Gezgin Doganlar

Zeynep anlatiyor

Olur mu ki?

Kim derdi ki ekipten bir ben seçileceğim ve denizaşırı ülkedeki göreve sadece ben gideceğim..
Daha önce gitmediğim yer değil, iki kere daha uzun süreli görev yapmışlığım var bu bahsedilen konumda. Ortamı, benden bekleneni biliyorum. Önceki dönemlerimde memnun kalmışlar ki beni seçmişler, eh bu da haklı olarak bir gurur kaynağı oluyor tabii.
28 yıldır bu ekipteyim, bir anda gelen emirle hop diye toparlanıp gidivermişliğimiz çok ama hep bir arada ekip olarak giderdik, hani kimse geride kalmayacak misali.
Aramıza yeniler, dönemine göre daha donanımlı olan arkadaşlarımız da katıldı tabii, elimizden geldiğince içimize aldık, hiç yabancılık çektirmedik onlara. Zaten yönetim hiç birimizi ayırt etmeden, becerimize yeteneğimize göre görev dağıtımını yaptı hep.
Ne zaman yeni bir görev yerine yollansak, yolculuk sırasında ne maceralar atlatsak da gittiğimiz yere hızlıca yerleşip işimize başlamamız bizden beklenenlerin başında gelir.
Çalıştığımız merkez binada olduğu gibi herkesin yeri bellidir, hani şehirler ülkeler değişse de bu yerleşim oturum planı hemen hiç değişmedi. Mesela benim yerim öyle kolayca erişilen, herkesin önünden geçtiği ayakaltı katlarda değildir. Biraz ekibin en eskisi olmamdan birazda yaşıma duyulan saygı ile zaten öyle kıvır zıvıra gelenim gidenim olmaz. Çözemedikleri, bir türlü icine işleyemedikleri durumlarda benden yardım istemeleri kaçınılmaz olduğunda ise elimdekini bırakır hemen yardıma koşarım bilirler. Dedim ya 28 yıldır görevdeyim, istesem emekli olabilecek yaştayım ama bırakamıyorum. Bıraksam ne olacak, ne yapacağım emekli olup da diye düşünürken beni böyle bir göreve yollamaları ayrı mutlu etti beni. Hala işe yarıyor olmak bu yaşta bulunmaz nimet, gencler anlamaz.

Bir kere ben asla görevden kaçmam, gayet temiz titiz bir çalışma prensibim var. En stresli, hani yüksek basınçlı ortamların adamıyım diyebilirim gönül rahatlığıyla. Dışardan bakınca biraz kaba saba, duygusuz bir görüntüm var farkındayım. Hatta bazı gereksiz tiplerin benim hakkımda içi boş dediklerini bile duydum ama bu konuda yapabileceğim fazla bir şey yok. Beni böyle kabul etmişler deyip üzerinde çok da düşünmüyorum. Ekip içinde sık olmasa da çıkan kuru gürültüye karışmam, verilen görevi en kısa zamanda ve etkin şekilde yapmak icin elimden geleni yaparım, zaten bu da amirlerimi memnun etmeye yeter. Diğerleri gibi saatlerce planlama, ön hazırlık falan gerekmez ama yola çıktım mı yani projeye başladım mı durmam zor olur. Göreve öyle bir odaklanıyorum diyebilirim ki hani tüm hücrelerimde hissederim. İyi mi kötü mü bilemeyeceğim bir huyum var, stresimi içimde tutarım bak o konuda da çok başarılıyımdır. Ama olur da stresimi kontrol altında tutamazsam ve zamansız açığa çıkarttığım haller olursa bilinki gazetelere konu olurum o derece desem abartmış olmam herhalde.
Amirlerim benim bu huyumu bilirler ve hiç sorun etmezler, şanslıyım o konuda biliyorum.
Benim tam tersim olan bir iş arkadaşım var mesela, ve ne yalan söyleyeyim onun gibi olmak istemem. Neden derseniz öyle ağırkanli biri ki, yanı bir iş verdiysen şöyle helalinden 6-7 saat unut sen o işi. Arada takılıyorum, biraz daha hızlı yapamaz mısın, hiç mi sıkılmıyorsun bu yavaşlıktan diye laf atıyorum ama o hemen en ciddi haliyle cevabı yapıştırıyor, neymiş, acele yapılmasını isteleselermiş görevi başkasına verirlermişmiş, ben ne anlarmışım ki böyle ince ince yavaş yavaş yapmaktan! Neyse artık öğrendim bulaşmıyorum ona, madem halinden memnun bana ne.

Görev için bir seçme yapılacağından bile hiç haberim yokken şimdi heyecanla seyahat edeceğim günü beklemekteyim. Detaylar henüz belirlenmedi, diğerleri simdi olmasa da sonra arkamdan gelecekler mi onu bile bilmiyoruz. Sanırsın uzaya gideceğim o denli gizlilik var ve ben acayip heyecanlıyım.

Bu arada dedikodular da az degil, en çokda bu denizaşırı ülkeye yapacağım seyahat şeklim hakkında ileri geri konuşmalar var, ama ben gereğinden fazla abartılmış ve büyük ihtimalle de geride kalan ve benim bu göreve seçilmiş olmamı çekemeyenler tarafından uydurulmuş olduklarını düşünüyorum. Duydukça canım sıkılmıyor da değil ama üzerinde durmamaya çalışıyorum.
Hayır yani bu bahsedilen seyahat şeklinin daha önce hiç kullanılmadığından eminim. Bir kitapta okumuştum, 2. Dünya Savaşında ajanlar falan üzerine yazılmış olan bu romanda bahsi geçen İngiliz ajan bir şekilde İspanya’ya ulaşıyor. Bu kasabadada sipariş üzerine çan yapılıyormuş, ama öyle ufak tefek çanlardan değil, kocaman kilise çanı ve bu ajanı da o devasa çanı taşıyacak olan sandık içinde trenle yolluyorlar bir sonraki görev yerine. Şimdi böyle anlatınca olurmuş gibi geliyor ama yani o da ancak kitapta olur öyle değil mi?
Benim için çıkan söylentiye göre de yok efendim içine sığabileceğim boyutlarda bir bavul ile gidecekmişim. Allahım ben Business Class falan yollarlar mı acaba derken kargoda gitmek akla hayale sığmıyor tabii. Ama
söylentiler o kadar detaylı ki: ben zaten çok ağır olmadığım icin havayollarının koyduğu kilo sınırlarını zorlamazmışım, merak etmeyecekmişim olası darbelerden zarar görmeyeyim diye çevreme kıyafetler falan koyacaklarmış.. eh isterseniz o hep boş olduğunu iddia ettiğiniz içimede çorapları koyun diyorum ben de, madem acımasızca
dalga geçiliyorum ben de katılayım eğlenceye diye düşünerek ama yani gerçeklik payı var mi bilemiyorum ki .

Yani yılların emektar düdüklü tenceresine bu yapılır mı, bavulda çoraplarla donlarla göreve gidilir mi inanmak istemiyorum ama rafın öteki ucundan o sümsük yavaş pişirici öyle pis sırıtıyor ki ya doğruysa diye düşünmeden edemiyorum.

Ekim 13, 2022 - Yazan: | #biryazihareketi, #deniyorum, GEZGIN DOGANS, kissadan hisse- derlemeler, Taşınma, yaziatolyesinden, zeynep'ce | ,

1 Yorum »

  1. […] Olur mu ki? […]

    Pingback tarafından Camdaki Kız « Gezgin Doganlar | Şubat 12, 2024 | Cevapla


Yorum bırakın