Gezgin Doganlar

Zeynep anlatiyor

Camdaki Kız

Küçük bir çocuk gibiyim..divanın üzerine tırmanmışım pencereden dışarı bakıyorum. Oldukça geniş ve yüksek bir pencere bu, odanın bu duvarını enine kaplayan türden. Dışarıda manzara öyle çok aman aman bir şey değil. Nedense dizlerim koltuğun, – eskilerden çekyat dediğimiz bir üçlü koltuk cama paralel yerleştirilmiş ve yönü odanın içine bakıyor o pencere camı da onun arkasında kalıyor, oturma yerinde dizlerim var, dirseklerimi pencere pervazına göbeğimi de koltuğun sırt yastığına dayamışım camdan dışarıya bakıyorum. Çocuk gibiyim dedim ya. Arkamda kapı var içinde olduğum odanın kapısı. Çatkapı açıp giriyorlar odaya. İki popo görecek ilk giren kapıdan, ne kadar da ayıp. Bunu düsününce gülümsüyorum kendi kendime, dert ettiğim şeye de bak. Yıllar önce okuduğum Bir Çift Yürek adlı bir nevi anılarını anlattığı kitabında yazar Marlo Morgan da biraz sonra yakılacak olan kıyafetlerinin bu amaçla hazırlanmış olan odun yığınına atsınlar diye Avustralyalı Aborijin topluluğuna verirken sütyenini nasılda görünmeyecek ve dikkat çekmeyecek şekilde katlayıp diğer çamaşırlarını arasına koyduğundan bahseder. Anlattığına göre kimsenin umrunda değilmiştir aslında onun çamaşırı vesaire ama o beynine işlenmiş olan tabular yüzünden birazdan kendi başına ne gelecegini bile bilmediği bir ortamda aman iç çamaşırım görünmesin dürtüsüne uygun devam etmiş. Gerçi bak şimdi bunları yazarken aklıma geldi şimdilerde öyle bir durum özen kalmadı bile, bu durumda benim oda kapısını açan kişi ne görecek diye tasalanmama hiç mi hiç gerek yok deyip geçiyoruz.

Pencerenin manzarası hepsinden azar azar olacak şekilde doğa  beton teknoloji dağ kırsal alan. Cem Yılmaz’ın hepsinden azar azar ortaya karışık hikayesi gibi de diyebilirsin.

Sola bakarsan dağ manzarası var. Kış ortası olmasına rağmen yeşilini kaybetmemiş ama tabi ağaçların yapraklarını dökmesi ile evlerinin daha bir ortaya çıktığı Toroslar manzarası. Yayla köylerinde evlerin ışıkları vardı bu sabah perdeyi ilk açtığımda. Sabah dediğim 6:30 -7 suları, tabii Aralık ayı olunca sabahları gün geç aydınlanıyor. Dün gece, bu odadaki ilk gecemizde o tarafa bakmak hiç aklıma gelmemiş ne garip. Gerçi gece değil o tarafa hiç pencereden dışarı bakmamıştım. Şimdi hava güneşli güzel, yeşili kayası yerinde bir dağ manzarası. Bulunduğum bina ile dağ arasında otoban var, Mersin Adana otobanı çok yoğun diyemem ama boş da kalmıyor.

Doğa manzarasına bakarsan yazıya devam edemezsin diyor yazar Virginia Woolf Orlando adlı eserinde gerçekten de öyle oluyor. Evet bir yandan da onu okuyorum. Okuyorum dediysem bir sayfayı bitirmem 1 saat aldı. Doğaya buluyorum ben ilk anda suçu ama aslında sık sık gelen telefonla konuşmalar ile öylesine dalgın dalgın duvara pencereye bakmak arasında okumaya çalışmak başlı başına yanlış değil mi!

Pencereden bakmaya devam edersem tam karşımda iki koca bina var. Bu binalar çok da dar olmayan, pencerelerinden birbirine bakanlara hava alma imkanı verecek şekilde bir V harfinin kanatlarını oluşturuyorsa mesela bende o V ye içerden karşıdan bakıyorum. Manzaramın beton kısmını onlar oluşturuyor. Bu binaların ötesinde berisinde irili ufaklı başka binalar ve bunlar arasında araçların gidiş gelişlerine olanak sağlayan yollar var. Araçlar bir görünüp bir kayboluyorlar o binaların çevresindeki tepeciklerin iniş çıkışlarında.

Teknolojik bölümü ise bana göre teknolojik demek lazım, pencereden aşağıya doğru bakarsan biraz da sağa doğru eğersen kafanı hatta işte orada bir kocaman bir helikopter pisti var. Kullanılıyor mu, ihtiyaç olmuş mu bilemedim. Televizyonda sağlık temalı dizilerde olur ya hep, burada da bizde de var işte.

Evet bu koca binalar Mersin Şehir Hastanesi’ne ait.

Ben de işte o koca şehir hastanesinin içinde, geçirdikleri cerrahi operasyon sonrası yatacak olan hastaların kaldıkları binada, genel cerrahı katında Onkoloji Cerrahisi kanadında bir odadayım. Küçük bir çocuk gibi pencereden bakıyorum annem gelsin diye beklemekteyim. Gideli çok olmadı aslında, sanırım 2 saat kadar. Henüz telaşlanmaya gerek yok.

Kış aylarında pazardan gelişini hatırladım bak şimdi, Ankara’da Emek mahallesindeki evimizde. Çizmesini çıkartmaya yardım etmem gerekirdi. Sonra o ellerini ilk iş kaloriferde ısıtmak isterdi ama getirdiklerini yerleştirmek için mutfağa geçerdi çok da oyalanmadan. Küçüktük o zaman O da, ben de.. O şimdiki yaşımdan gençti ben onlu yaşlarda o ise otuzlu. Eski fotoğraflara bakınca hani çocukların bebeklik döneminde çekmişiz ve ilk iş aman ne kadar da büyümüş dediğimiz fotograflara bakınca, ben annem ve babamın ne kadar da genç olduklarına fark ediyorum. Benim bu yaşımda onlar çoktan torunlara geçmişler bile. Ne mutlu..

Torunların hayatımıza katıldığı dönem aralığı açılınca Annemin yolunu bekleyen küçükler ve büyüklerle beş torun, iki gelin bir damat üç evlat, ve tabii 55 yıllık bir hayat arkadaşı, kendi kardeşleri arkadaşları.. Hepsine haber veren, telefonlara bakan benim. Annemin telefonunu aldım elime Whatsapp grupları sağolsun yazdım mesajları gönderdim.. Annem ameliyatta iken ben bu odada göbeğimi koltuğun sırt kısmına dayalı öylesine manzaraya bakar beklerim sanki diye düşünmüştüm ama Allah razı olsun herkes heyecanla bekliyor. Fark ediyorum, O benim annem evet ama onlar için de bir anne, teyze, hala, büyükanne, yenge, arkadaş, kardeş, eş.. her biri için ayrı önemli ve anlamlı. Ne mutlu ona.

Yaklaşık 4 saat sonra ameliyattan çıkmış olduğu, ve en önemlisi de her şeyin yolunda olduğu haberi geliyor. Çok şükür.. Bu arada babam, abimler ve kardeşim ve eşi ve torunlar, teyzemler falan herkes hastanedeyiz zaten onlara telefonla haber vermeye gerek yok. Diğer herkese ya kişisel ya da grup üzerinden iyi haberi geçiyorum. Herkes bir süredir tuttuğu nefeslerini bırakıyor sanki, rahatlıyoruz. Tedavi sürecindeki önemli bir aşamayı geçtik çok şükür.

Bir akşam yoğun bakımda kalacakmış, biz de pılımızı pırtımızı toplayıp eve dönüyoruz.

Ertesi sabah annemle tekrar hastanede buluşuyoruz. Odamızın manzarası çok değişmese de aynı binada aynı katta aynı kanatta bir altı gün daha kalıyoruz. Bir kere oda değiştirsek de manzaramız çok da değişmiyor. Cephemiz ve tabii helikopter pisti ve karşıdaki iki bina aynen duruyor. Senin pencereden dışarı baktığın zamana, gündüz ve ya akşam oluşuna, gökteki güneşe ve aya göre değişen bir manzara aslında. Biraz da hayal katabiliriz hatta.. İşte bak gece dolunay zamanı imiş o da yardımcı olsun sana, karanlıkta görünmeyen yolları bayırları deniz saysan, tek tük geçen arabalarda boğazın vazgeçilmezi tekneler olsa, gündüz dağda gördüğün evlerin yanıp sönen ışıkları da Boğazda karşı kıyının evleri olsa..olur mu olur.. yeterki iste, hayal bu..

Annem bitmek bilmeyen dizilerinden izliyor gibi yapıyor, ama aslında bir yandan gelen telefonlarına, bir yandan da bekleyen mesajlarına yetişmeye çalışıyor yattığı yerden. Oldukça rutin bir hayat var hastanede, sabah 5 gibi kan tahlili için kan alımına geliyor hemşireler 6 gibi kahvaltı geliyor ve saat 7:30 dan itibaren de doktorun visiti var. Sonrasında pansumancı geliyor günde bir defa. Seyyarını yapmışlar, önünde arabası ile tüm katları geziyor bu pansumancı kişisi. Servise yatışlar çıkışlar da pansumancının geçişine endeksli. Biz çıkacaktık diyen hastaya pansumanınız yapılsında öyle diyorlar. Yani doktor hasta çıkabilir demiş olabilir ama en son pansumancı görmeden taburcu olmak diye bir şey yok. Annemin doktorumuzla pazarlığı sürüyor, yılbaşında evde olur muyum olurum değil mi şeklinde.. Doktorumuz oldukça sakin ve tum diğer kat sağlık personeli gibi güleryüzle bakarız diyor her seferinde.

Hastane odasında refakatçi gözüyle yaşam hastanın durumuna göre farklılık gösteriyor olmalı. Mesela benim pencereden dışarı bakacak zamanım oluyor, hele de hastamız kendi kendine hızlıca iyileşme sürecinde ilerlerken, refakatçi olarak sakince sürenin dolmasını bekliyorum. TV de dizileri izlemek yerine anılarımın içine düşüyorum. Çocukken yine böyle hastane cephelerine bakarak yaşadığımız evlerimiz olmuştu onları hatırlıyorum. Tabii evden sıcak huzurlu odandan ya da mutfağın balkonundan, babanın dizinde oturmuş karşı binadaki hastanenin odalarına bakıp sorular sormak bir çocuk için babasıyla sohbet sebebinden öteye gitmiyor. Baba, şu mavi ışıklı odada ne var : hangi odadan bahsediyorsun kızım sağda 3. katın en sonundaki odadan mı gibi sorularla evet hayır diyerekten yerini belirlediğimiz oda için babam her akşam bir başka isim uydururdu. Biz abimle ama dün o oda için başka bir şey söylemiştin diye tantana ederdik. Babam evimizin balkonunun bakmakta olduğu hastanede çalışırdı o zamanlar ve çocuk aklımızla bu durumda da her odayı bilmesi gerektiğini düşünürdük. Babam da bizi oyalamak ve gün boyu bizimle ilgilenen anneme yardımcı olabilmek adına saatlerce her bir odayı tek tek anlatırdı bize. Binaya dışardan bakmak ıle içinde olup, o odada gün saymak ayrı bir şeymiş.

Ben Cem Yılmaz ın refakatçi adlı skecindeki refakatçiye dönüşmeden çıkıyoruz hastaneden. Yılbaşına girerken evde olacağız. Yine herkeslere haber gidiyor.

30 Aralık 2023,de pansumancının da olurunu aldıktan sonra çıkıyoruz, yoldan ilaçlarını da alıyoruz ve evlerinin olduğu sokağa giriyoruz. Binanın önüne gelince park etmemi beklemiyor ve hemen evine çıkıyor. Biz babamla eşyaları eve taşırken Annemin yaptığı ilk iş dairenin denize bakan pencerelerine gidip perdelerini açmak oluyor. Çiçeklerine de dokunuyor ihmal etmiyor onları, babam annemin yokluğunda özenle bakmış sağolsun.

Aralık ayının son günlerine inat parlayan güneş sayesinde pırıl pırıl parlamakta olan Akdenizle karşılaşan deniz renkli gözleri bir başka canlanıyor sanki.. Özleşmişler..

PS: Eskilerden de bir yazı okumak isterseniz belki diye link ekliyorum , umarım onu da beğenirsiniz :

Olur mu ki?

Şubat 3, 2024 - Yazan: | bizden haberler..., GEZGIN DOGANS, kissadan hisse- derlemeler, zeynep'ce, İyiki

1 Yorum »


  1. Bayildim valla

    minoratabek adlı kullanıcının avatarı Yorum tarafından minoratabek | Mayıs 9, 2024 | Cevapla


Yorum bırakın