Gezgin Doganlar

Zeynep anlatiyor

Bir tutam lavanta kokusu

Bu sabah bir süredir beni çağırmakta olan ve tam da iyi hadi geleyim madem dediğim günden beri yani tam bir haftadır yağmur altında kafayı dik tutmaya çalışan bahçeme el atayım dedim. Bahçem aslında kullanıma oldukça elverişli bir boyutta. İşinin ehli birisinin ellerinde harikalar diyari olacak büyüklükte ve de bence gayette verimli toprağı olan bir bahçecik. Evin önünde sabah güneşini alan kare bir alan var, arkasında da öğleden sonra güneşi ile kavrulmak için ideal pozisyonda güneye bakan ve sağolsun bizden öncekiler tarafından ekilmiş 3 ağaç sayesinde gölgesi de olan daha ince uzun bir alan. Ben bu alanlarda kendi çapımda oynuyorum, ondeki çimi sağlıklı ve devamlı yeşil tutmayı başaramadığımı anlamam iki yıl sürdü mesela.

Arka bahçede bir de sebze ekebileceğimiz hafif yükseltilmiş üçgen bir alan var ve ben ilk heves buraya çiçek ekmiştim mesela. Yani adamlar sebze için yükseltilmiş alan yapmış ben çiçek ekiyorum 🙈 Ektim ama bir süre sonra bir problem çıktı. Sadece bu alana ektiğim çiçeklerinn yapraklarını yiyen bir yaratık var ve ben bunu bulamıyorum . Neyse Allah razı olsun internet, Facebook var da hemen köyümüzün yeşil parmaklarına sordum, ve dediler ki onlar tabii ki de solucanlar. Nasil yani oldum ve tavsiyelerine uyarak bir gece elimde fener ile gidip baktım ve ne göreyim, mahallenin tüm solucanları toplanmışlar sanırsın Üsküdar’da iftar çadırı. Yani tam da çocukluğumun ‘pis tıytıl sersem tıytıl yeme yapyaklayımı kıtıy kıtıy ” tekerlemesine uyan bir durum söz konusu. Bitkilerin öylece yerlerinden kıpırdayamıyor olmalarına da ayrıca üzüldüm.Hayatımda ilk defa tek tek solucan toplayıp bir kavanoza koydum ve de onları ölüme terk ettim. Evet evet biliyorum bu solucanlarla baş etmek için farklı yöntemler varmış tabii ama ben onlara çok kızmış idim. Daha sonrası için de en etkili olan peletleri kullandim, bir daha da kendileri ile görüşmedik.

O günden bugüne o alanda domates yetiştirmeye devam etmekteyim. Ha bir de geçen sene yetiştirdiğim patlıcan var. Bir tane sadece ve sadece bir adet patlıcan ama olsun, benim icin bir ilk idi ve farkettim ki ben patlıcan çiçeği de görmemişimö mor renklı bir çiçek olacağını hiç düşünmemiştim. Beni ayrı mutlu eden bir çiçek idi. 🙃

Bir başka küçük alanda da ki bu alanda yine yükseltilmiş durumda, yükseltmeyi de ben eski bir Ikea dolabını kullanarak yapmış idim, neyse onun icinde de nane, maydanoz veee çilek yetiştirmekteyim. Çilek deyince aklınıza reçel gelmesin hemen, o çileklerin müşterisi hazır, ben biraz tatlansa mı diye beklerken bana kalmıyor. İki güvercin var, hayatta bana bırakmıyorlar. Yani kendim için yetiştiriyor olamam herhalde di mi bu kadar yaban hayati varken çevremde sincap,solucan, kuş derken. Ha bir de arılar var tabii

Arılar deyince balarılarından bahsediyorum onları memnun etmek önemli imiş, hem yıllar önce izlediğim animasyon Arılar filminden hem de arkadaşım Yonca Tokbaş‘ın anlattıkları sayesinde bu balarılarına iyi davranalım sloganı ile yola çıkıp bahçeye biraz da arıların sevdiği çiçeklerden de ekelim yoluna gidince Lavanta da ekmiş idim bahçenin önde arkada çeşitli köşelerine ektim ve fakat sadece iki bölgede toplamda 5 tane yetiştirebildim. Bu arada itiraf ediyorum Lavantanin cekiciligi sadece arılara yonelik degil kocamcan bile gelip geçerken farkeder, bir dokunup kokusunu almak ister oldu.

Bugün de yine böyle arıların bu lavantaların üstünde cirit atmasını izledim. Hem izledim hem de bahçedeki yaban otlarını temizledim. Artık içeri girmeden önce de biraz daha yakından baktım lavantalara. Arıların bitkinin dalları ve çiçekleri üzerindeki turunu, çiçeklerden özüt toplamak icin uyguladıkları seçiciliğ izledim ve farkettim ki lavanta dalları arasında boynunu bükmüş olanlar var, arılar onlara hemen hic uğramıyor ve sadece daha bir taze daha bir canlı olanlara gidiyor. Önce bu dallar ne olacak ki, bıraksam mı kesip atsam mı diye düşündüm ve bu arada da kesmiş oldum. Sonrasında daha önce hiç yapmadığım bir şeyi yaptım, bu kestiklerimden bir buket yaptım ve evde bir küçük vazoya ki vazom da aslında bir porselen bir sütlük, koydum. Sonra bu vazoyu koyabileyim diye mutfak masamın uzerindeki kıvır zıvırı kaldırıp, açık pembe örtümü örttüm ve de bu bir tutamcık lavantamın içinde olduğu vazo sütlüğü üzerine yerleştirdim. Kendimi öyle iyi ve mutlu hissettim ki.. ve hatta biraz da gurur duydum kendimle, öyle ya sonuçta tüm bu döngü benim için bir ilk idi ve bu lavantaları bir gün eve koyarım niyeti ile ekmemiştim ki ben.

Mutluluk denilen şey oldukça göreceli bir his ve sizi neyin mutlu edeceğini önceden kestirmek pek de kolay degil. Ama şu bir gerçek ki bir şeyi ilk kez yaptığınızda hissettiğiniz o tatlı heyecan güzel şey.

Bu durumda şöyle bir sorum var, hadi deyin bakalım, en son ne zaman bir şeyi ilk defa yapmıştınız?

Temmuz 12, 2020 - Yazan: | Hobbies, kissadan hisse- derlemeler, zeynep'ce | , , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum bırakın