Gezgin Doganlar

Zeynep anlatiyor

Mirasyedinin bitmeyen tatili

Ben kelimelerin kişiye, nesneye ve ya işleve verdiği güç ve anlam var olduğuna inanıyorum.

Hani ben blog adını Gezgindoganlar koyduğumdan beri hem turistik hem de yaşama amaçlı gezip duruyorum diyorum ya ne dersiniz blog adımız yaşam tarzımız etkiliyor olabilir mi?

Atam İzindeyiz söylemi mesela, ne zaman duysam ya da bir aracın arka camında yapıştırılmış olarak görsem İzindeyiz kelimesi iz sürmek, yolunda gitmek anlamında olması gerekirken bana tatilde olmak çağrışımını yapıyor. Hani gelin arabasına yazılan evleniyoruz gibi. Ve ben gordugum bazı insanlarin bir yandan açtığın yolda izini sürmekteyiz anlamında olan bu Atam izindeyiz söylemini söylerken hal ve tavırları ile aslında Atam biz izindeyiz, dönüşte görüşelim diyorlarmış gibi geliyor bana. Çünkü eğer onun açtığı yolda onlar da gidiyor olsalardi hep beraber hedefe ulaşmış olurduk, yan yollarda oyalanmakta olmak yerine.

Sonra mesela Atam sen kalk ben yatam dizelerini pek severler, her 10 Kasımda duyarız. Çocukken ben de okumuşumdur muhakkak. Ama yine aynı şekilde sanki görevi devr almak degil de sen iyi yapıyorsun bu işi ben hiç anlamam o yüzden de ben yatayım sen devam et demektelermiş gibi gelir bana. Öyle ya görevi layıkıyla devr alabilselerdi, alabilseydik hedefe ulaşmış olmaz mıydık?

Gençliğe hitabeyi anlayabilseydik bugün yaşananlar farklı olmaz miydi?

Her yıl yeniden doğmaktasın, keşke yine gelsen diyeceğimize bir kere doğdun, yaşadın ve bize bıraktığın emaneti senin istediğin şekilde daha da iyiye götürüyoruz bak bizimle gurur duymalısın diyeceğimize savruk mirasyedi gibi ah keşke sen yine gelsen de işleri yoluna koysan demekteyiz. Yaptığımız çağrışımlar, dileklerimiz ile kurtarıcı beklemekten öteye gidemediğimizi görüp bu kurtarıcı ben olabilirmiyim diye biraz düşünsek ve harekete geçsek artık.

Karanlıkta biri elinde fener ile gelir mi acaba diye beklemek yerine mumu yakacak olan kibriti çakacak kişi sen ben olabilir miyiz?

Gerekirse ateşi yeniden keşfedecek bilgin bile varken neyi bekliyorsun?

Mayıs 19, 2021 Yazan: | kissadan hisse- derlemeler, zeynep'ce | | 4 Yorum

Boomerang

Uzun bir aradan sonra Londra’da metrodayım. Burada metroya metro denmiyor aslında, tüp anlamına gelen Tube kelimesi kullanılıyor ya neyse konumuz bu değil dağılmayalım.

Metro sisteminin hatlarının olduğu postere takıldı gözüm, nasılda birbirlerine bir şekilde en az bir yerde dokunup şehrin çeşitli bölgelerini birbirlerine bağladıklarını düşündüm. Hemen her istasyonda bu durakta inerseniz aktarma yapabileceğiniz diğer hatlar bunlardır anonsu yapılıyor. Bu durum sadece Londra için geçerli değil tabii, bütün dünyada ulaşım sistemlerinde bu tarz bağlantı noktaları vardır, yani diyeceksiniz ki nerden bu ilgi. Ama işte düşüncelerin ne üzerine takılıp nereye sıçrayacağının bir kontrolu olmayabiliyor.

Piccadilly hattındayız şu anda ve Hammersmith&City ve ya Circle hatlarından birini geçmemiz gerekiyor, iki yerde kesişiyor bu iki hat, inip diğerine binebilmen için sana iki defa şans vermiş. Hani dalıp da ilk durakta inemez durağı kaçırırsan ki gayet mümkün, panik yapmaya gerek yok, bir kac durak sonra bir başka kesişim noktası daha olacak nasılsa.

Burada da aklıma şu ünlü film geliyor, Sliding Doors , Gywneth Pathrow ve John Hannah oynamışlardı hani. Orada da hayatta saliseler ile kaçırdığımız ve ya yakaladığımız trenlerin başımıza getirdiklerinden bahseder, hatırlarsanız.

Film ile metro hatlarının bende yarattığı bağlantı da işte trenlerin kendi güzergahlarında giderken birbirleri ile iletişim haline geldikleri o en az iki kere kesiştikleri noktalar. Filmde de kaderinde varsa o kişi elbet bir şekilde hayatına girecektir tarzı dramatik mi romantik mi yoksa kaderci mi desek bir mesaj var.

Ben bu filmi çok severim, ilk fırsatta yeniden izlemeli diye kendime not alıyor ve bir yandan da 50 yıllık hayatımın çeşitli dönemlerinde tanışıp, kaynaştığım sonra bir şekilde koptuğum bir çok kişinin dönüp dolaşıp yeniden hayatıma girmesi sadece kader olabilir mi diye düşünmeden edemiyorum.

Hani var ya bırak gitsin dönerse senindir yaklaşımı.

Ya da?

Ya da uzaklara gidip gidip bir dolaşıp geri dönen ben miyim? Boomerang misali..

Mayıs 14, 2021 Yazan: | zeynep'ce | , , , | 1 Yorum

Anı yaşayalım derken an geçiyor olabilir

10 sene kadar önceydi sanırım, İngiltere’de oturduğumuz Reading Berkshire bölgesinde basketbol oynayan hele de Arda’nın yaşında kimse yok, genelde oyuncular 7. Sınıfa geçince bu sporla tanışan, orijinalde hepsi futbolcu olan çocuklardan oluşuyor basketbol takımımız. Under12 grubu olarak 8 kişilik takım çıkarabilirsek mutluyuz.

Az sayıdaki oyuncularımızın beceri durumu ise felaket ile harika arasında değişiyor ama azimliyiz, istekliyiz.

Bir tanesi var ki dillere destan. Enerji içeceği icerek maçlara çıkmasından mıydı, futbol sahalarından sonra basketbol sahası küçük mü gelirdi bilmiyorum ama maç boyunca iki pota arasında pek bir hızlı gider gelirdi. Durduğu anlar sayıca az ama süre olarak uzun olurdu o ayrı. Her basket attığında öyle bir sevinirdi ki sanırsın ünlü futbolcu 90. dakikada takımına kupayı kazandıran golünü atıyor, kollar havada seyirciye doğru koşar ve tezahürat beklerdi. Oysa basketbolda basket atıldıktan sonra oyun durmaz bilirsiniz, topu alan karşı takım daha bizimkiler ne olduğunu anlamadan karşılığını verirdi. Bizim bu heyecanlı oyuncumuz başarısını kutlamayı ancak maç sonunda yapması gerektiğini öğrenmek yerine futbola dönmeyi tercih etti.

Bir süredir hayatın NBA basket maçı hızında geçtiği bir dönemde ben attığı gole dakikalarca sevinen futbolcu gibi takılıyorum yaşadığım her ana, iyi veya kötü ne ise bir laf, bir olay seçiyor beynim ve düşün düşün takılı kalıyorum,hayat denilen maç devam ederken.

Maça dönmek mi yoksa anı yaşamak mı? Siz ne dersiniz?

Mayıs 3, 2021 Yazan: | GEZGIN DOGANS, kissadan hisse- derlemeler, zeynep'ce | , | 1 Yorum

Eskiler alırım

İngiltere’de eskiciler ne diye bağırarak geziyorlar diye soruyor İngilizce dersi verdiğim 3.sınıf öğrencim, konumuz eski kelimesi olunca.

Old-eski demektir demiştim.

Oğlumla üç dört yaşlarında iken yaptığımız benzer bir konuşmada da benim anneannem için o eski o yüzden yavaş gidiyor yorumu gelmişti mesela.

Bir kelimenin çocuk kafasında nereye tekabül edeceği, bu afacan öğrencim hayalinde neden eski deyince eskicileri düşündüğünü bilemiyorum tabii ama cevaben ona İngiltere’de eskici yok ki dedim, sonra derse devam ettik ama beni aldı bir düşünce.

Yani bir bakıma eskici var tabii ama öyle sokaklarda gezen,

eskiler alırım haaaanııııımmm

diye bir yandan bağırarak bir yandan da önündeki tekerlekli aracı ittirerek, sokak sokak dolaşan adamlar yok. İnsanlar elden çıkartmak istedikleri eski eşya ve kıyafetlerini belirli yerlere yerleştirilmiş giysi kumbaralarına atıyorlar ya da ikinci el malzeme satan yerlere direk veriyorlar. Karşılığında öyle plastik leğen, mandal falan da almıyorlar.

Oysa benim de çocukluğumun sesleri değil miydi eski alan eskiciler ile sebze meyve, süt ve tüp satan seyyar satıcılar.

domates, biber patlıcannnn.

Sepetler sarkıtılır ya da kendisi bizzat iner alırdı anneler. Artık mevsimine göre ne varsa. Hatırlarım mevsimine göre patates ve ya kavun aldığımız bir amca vardı mesela, istisnasız bizim eve, taa 4. kata çıkardı. Asansörsüz apartmanlardaydık ama hiç problem yoktu Ankara’da Emek mahallesi 83.sokaktaki daireye kucağı dolu dolu çıkardı. Annen alırdı evde olsaydı! der bırakırdı, param yok desende, haftaya verirsiniz der giderdi.o kesindi haftaya yine gelecekti.

Seyyar satıcılardan sonra aklıma gelen sokak seslerinde küçük kamyonlarında tangur tungur sesler çıkartarak gürültülü bir sekilde biz geldikkk diye mahalleye haber veren tüpgaz satıcıları ki bu sesleri boş tüpleri birbirine vurarak, ya da ellerindeki bir metal parçası ile bateri çalıyormuş gibi üzerlerine çarparak çıkartırlardı.Hatta dolusu ile değiştirdiği boş tüpü tekrar kamyona karpuz atar gibi atanlar da olurdu. İyi patlamamışız diyorum şimdi düşünüyorumda. Gerçi onlar yeni dolu tüpü taktığı zamanda bir gaz kaçağı var mı yok mu diye çakmağını çakar bakarlardı . Tehlikesini onlarda bilirdi şüphesiz ama bu bana birsey olmazlara giden kendine güven midir yoksa kaderde varsa patlarız inancı mi bilemiyorum. Sonraları teknolojiden yararlanarak şarkılar falan çalmaya başladılar.. Ayyygaaazzz….tirinirim

Bu saydığım sokak sesleri Türkiye’min tüm sokaklarında duyulabilecek seslerden idi. Sütçüsü , yoğurtçusu, bidon su satıcısı, eskicisi hurdacısı, sebzecisi derken baya şenlikliydi bizim sokaklar seyyar alıcı ve satıcıları ile. Bir tek aşıcısı geçmedi ki Metin Akpınar aşıcı geldiiii hanıımmm diye seslenebilsin.

Sadece o şehre özel sesler de vardı birde.

Merzifon’da yaşadığımız ev askeri garnizona yakın olunca sabah ve akşam talimden dönen erlerin tempolu yürüyüş seslerini vardı. Bir de faytonları çeken yorgun atların nal sesleri.

Eskişehir’de özellikle de şehir merkezinde iseniz şehrin olağan araç seslerine ses duvarını kırdıkları için pek bir yaygara çıkaran jetlerin sesleri karışırdı. 1. ana jet üssünün şehire çok yakın olması sebebiyle talim uçuşu yapan tüm jetler şehrin üzerinden geçerdi. Ses duvarını geçen hem de bir değil iki jetin beraber olduğu bu uçuşların yarattığı gürültü sırasında sınıflarda ders kesilir, yolda karşılaşmış ayaküstü yapılan dedikodulara ara verilir, kendi konuştuğunu duyabileceğin ortam sağlanınca kaldığın yerden devam edilirdi. İlk anlarda resmen ürkerdim, sonrasında alışıyormuş insan. Gün boyu uçan uçaklardan şikayet etmezdi kimse.

Bolgesine göre olan seslerden biri de bozacılara ait. Soğuk kış gecelerinde duyulan Boooo zaaaaaaaaa çağrısı. Eskişehir’de Ankara’da ve İstanbul’da yani hemen hemen yaşadığım heryerde duyunca bu sesin bölgesel olabileceğini hiç düşünmemişim. Mevsimseldi evet çünkü boza kış aylarının içeceği idi soğuk içilse de ama işte meğer şehirlere özelmiş, öyle her şehirde yokmuş. Ankara’da öğrenci evimizde bir akşam Antalyalı ev arkadaşım sokaktan gelen sesi oyun oynayan çocuklardan sanmıştıda gecenin bir yarısında ne yapar bu çocuklar diye sormuştu, hem bilmediğime şaşırmış hem de gülmüştük geçen kişinin bozacı olduğunu öğrenince yaşadığı şaşkınlığa. Oysa bozayı bilmeyince bozacıyı da bilemezdin tabii.

Sonra çıktım geldim başka ülkelere şehirlere.

Dubai’de sokak sesi duymadım mı acaba diyeceğim ama sanırım Dubai’den aklımda kalan sesler klimaların bitmek tükenmek bilmeyen homurtuları olacak. Gerek araç içinde ve araç dışında, gerekse ev içi ya da evler arasında yaptığım yürüyüşlerde hep o klima sesi. Ne yazık sokak yaşantısının olmadığı sokaklar ve binalar olunca sesi de olmuyor tabii.

İngiltere’de büyük şehirde oturmadık, kendi halinde mutlu mesut bir köy bizimkisi. Köy dediğime bakmayın, 6 restoran, biri büyük iki süpermarket, 3 diş kliniği, 3 cafesi olan bir yer ama içinde yaşayanlar için hala bir küçük köy. Heathrow’un yoğunluğuna göre inmekte olan uçakları biraz daha dolaşsınlar diye hava sahamıza yolladığı zamanlar haricinde genelde sessiz olan bu köyde oldukça hareketli bir tren istasyonu var mesela. Londra’yı ülkenin batısına bağlayan ana hat geçer. Köyün sakinleri arasında bu trenlerin tiplerini, geçiş saatlerini dakikası dakikasına takip edenler de var. Tren düdüğünden bilirler hangi model, nereye gitmekte falan. Yan dal hattı olan Henley on Thames trenleri ise tam bizim evin arkasından geçer. Normal ana hattan hızlı trenler geçerken bizim hat baya baya tıngır mıngır giden trenlere hizmet eder. Bu tren seslerinden bir de Etimesgutta doğduğum evdede duyarmışız, ve ben hep sabahın o ilk treni ile uyanırmışım. Uykusuz ve yorgun annem icin o dönemlerde öyle gelmese de oldukça sakinleştiren dinlendirici bir ses itiraf etmeliyim.

Sonbahar,kış ve nihayet ilkbahar derken son 8 aydır yaşadığımız Amsterdam şehrinden, bana bu evi hatırlatacak olan sokak sesi ne olabilir ki desem sanırım incecikten bir tıngırtı halinde, küçük metal parçalarının birbirine çarpması ile oluşan kendine has ritmi ile oturduğumuz evin ev sahibesinin balkonda asılı bırakmış olduğu rüzgar gülünün sesi olacak. Amsterdam rüzgarlı şehir nitekim.

Bir kelimenin hatırlattıkları, nerden nereye gittim geldim. Olur mu size de?

Her bir sesin kelimenin çağrıştırdıkları, hafızanın içinde oradan oraya zıplayan hatıralar, yoksa yaşlanmak dedikleri bu mu?

Bu bence olsa olsa yaşanmışlıktır ya sizce?

Mayıs 3, 2021 Yazan: | Uncategorized | 1 Yorum