İsmin Halleri – (de hali)

Mayıs ayında bir Cuma günü sabah 6:30 suları ve ben Beşiktaş’tayım. Çok değil iki saat kadar önce İstanbul havalimanına inmiştim. Pasaport kontrolü de çabuk olmustu nispeten. Nedense koşa koş çıkmak istemedim ve bir çay içimlik süre sonunda, havaalanındaki gelen yolcuları bekleme salonunda bulunan Simit Sarayından kalkıp Havaist durağına gittim ve beni Beşiktaş’a götürecek olan Taksim otobüsüne bindim. 1-1,5 saatte Beşiktaş’a gelir gibi bir not vardı internette ama henüz hareket başlamamıştı benim yönümde, trafik yoktu ve işte yarım saatte geldim bile.
Çöpçüler ve ben vardık Beşiktaş Çarşısı’nda..Kediler, köpekler ve hatta martılar bile uyanamamıştı sanki. Beşiktaş Çarşıdan, Ortabahçe caddesine, oradan da Şair Nedim caddesini de geçip son sokağa döndüm ve rampayı tırmandım, kafamda annem bu yokuştan çıkabilir inşallah düşüncesiyle. Pembe boyalı, çıkma pencereli apartmanın önüne geldim. Ah burada da 10 basamaklı bir merdiven varmıştı bak unutmuşum bunu da, anneme zor olacak. Dış kapının şifresini buldum en son yolladığım mesajlardan ve girdim binaya. Dönerek çıkan merdiveni de çıktım, etti mi 20 basamak derken geldim dairenin önüne. Anahtarımla açtım ve işteee, evdeyim.
İngilizcedeki “home away home” durumundayım tabiri caiz ise.
Burada beni bekleyen kutularımın düzensizliği ve hatta benden çok daha sık ve düzenli aralıklarla gelen diğer kullanıcılarının varlığı bile bu evdeyim hissini sarsamadı diyebilirim.
Odalarda şöyle bir dolandım. Yüzümde bi gülümseme..
Eve gelirken ara sokaktaki fırından aldığım simitin yanına peynir olsaymış keşke derken buzdolabında peynir ve zeytin varmış meğer, nasıl da lezzetli geliyorlar her biri ayrı ayrı.
Kahvaltımı bitirip küçük odada, daireye girdikleri günden ki Ocak ayı ortalarında bir gün idi, 5 aydan beri ilk konuldukları pozisyonda beklemekte olan kutulara dalıyorum.
Dışından bakıp içinde ne var tahmin etmeye çalışıyorum.. bir bulduğum diğeri nerde acaba sorusunu getiriyor aklıma. İçlerinden çıkanları yerleştirirken evin diğer kullanıcı grubunu da düşünmem özellikle ortalıkta minik yeğenlerimi tehlikeye sokacak bir şey olmamasına özen göstermem gerekiyor.
İlk iş kitapları yerleştirmek oluyor aç aç bitmeyen kutulardan habire kitap çıktıkça. Ben onları salondaki raflara yerleştiriyorum gayet mutluyum, şu anda istediğim gibi dizemiyorum, düzeltemiyorum ama kutudan çıkan her bir kitabı ay bu da burdaymış diyerek kapılarda karşıladığın değerli bir misafir gibi raftaki yerine buyur ediyorum. Nerdeyse ayağına terlik arkasına yastık vereceğim.
Çalan telefonla farkediyorum ki iki saattir odalar ve kutular arası dolanıyormuşum. Günün hatta gecenin uzun olacağını hatırlatan bu konuşmadan sonra biraz uyumam gerektiğini kabul ediyorum ve gidip sekiz aydır yatmadığım yatağıma uzanıyorum ve hemen uykuya dalıyorum. Yolda geçen gecenin yorgunluğunu alacak iki saatlik uyku sonrası ev dışındaki hayata karışıyorum. Gelmemi bekleyen dostlarımla geçirilen ilk gün, gelsinler diye beklediklerime kavuştuğum gece ile sonlanıyor.
Cumartesi sabahı yeniden bir heves, bu sefer annem de benimle tekrar kutulara giriyorum. Önceki gece sağolsun canım arkadaşımın arabası ile evin önüne kadar gelince annem sadece merdivenleri çıkmak durumunda kalmıştı. Yokuşları henüz farketmedi.
Bu sabah ki kutulardan ki uzerine toparlarken yazmış olduğum için bilerek seçmemden de kaynaklı tabii, çarşaf nevresim takımları havlular çıkıyor ve hemen yerleştiriliyorlar annemin de yardımı ile. Bildiniz, tabii ki yardımcıya göre kutu açıyorum, bunca yılın tecrübesi diyelim 😉
Sonra bütün gün ev yerleştirmekle uğraşamayacağımiz ve İstanbul’u gezmek gibi daha önemli ve zevkli işlerimiz olduğunu hatırlayıp dışarı çıkıyoruz.
Gece geç saatlerde tekrar eve geldiğimizde ben kendimi tutamayıp yatmadan önce bir kutuyu daha açıyorum ve içinden yine kitaplar çıkıyor tabii. Ama bu sefer sabah onu şuraya, bunu buraya koyalım diye yardım eden annem, yine bir kitap kutusu açmakta ve çıkan kitapları da mutlu mesut raflara yerleştirmekte olduğumu görünce dayanamıyor,
Öncelikli mi bu kitaplar şimdi, ben olsam açtığım kutuda kitap varsa kenara koyarım diğer daha önemlileri açarım diye söyleniyor.
Benden cevap tabii ki,
bunlar bence oldukca da önemliler çünkü ben kendimi evde hissediyorum kitaplarını bulunca, dizince yerleştirince..
Oldukça anlamsız geliyor bu cümlem anneme. Ben de uzatmıyorum akşam saati ve uyku düzenine geçiliyor.
Ama uykuya geçmek yerine beni alıyor bir düşünce..
Nedir bu evime geldim halleri.. İsmin
e hali, de hali gibi Zeynep’in evde hatta daha da derini, evimdeyim hali.
Yıllar önce yurttan çıkıp öğrenci evine geçtiğimde odamı yerleştirip duşumu almış ve elimde bir kupa Nescafé Gold ve bir adet gofret, ülker Çokonat ya da çikolatalı gofret olmalı, ile odamdaki koltuğa oturup hissettiğim duygu idi işte o ilk evimdeyim, Zeynep’in evimdeyim hali. Gofretten miydi kahve miydi, o koltukta oturmak mıydı yoksa odanın her köşesinde bana ait oluşunun verdiği ferahlık rahatlık mıydı bana o evimde hissini uyandıran şey.
Şimdi yazarken düşünüyorum da yaşım o sırada 20-21 olmalı ve ilk defa bir odam var kendime ait. Üstelik her bir eşyasını, sandalyesini yatağını somyesini, dolabını perdesini masasını koltuğunu işte artık her ne varsa ben almışım, seçmişim, taşımışım. Eve almak dediğim tabii ki finansal kısmını fiyatını ödeyen babam sağ olsun, ama ben seçmişim, benim kararım, ne alınacak, ne olacak, nasıl olacak, nereye konacak, bu evimdeyim hissi bu sahiplenmeden mi çıkıyor acaba?
Oysa yine üniversite yıllarında bir sabah Ankara’ya Konya asfaltı‘ndan giriş yapan Mersin Seyahat otobüsünde yine Mersin ziyareti dönüşünde hissettiğim eve geldim hissi neydi peki? Sahiplenmek olamaz, yurtta kalıyordum ve sahip olduklarım kıyafetten, ders kitap defter notlar ve malzemelerinden öteye geçmiyordu, öyleyse o zamanki evdeyim hissi olsa olsa özgürlük ile tanımlanabilirdi.
Üniversite beşinci sınıfta artık evlendiğimizi de düşünürsek, bir gün okul sonrası anahtarla kapıyı açıp girdiğimde hissettiğim evdeyim hissinde bu özgürlük ve sahiplenme değil de daha çok o gün dairede bulduğum, yorgun argın eve gelmiş uzatmaları oynayan diş hekimliği öğrencisine ilaç gibi gelen huzur muydu?
Amsterdam’daki dairenin siyah boyalı duvarına astığım dünya haritası neden önemliydi peki..ve işte aradan geçen 2 yıl sonunda o haritanın olmadığı evde de mutlu olabiliyorum. Ama Amsterdam’da bıraktığım koltuklarımı da ayrı bir özlüyorum.
İlginç bir his bu evdeyim duygusu bendeki.. nerde neden çıkıveriyor ortaya bilmiyorum.. size de oluyor mu?
3 Yorum »
Yorum bırakın
-
Arşivler
- Ağustos 2025 (2)
- Haziran 2025 (1)
- Mayıs 2025 (2)
- Nisan 2025 (1)
- Haziran 2024 (1)
- Şubat 2024 (1)
- Mayıs 2023 (1)
- Mart 2023 (1)
- Ocak 2023 (1)
- Kasım 2022 (1)
- Ekim 2022 (1)
- Eylül 2022 (2)
-
Kategoriler
- #biryazihareketi
- #relocation
- #tasinma
- amsterdam
- Aralik 2009
- Arda's travel
- bizden haberler…
- bu kitabi okurken neler hissettim/dusundum
- Entertainment
- GEZGIN DOGANS
- gezgindoganlar family trip rocks
- Hobbies
- Hollanda
- Kasim 2009
- kissadan hisse- derlemeler
- roadtrip2019summer
- seyahat
- Taşınma
- Turkiye seyahatleri
- Uncategorized
- zeynep'ce
-
RSS
Entries RSS
Comments RSS

Ne kadar sıcak bir yazı olmuş… Beni de geçmişe götürüp ilk kütüphanemden, yaşadığım tüm evlere kadar hepsini bir bir sevgiyle ve özlemle hatırlattı. Ellerine, diline sağlık Zeynep’cim
Zeynepcim… İçtenliğini kendinle eğlenme haline kadar çekimleyebiliyorsun… Keyifle okudum. İçimden bir ritm ve müzik eşlik etti okumama… Ah.. Bu ev duygusu nasıl bir şey ki bizi halden hale sokabiliyor… Sanırım türlü türlü halleri gibi evin de türlü türlü hali var sanki… Ve biz de içimizde farklı kimliklerde farklı evleri arzuluyoruz ve buluyoruz… Neden bir tane ev olsun ki?… Belli ki Zeynep’ in birden fazla evi var… Kitapları da evi somutlsştıran önemli bir ayrıntı… Kitaplarımsız ev olmuyor galiba… Daha çok yazarız Zeynepcim…. Kalemine sağlık
Sıcacık, akıcı, samimi, espritüel… kısacası kendi tecrübelerimi düşünerek zevkle okudum Zeynep’cim! Eline, kalemine, yüreğine sağlık canım arkadaşım xxx