Gezgin Doganlar

Zeynep anlatiyor

Pas versene…

A: Anne.. Hadi.. Oynuyor muyuz?

Z: Ne oynuyor muyuz?

A: Basketbol

Z: E.. hani beni beğenmiyordun?

A: Ne yapayım? Sen gel işte.. babam gelmiyor!

Z: Bir saat kadar izin ver, işimi bitirip geliyorum.

———-

Geliyorum dedim ama stres bastı. Aslında bu topa hiç giresim yok ama kaçış yok.

Coronavırus yüzünden spor aktiviteleri durdurulduğundan bu yana basketbol oynayamayan Arda’mın haklı olarak keyfi yok.

Bu durumda dayanamayıp eve aldığımız bir de potamız var artık. Yani 10 senedir oynuyor bu çocuk bu sporu ama biz daha yeni aldık. Neden? çünkü şimdiye kadar dünyanın tüm sahaları ve potaları (bkz. Madrid ve ya Brooklyn) bizimdi. Gerçi ilk başladığı dönemde ki o zamanlar henüz yaşı ve boyu küçük olduğu için Toys R us dan Little Tikes potalardan almış ve hatta yan komşumuzu çıldırtma pahasına oynamıştık ama o sayılmaz.

Sonrasında kulüp, takım bölge maçları kampları derken 10 sene geçirmişiz. Bu dönemde Arda çok çok iyi bir oyuncu haline gelirken ben olduğum yerde kalmışım tabii. Benim olduğum yer ne diye soracak olursanız şöyle söyleyeyim efendim benim görevim Arda’ya pas atmak.

Ne alaka demeyin, anlatayım.

Şimdi biz bildiğiniz tam ebatlarda boylu poslu, içine su koyunca duran potalardan aldık ve onu evin olduğu sitenin otoparkında uygun bir yere koyduk ya, işte bu potada her gün bizim delikanlı şut çalışması yapıyor ya.. Ee o yapıyor da birinin de o topları yakalaması, otoparkta gittiği yerden geri getirmesi ve de ona vermesi gerekiyor tabii.  İste o top toplayıcı kişisi de tabii ki de evin en atletik kişisi yani ben oluyorum. 4 haftadır süre gelen çalışmaların en başından beri yeterince hızlı yakalayamadığım toplardan başlayıp bir türlü düzgün pas vermediğime doğru uzanan bir gerginlikte günde birer saatten çalışmaktayız. Her seferinde bahçeye çıkarken bu sefer güzel olacak ve biz hem antrenman yapıp hem de sohbet edeceğiz diye çıkıyorum ama dönüş hep hüsran! Ya o beni ya da ben onu boğazlamak üzere iken eve geri dönüyoruz.

Bir süre önce onun anne iyi pas atarsan ben de şutu isabet ettirebiliyorum verdiğin pas benim başarımda önemli demesi ile fark ettiğim bir şey oldu.

Hayatımız boyunca bize atılan pasları düşündüm .. yeri geldi isabetli şutlara çevirdik, yeri geldi o topa girmem dedik ve her hâlükârda başımıza geleni kabul ettik oturduk. Yeri geldi top suratımıza geldi ya da tutayım derken parmağımızı kırdı. Herhangi bir takım top oyunu oynadıysanız hayatınızın bir evresinde bu metaforları anlayacaksınızdır.

Ona benim verdiğim pasın özellikle de bu bizim yaptığımız çalışmada bir önemi olmadığını, benim ona sadece topu geri verdiğimi söylemek istedim ama tabii genç delikanlım bu metaforları, yapmaya çalıştığım bağlantıyı hiç sevmedi. İsabetsiz şutlarında gelen pasın kötü olmasına en büyük payı biçti her seferinde.

Neyse ben yine de ümitliyim anlamıştır ne demek istediğimi..

Hayat sana ne yönden pas atarsa atsın, o pası isabetli bir şuta çevirmek sadece senin elindedir.

Mayıs 5, 2020 Yazan: | Uncategorized | Yorum bırakın