimleri katmışlar. Kış aylarında sıcak içilen sıcak şarap da yine bu yolla çıkmış.
Paella bu yemek türü de bir çeşit pilav diyebiliriz. Deniz ürünleri ile olanı çok meşhur İspanya’da ama mesela sebzeliside Italyan mutfağında var. Pilav dediğime bakmayın baya lapaya benzer bir kıvamı var. Zaten bizim gibi pilavı tane tane yapan başka bir millet yok ya da varsa da bana denk gelmedi.
Sanırım Türkçemiz’de kullanılagelmiş ve hangisi ilk kullanmış bilemediğim ortak kelimelerimiz baya fazla.
Ardanın sınavlarının bitmesinden 20 saat kadar sonra yollara düştük.
Yine Airbnb’den bir daire tutmuştuk, daireyi bize saat 1’de verebileceklerdi ama biz apartmanın önüne saat 12’de gelmiştik bile. Hemen yakındaki bir lokal restorana girdik ve ilk şoku yaşadik. Restoran/Bar sahibi amca İngilizce bilmiyordu eh biz de İspanyolca bilmiyorduk. Evet Airbnb seçme nedenimiz lokal yaşamı görmek, hissetmek, yöre halkı gibi olmak idi ama bu da biraz hızlı olmuştu. Biz adamın el yazısı ile yazmış olduğu menüden kalamar ve Paella istedik, bize yengeçli omlet ve gayet sulu soslu koyu bir çorba kıvamında pirinçli ve deniz mahsülleri olan bir yemek geldi. Ya biz çok acıkmıştık ondan bilemiyorum ama yediklerimiz lezzetli idi. Karnımız doyunca restoranı incelemeye başladık mesela pencere önüne dizilmiş yemek masalarının yanısıra bir de bar kısmı vardi ki insanlar o bar kısmında hızlıca siparişlerini verip, bar sandalyesine tüneyip yemeklerini yiyorlardi. Sonradan anladik ki masaya oturmak ile barda birşeyler yemek farklı ücretlendiriliyordu. Biz bunları çözene kadar apartman dairemizi teslim alma zamanımız geldi. Paramızı öderken de farkettik ki yemeklerin fiyatlandırılmaları falan da farklı. Bir çeşit menü olayı var fiyatları uygun hale getirebilmek için sanırım.
Kaldigimiz apartman 5 katli bir binanin 3. katinda idi. Mimari olarak bina aslinda 3 birbirine paralel binanin birleşiminden oluşmuştu. Hemen her daireye Dogu Bati cephesi verilmiş ve bu cephelerde de pencere açabilen bu bina seklinde evlerin ici hava akimindan yararlanabiliyor ve de evi serinletecek rüzgarı yakalayabiliyordu. Dairemiz Delicias metro durağına çok yakındı ve kah metro kah adım adım, ortalama gunde 22000 adımla, şehrin ara sokaklarını, tepelerini dolaştık ve basketbol sahalarını da keşfettik.
Biliyorsunuz biz ilk ziyaretlerimizde müze gezmiyoruz ama Madrid’in dükkan kepenkleri, binalarin dış cephe boyaları herbiri sanat eseri idi bence. Bir kere kepenk pancur olayi zaten hem evlerde hem de işyerlerinin hemen hepsinde var. Dükkanlar ki dişhekimi muayenehaneleri, doktor klinikleri, eczaneler de dahil, artık ne satıyorlar ya da neyin servisini yapıyorlarsa kepenkte onun resmi var. Bu kepenk olayı Moskovaya gittiğimiz 2000 yılında da dıkkatimizi çekmişti ama o kepenkler soğuk boş gri ve ya siyah boyalı idi oysa buradakiler capcanlı renklerle adeta yaşıyor. Dükkanın ne sattığını tabela yerine resim ile anlatmışlar. Şehrin binaları şehirde yaşayan insanlarla bu resimler yoluyla konuşuyor gibiydi. Hele binalarin yan duvarlarinda, ana cephedeki şirin balkonlarına, binanın ana rengine uyacak sekilde yaptıklari boy boy resimler sayesinde sadece bastığım yere değilde yukarıya ve karşıya da bakarak gezdim.
Madrid ya da genel olarak İspanyolların gün içinde çalışmaya ara verdikleri ve sonra da gecenin geç saatlerine kadar gece hayatının devam ettiği tüm dünyaca bilinir. Bu hayat tarzı turist olarak gititiğiniz bir şehirde zamanınızı maksimum düzeyde yaşayabilmenizi sağlıyor. Gün içinde sıcaktan ve yürümekten yorulduğunuzda eve gidip 2 saat uyursanız şehrin sizi aynı canlılık ve heyecanla bekliyor olduğunu bilmek güzel.
Madrid bize Mersin, Antalya ve Adana’yi yani bizim Akdeniz şehirlerimizi hatırlattı. Şehrin akşam saatlerindeki bu devinimi bana hani havanın durgun, nemin ve sıcağın tavan yapmasi ile içerde durulmaz olduğu ilk akşam saatlerini evde geçirmek yerine gecenin ilerleyen saatlerinde elbet dağdan esecek nispeten serin rüzgarını beklemek üzere çekirdek çitleyerek, dondurma yiyerek ve deniz kenarinda kordon boyu yürüyüş yaparak gece boyu dolanan halkımı hatırlattı. Akdeniz Akşamlarını özlemişiz dedik kendimizce.
Sadece havasi ile değil sokakları, binaları, balkonları, tozu sıcağı herşeyi ile Akdeniz dedik. Ammaa farkları da vardı tabii. Mesela sivrisinek yoktu ve hatta kara sinek bile çok az idi. Bunun nedenini de evsel atıkların toplanma şeklinden olduğunu düşünüyorum. Evsel atıklar ve tabii geri dönüşüme ayrılabilen atıklar her akşam toplanıyor ama gün boyu herkesin evinde bekliyor bu çöpler. Yani Türkiyemde olduğu gibi koca koca çöp kutularına gün boyu atılmış, gün içinde kokuşmuş, sokak kedi köpekleri tarafından parçalanıp saçılmış çöpler yok, dolayısıyla sineklenme kokuşma böceklenme de yok, caddeler ve kaldırımlar geniş ve temiz. Aksam saat 8 de konteynırlar binaların önüne çıkıyor ve herkes götürüp atiyor. Ben bu sisteme bayıldım. Ingiltere’deki sistemde evlerin bahçesinde en az bir hafta boyunca bekleyen çöplerin, toplanma gününden hemen hemen 20 saate varan bir süre evvelinde sokak kenarlarına konuluyor olmasını sevmiyorum. Ingiltere’de 4-5 hafta yağmur yağmasa, sıcaklık da 25 -30 derece arasında kalsa ulke sıtmadan kırılır bence. Neyse konumuz Madrid, dağıtmayalım.
Tatilimize başlamadan once, bizim için olmazsa olmaz, Madrid’te basketbol nerede oynayabiliriz çalışması da yapmıştık tabii. ‘Meet up’ uygulamasında bu konuda bir grup buldum, sağolsunlar isteyenin katılabileceği bir organizasyonları olduğunu söylediler, adresi aldık ve Pazar saat 11’de, oldukça sıcak bir havada, gittik. Arda önce biraz çekinse de fazla geçmeden aralarına katıldı. Bu sefer yetişkinlerle oynamaktan keyif aldi. Gücü ve oyun bilgisi ile tercih edilen bir oyuncu oldu, o sahada kaldığımız 2 saatlik sürede. Pazar günkü bu maçlar ona sınav süresinde oynayamamaktan kaynaklanan pasını da atma fırsatı verdi . Pazartesi akşam uzeri planında, ise gerçek bir takım, Aristos Basketbol klubünde antreman yapmak vardı ve ona hazır gitmek önemli idi.
Ardanın son iki yıldır basketbol koçu ve aslen Madrid’li olan Raul Madrid’te Aristos Balencesto adlı klüpte çalışmaktaydı. Gelmeden önce iletişime geçmiştik zaten ve Koç Raul sağolsun bizi Madrid’ten alip Balencesto Aristos klübünün antreman salonuna götürdü, antreman sonrası da geri getirdi. Bu antremanda da bir gün öncesinde oynanan sokak maçlarında da konuşma dili İspanyolca idi. Ama bir kez daha gördük ki spor evrensel ve o top oyunun dili ortak. Bu arada bu şehirde yollarda sokaklarda top oynamak yasak değil. Adamların futbol ve basketboldakı basarılarının bir sebebi de bu olabilir mi acaba
Biz bu şehri sevdik ve farkettik ki bir gün olur da dillerini de öğrenebilirsek araya kaynayıp gidebiliriz. Kimseler anlamaz..
1 Yorum »
Yorum bırakın
-
Arşivler
- Ağustos 2025 (2)
- Haziran 2025 (1)
- Mayıs 2025 (2)
- Nisan 2025 (1)
- Haziran 2024 (1)
- Şubat 2024 (1)
- Mayıs 2023 (1)
- Mart 2023 (1)
- Ocak 2023 (1)
- Kasım 2022 (1)
- Ekim 2022 (1)
- Eylül 2022 (2)
-
Kategoriler
- #biryazihareketi
- #relocation
- #tasinma
- amsterdam
- Aralik 2009
- Arda's travel
- bizden haberler…
- bu kitabi okurken neler hissettim/dusundum
- Entertainment
- GEZGIN DOGANS
- gezgindoganlar family trip rocks
- Hobbies
- Hollanda
- Kasim 2009
- kissadan hisse- derlemeler
- roadtrip2019summer
- seyahat
- Taşınma
- Turkiye seyahatleri
- Uncategorized
- zeynep'ce
-
RSS
Entries RSS
Comments RSS












[…] biz daha yeni aldık. Neden? çünkü şimdiye kadar dünyanın tüm sahaları ve potaları (bkz. Madrid ve ya Brooklyn) bizimdi. Gerçi ilk başladığı dönemde ki o zamanlar henüz yaşı ve boyu […]
Pingback tarafından Pas versene… « Gezgin Doganlar | Mayıs 5, 2020 |