Çın Sabah
Dün gece sanırım gecenin bir vaktiydi artık yatayım dediğimde tam emin değilim ama gece yarısını geçeli çok da olmamıştı.
Birkaç gündür hastayım yatak döşek yatıracak türden değil ama uykunun kalitesini etkileyenlerden. Yatmadan önce bir de film seyretmiştim. Eskilerden bir film idi, Al Pacino ve Robert de Niro’nun oynadığı, adı Heat. Filmin bir sahnesinde biri büyük vurgunlar yapan müzmin bekar hırsız diğeri de onlar gibilerini yakalamaktan kendi evinde düzen kalmamış hatta üçüncü evliliğinde de zor donemden geçmekte olan hırslı dedektif oturup, kahve içip sohbet ettiler ne olacak bizim bu halimiz şeklinde. Klasik hırsız dedektif filmi gibi olsa da bu sahnesi ile pek insancıl pek bir sıcak geldi bana. Ama tabii filme adını veren sıcaklıktan bahsetmiyorum.
Film bitince güzelmiş hissi ile yatağa giderken bir de parasetamol aldım, kendimce rahat yatayım diyerekten ama son birkaç gündür aldığım için olsa gerek bir miktar kalp çarpıntısı yaptı. Çarpan kalp iyidir hala yaşıyorsun diye ikna ettim kendimi ve takılmadım ona ama uyuyamadım da. Döndüm durdum yatakta. Önce gözlerim kapalıydı ama, yok, bana mısın demedi. iPad‘deki daha önce indirdiğim kitaplardan okuyayım bari dedim ama pili bitmiş iyi mi! Benim de bitti diye düşünüyordum ama ben öyle isteyince kapatamadım kendimi tabii.
Hastasıyım bu bilgisayarların ve elektronik aletlerin! Takıldıkları yerde şöyle bir kapatıp açma ile sanki hiçbir şey olmamış, o takılmışlık hiç yaşanmamış gibi kaldıkları yerden devam edebilmelerine. Hekimlik dönemlerimde de en büyük şikayetim ya da mühendis eş ve dostlarıma anlatamadığım şey idi bu durum. Onlar uğraştıkları malzemede sıkıntı çıkınca kapatıp açıyorlardı ama insanı kapatıp açamıyorsun iste. Oysa o kadar iyi gelir ki öyle bir şansımız olsa. Bir yenilenme bir tazelenme için sadece uyku işe yarıyor diyorlar da öyle hadi git yat deyince yatılmıyor ki! Işte bak hala bekliyorum uykunun keyfi gelecek diye.
Makineler bizden öğreniyormuş ya, biz de onlardan öğrensek. Özellikle içinden çıkamadığımız durumlarda gözleri gelen aracın farlarına dikilmiş yol ortasında kalakalmış bir tavşan gibi duracağımıza 2 dakika kapatıp açıyorum gelirim birazdan diyebilsek. Gerçekten de bu 2 dakika yetse bu kendini toparlamaya..
Ben bunları düşünürken oldu mu sana yarı gece.. Dikkatinizi çekerim gecenin yarısı değil gecenin yarısı saat 12:00 olur ama gecenin yarısını çoktan geçmişiz ve gecenin bir vaktini aşalı da olmuş ve biz çın sabaha doğru ilerlemekdeyiz. Çın sabah deyimini de ayrıca çok sevdim hani o incin top oynuyor diye tanımladığımız saatlere denk geliyor. Hani iğne düşse sesini duyacakmışsın gibi olan, sokakların boş,binaların karanlık herkeslerin bilmem kaçıncı uykusunda olması gereken saatler.. yolculuklarda içinden ya da diyelim ki uçaktayım üzerinden de olur geçtiğim sokaklarda düşünürüm hep, neden herkes tam o saatte uyur diye!
Fransa’da bir köy var mesela ben hiç orayı gündüz görmedim son altı yılda her sene bir gece olacak şekilde altı gece o köyde kaldık ama kimseyi görmedik. Bir kale şato gibi yapısı var uzaktan ışıkları görülen ama biz otobanda kavşaktan çıkıpta köye varana kadar ışıklarını kapatıp çıkıyorlar. Öyleki sanırsın köyden de çıkıp gidiyorlar. Binalar iki katlı evlerden ve dış panjurları da kapatıp uyuyorlar. İnsan görmüyoruz kısmını abartmıyorum, kaldığımız otelde bile resepsiyon yok. Rezervasyon yaparken verilen şifreyle önce binaya sonra da odaya giriyoruz. En son gittiğimizde şifreyi yazarak bınaya gireceğimiz makinenin ekranında cıkan mesaj ile hazine avı gibi şifreli mesajı çözüp yan binadaki odanın anahtarını bulmuşluğumuz bile var. Bu otellerin en büyük özelliği temiz yatakları olması, mini mini bir odada hızlıca uyuyoruz, tek ihtiyacımız bu, o saatte zaten. Sabah olunca, yani gün dikimi bitmiş şafak sökerken denilecek saatlerde çıkıp gidiyoruz. Geenlde bu yolculugu Aralık ayı sonlarında yaptıgımız için de şafak sökme aşamasının cok baslangıcında yola koyulmus oluyoruz. Yanı diyeceğim hiç görmedim o köyün pencerelerinden içeriyi, perdelerini ve de insanlarını da.
İşte ben bunları düşünürken Basri uyanıyor, ve yürüyüşe çıkalım mı diyor, madem uyanmışsın.. Saate bakıyorum hani şu üzerinde rakamları olan saate, 6ya geliyor. Tan vakti ama mevsimlerden kış, aylardan Ocak olunca tan henüz ağarmamış, ağaramamış olmalı. Buz gibi havaya uygun bir şekilde giyinip dışarı çıkıyoruz, evin iç mekan ışıklarını kapatınca dış dünyanın karanlığı ile karşılaşmaya hazırız.
Ama hiç de öyle olmuyor, gecenin zifiri karanlığını delmekte olan, bir kocaman ay, dolunay bizi karşılıyor. Sabahın kör bir saatinden beri uyanık olan ruhuma apayrı bır mutluluk yaşatıyor bu dolunay ile karşılaşmamız. Benım ailemde mehtaplı geceler fotoğrafları paylaşımları olur hep, yanı farkederiz biz onu yıllardır. Hani o çok bilmişlerin ama bu seferki çok özelmiş ama diyenler olmadan da önce takip ederdik biz onu. Ama dolunayı akşam saatlerinde görsem bu kadar sevinmezdim sanki. olabilir mi böyle bir şey.
Karşılaştığımız an önemli diye düşünüyorum. Kapının arkasında zifiri karanlık beklerken yolumu ışıltılı neşeli bir şekilde aydınlatıyor olması beni mutlu eden sanırım. Biraz da kendimi suçlu hissettirdi hatta. Bana, ee ben aslında hep buradayım ki diyor. Sen güneşin ışığına enerjisine o kadar şartlandırıyorsun ki kendini beni farketmiyorsun demekte bana sanki.
İnsan ilişkilerinde de öyle olmuyor mu.
Karanlık anlarınızda da yanınızda kalan arkadaşlarımız değil mi aslında dayandığımız yaslandığımız.

1 Yorum »
Yorum bırakın
-
Arşivler
- Ağustos 2025 (2)
- Haziran 2025 (1)
- Mayıs 2025 (2)
- Nisan 2025 (1)
- Haziran 2024 (1)
- Şubat 2024 (1)
- Mayıs 2023 (1)
- Mart 2023 (1)
- Ocak 2023 (1)
- Kasım 2022 (1)
- Ekim 2022 (1)
- Eylül 2022 (2)
-
Kategoriler
- #biryazihareketi
- #relocation
- #tasinma
- amsterdam
- Aralik 2009
- Arda's travel
- bizden haberler…
- bu kitabi okurken neler hissettim/dusundum
- Entertainment
- GEZGIN DOGANS
- gezgindoganlar family trip rocks
- Hobbies
- Hollanda
- Kasim 2009
- kissadan hisse- derlemeler
- roadtrip2019summer
- seyahat
- Taşınma
- Turkiye seyahatleri
- Uncategorized
- zeynep'ce
-
RSS
Entries RSS
Comments RSS

Çın sabah’ı ilk defa duydum. “çın” Türk Lehçelerinin çoğunda kullanılan, Türkçenin en eski tarihi metinlerinde de varlığını sürdüren bir kelimedir. Çinceden alıntı diye biliyorum. Anlamı “gerçek“ demektir….Günün bölümlemelerine de ayrıca bayıldım… FGD