Gezgin Doganlar

Zeynep anlatiyor

Arkamda kim var!

Amsterdamdayız Rijk müzesini geziyoruz..

Görevlinin biri yanımıza gelmiş, farkında bile değiliz. Bir şaşkınlık yaşıyoruz haliyle adam bizimle konuşunca ilk anda! Ama sonra adamın uyarısını dikkate alıp hemen kendimize çekidüzen veriyoruz. Peki bu görevli bize ne söylemiş olabilir sizce? “Ya tabi haklı adam, dedirten konu ne olabilir ?

Siz bu sorunun cevabını ararken ben de Adabı-muaşeret kurallarının ne gibi şartlarda oluştuğunu düşünmeden edemiyorum. Kural dediysem yazılı kurallardan bahsetmiyorum görgü kurallarından bahsediyorum.

Tüm seyahatlerimizde ve hatta evden herhangi bir sebeple çıkışımızda bile sırtımızda bir çanta olmasına alıştık. En azından birimizde bir çanta oluyor, içine su kabı, defter, kalem, inceli kalınlı ceketler gibi mevsimlik ekstralar ve tabi mevsimsiz laptop/bilgisayar alıyoruz. Bu sırt çantalarımız küçülmüyor asla! Müzede de öyleyiz tabi, sırtımızda çantalarımızla normal cüssemizin 1,5 katı olmuş durumdayız ve görevlinin bize yaptığı uyarı tamda bu konudan kaynaklanıyor:

..çantalarınızı sırtınızda değil önünüzde taşıyın böylece kapladığınız alan küçülsün ve başkaları da rahat edebilsin!

Ne kadar da haklı bir uyarı değil mi? Yanımızda taşımakta olduğumuz eşyaların biz fark etmeden başkalarına zarar verebilecek olduğunu hiç düşündünüz mü?

Açık alanda da olsa yolda yürürken normalde ortalama 150-180 santim 60-90 kg arası insanlar zaten omuz omuza yürümeye çalışıyoruz ama vücudumuzun bir uzvu olmayıp elimizde taşıdığımız şemsiye, sırtımızda çanta, ya da çekelediğimiz kabin boyu çantalar ile gereğinden fazla yer işgal etmekteyiz ve de çevremize zarar teşkil edebiliyoruz hiç düşündünüz mü?

Ya kapalı ortamlara ne demeli?

Uçakta koridorda oturduğunuz zamanları hatırlayın mesela. Bir arkadaşım koridora oturmamak için ne gerekirse yapıyor, ekstra para lazımsa onu da veriyor ve asla oturmuyor. Neden bu kadar kasıyor ki diye düşünürken kafama yediğim çantayı hatırlıyorum. Kocaman ve de ağır çantasını oturmakta olan masum yolcunun kafasına çaktığının farkında bile olmayan çanta sahibine ben ne desem boş.

Sonra şemsiyeler! Ben onları da sevmiyorum ve kullanmıyorum. Ingiltere’de yaşayıpda şemsiyesi olmayan bir bizim ev olmalı. Yağmur yağdığında ayrı yağmadığında ayrı riskleri var bence ne diyeyim. Sırt çantasına göre daha kontrollü olacaktır sahibi canım desek de uygulamada hiç de öyle olmuyor. Her ne kadar elindeyse de taşıyan kişi yine bi-haber verdiği rahatsızlıktan, o kendini kuru tutmayı başardığı için memnun halinden. Açık halinde iken şemsiyenin iskeletinin uçlarının yanından geçen kişilerin surat hizasında, yüzüne gözüne çakmış olabilme ihtimalini hiç düşünmüyor. Nişantaşı’nda zamanın modasına uyup perma yaptırdığım için normalden daha dalgalı olan saçlarıma takılan şemsiyeden saçımı kurtarana kadar adamla ayni yöne gitmek zorunda kalmıştım mesela! Evet travmam büyük bu konuda ne yapalım! Kapalı haliylede bir silah gibi çarpıp duruyor insanlara zaten, sahibi nereye koyacağını bilemiyor gibi taşıyor olunca. Hani baston olarak kullansa anlayacağım ama öyle de olmuyor. Belki de kalabalık ortamlarda şemsiye taşımak ve açmak yasak olmalı hani Singapur’da sakız çiğnemek yasak ya onun gibi işte. Acaba neden yasak olmuş ve de nasıl başarmışlar?

İlle de şemsiye taşıyacaksa şemsiyenin açılmış hali sadece taşıyanın kafasını ve omuzlarını korurken omuz dışına taşımayacak şekilde yapsalar, fanus gibi hani bu sıkıntıları da çözer. Ama şu bir gerçek ki şemsiyenin çevresine zararlı olduğu anlar kullanım halindeyken değilde daha çok kullanılma ihtimali yüzünden yanımıza alıp gün boyu atıl bir şekilde elimizde kapalı bir sopa olarak taşıdığımız anlar. Kullanılmadığında katlanıp çantaya girenler de var ama genelde insanlar şehiriçinde bile olsalar golf sahasında ya da plajda gibi kocaman şemsiyeler kullanır oldular.

Plaj şemsiyesi demişken aslında Türkçe’de kullandığımız şemsiye sözcüğünün kökü şems yani güneş ve şemsiye şemsten yani güneşten korunmak amaçlı araç anlamında. Tahmin ettiğiniz gibi aslında yağmura hasret bir coğrafyadan çıkma bir kelime, bu bilgi kulağımıza küpe olsun.

Hiç unutmuyorum, Arda yıllarca yağmurlu Ingiltere’de yaşadıktan sonra Dubai’nin deli güneşinin altında geniş bir şemsiyenin gölgesinde ilerleyen kadını gördüğünde ne alaka olmuştu ilk anda, hatta yağmurun olmadığı bu yerde neden şemsiyesi var ki diye sormuştu gülerek. Ama ihtiyacı belirleyince aracı icat edip, o ihtiyaca gore adını da koymakta olduğumuzu yaşayarak öğrenmiş oldu, ben de sayesinde düşünmüş oldum.

İçinde yaşadığımız coğrafya ve kültür kullandığımız eşyalara ismini vermekte peki ya davranışlarımıza etkisi nedir?

Müzedeki uyarıya geri donersek, Türkiye’de bir çok insan çantasını önünde taşır özellikle de kalabalık ve müze gibi kapalı yerlerde ama bunun nedeni asla ve asla başkalarına yardımcı olayım değildir. Amacı kendi güvenliği ve çantasının içindeki kişisel eşyaların emniyeti içindir çünkü evet çantasını kaptırması işten bile değildir o coğrafyada. Görgü kuralının güvenlik ihtiyacına karıştığı bir davranış şekli ama özünde her iki türlü de çevrenden haberdar olmayı içinde bulunduğun ortam farkında olmanı istiyor ve gerektiriyor.

Önüm arkam sağım solum sobe..

Mayıs 30, 2023 - Yazan: | kissadan hisse- derlemeler, seyahat, zeynep'ce | , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum bırakın