Gezgin Doganlar

Zeynep anlatiyor

Köprüden önce son çıkış

Dün, kitap kulübümüzde sırada olan Lizbon’a Gece Treni adlı kitaba başladım.

Yazar neden böyle bir konu seçmiş olabilir ki kendine, son zamanların modası başına gelenleri yazmak, senaryolaştırmak ya, öyle bir durum mu, başına ne gelmiş acaba diye sorular odaklanmamı engelliyor sanki. Bu arada sayfayı çevirirken yakalıyorum kendimi, yeni açılan sayfaya bir öncekinden getireceğim hiç bir şey yok aklımda, çaresiz geri dönüyorum. Dikkatimi toparlamalıyım diyerek.

Roman özetle, alıp başını gitmekten bahsediyor. Biletini tek yön alıyor ve dönüş tarihini bırak, bir gün döneceğinden bile emin değil kahramanımız. Bu yeni bir konu degil tabii, Thelma ve Louis filmi var mesela. Ama şimdi bu yaşımda ve tecrübemde kendime yeniden sordum. Size de sorayım.

Hiç yaptınız mı böyle bir şey? Hani ucu açık bilet aldım, kafama esince döneceğim durumundan bahsetmiyorum. Kayınvalidem ile kayınpeder öyle gelirlerdi bizi ziyarete, dönüş tarihi belli olmazdı. Hiç dönmeyecekler galiba derdin, o kadar yani.

Dönüşü olmayan yolculuklar eskiden daha çok olurmuş sanki, gemiler, trenler, otobüsler uçaklar artık ne bulmuşsa binip, uzak ellere gidenlerin çoğu kalmış o gittiği yerlerde. Gittikleri yeri sevdiklerinden mi yoksa ekonomik ya da başka başka sebepten, aslında dönmek istemişlerse de dönememişler mi bilinmez. Tatilde bir şekilde memlekete gidebilenler ise hep dönüşten, sayılı gün sonunda döneceklerinden bahsetmişler. Kalıcı değilim, bana göre plan yapmayın ha diye hatırlatma durumu ama kime hatırlatıyor orası da bir muamma. Belki de kendine aman diyeyim alışmaya kalkma, gidicisin sen diyordur.

Instagram gençlerinden bir bilmiş iletisinde, gezilerimizden gelen fotoğraflarda çok mutluyuz, evde oturmayın çıkıp gezin.. diyordu. Geri dönebileceğin bir ev güvencesi sayesinde veriyorsun o mutlu gezgin pozunu canım diye söylenmiştim telefonun ekranına bende.

Dönüş bileti olmadan hiçbir yere gidememek öğretilmiş kazanılmış bir alışkanlık tabii. Hep dönüş nasıl olacak telaş ve stresi içinde yaşadık. Son tren kaçta? Otobüs, vapur olur mu ve de olsa da tekin olur mu o saatte.

Sırası gelen çocuklar olarak üniversite için evden ayrıldığımızda babam dönüş biletiniz benden, geri gitmenize izin vereceğim, siz gelin yeter ki demişti.

Sonra, pasaportlu seyahatler başlayınca artık resmi oldu dönüş stresi. Bu sefer sadece ben ve ya babam değil, gideceğim ülke yetkilileri de telaş eder oldular geri dönüş tarihimden. Vize başvurusunda ülkeye ne zaman gireceğinden ziyade aslında ne zaman çıkacaksın kısmı anlam, önem ve etki sahibi malumunuz. Vizeyi veren ayrı, kapıda vizeye bakıp pasaporta damgayı vuran ayrı sorar ne zaman dönüş diye. Bir keresinde kredi kartımızın sigorta şirketinden eşimi arayıp, madem Zeynep Hanım yurtdışında seyahatteler, ne zaman döner acaba kendisi diye sormuşlardı. Beni bu kadar sorgulayan bankayı ne yapayım dedim, artık kredi kartı kullanmıyorum.

Tek yön gidişlerden bahsediyordum. Bir havayolu şirketi yıllar önce Los Angeles’a tek yön uçuş biletlerinde benzersiz bir indirim yaptığını haber veren bir reklam yapmıştı. Onlar kadar hızlı, magazin dünyasının en son havadisine uyacak şekilde kampanya yapabilen oldu mu ya da yaptıkları kampanya başarılı oldu mu bilemiyorum ama ekranlarda tam sayfa, Kızlar LA ‘e tek yön biletinizi alabilmeniz için biz fiyatları düşürdük, gerisi size kalmış diyen kampanya tabii ki Angelina ve Brad in ayrıldığı döneme denk gelmişti. Yani kendine güveniyorsan, başaracağından eminsen gir bu dönüşü olmayan yola, Brad Pitt’in yeni sevgilisi sen olabilirsin.

Evlenme, iş değişikliği için verilen kararları bu kategoride saymıyorum. Eskidenmiş o, tek eş ve tek iş dönemi. Hatta şimdilerde, şöyle bir bakayım, beğenmezsem çıkarım nasılsa şeklinde ele alınıyor bu kararlar.

Bana göre dönüşü olmayan tek karar çocuk sahibi olma konusunda verilen karar. İster 0 ister 1 ve ve ya daha çok sayıda olsun, her biri için ayrı ayrı karar tıpkı köprüden önceki son çıkış tabelası gibi.. Vay efendim bilmiyordum demek hakkının olmadığı tek karar. Ozellikle de çocuk yapmışsan, tekrar çocuksuz haline dönüş bileti olmayan yolculuk.

Ya sizce?

PS. Pascal Mercier’in kitabını bitirdim, korktuğum kadar sıkıcı değildi, haksizlik etmeyeyim. Hatta merak bile uyandırdı, tavsiye ederim.

Mayıs 29, 2025 Yazan: | bu kitabi okurken neler hissettim/dusundum, kissadan hisse- derlemeler, zeynep'ce | , , | 3 Yorum

Rahat duruş

Evden çıkıp yedi sekiz dakikalık bir yürüyüşle tren istasyonuna geliyor olunca Heathrow terminallerinden kalkan uçuşlar için taksi tutmaya gerek duymuyormuşuz aslında ama ben bunu unutmuşum. Hava da güzel olunca tatil havasına anında gecebiliyor insan.

İki üç sene kadar önce açılınca Londra’ya olan bağlantımızı kolaylaştıran metro hattımız olan Elizabeth Hattına binip, havaalanı için aktarma yapacağım tren istasyonumuza gidiyorum. Bazı iptal edilen tren anonsları var tabiiki, çok olağan artık bu durum bizim için ama neyse ki benim kullanacağım bu metro hattında sorun yok. Aktarma istasyonunda Heathrow’a gidecek olan diğer metro treni az bir gecikme ile geliyor. 

Kapı önünde içerdekiler insin diye bekledikten sonra kendimi içeri atıyorum ve fark ediyorum ki bir uzun ince Havaş otobüsü gibiyiz. Sırt çantalarıyla gitmeyi tercih edenler ile gittikleri yere tüm dünyalarını taşımaya üşenmeyenler doldurmuşlar treni. Bundan sonrası sadece havaalanında işi olanların gideceği bir yolculuk artık.

Bu metro hattı aslında 2,3,4 ve 5 nolu terminallerin hepsine gidiyor ama ben iki nolu terminale gideceğim için ilk durakta iniyorum. 

Bu durak aslında hem iki hem de üç nolu terminaller için ayrılmış bir durak. Birazdan iki nolu terminal için ayrıca ayrılacağım benimle inen yolcularla birlikte başladığım yürüyüşümden. Kendimizden emin ve hızlı adımlarla yürüyoruz, sanırsınız her gün bu yolu kullanıyoruz ve köşesini kıvrımını pek biliyoruz. Terminaline doğru geldiysen oklar seni bir şekilde giden yolcu alanına götürüyor aslında. Ama uçaktan indiğin yer ilk defa gittiğin hele bir de yabancı dil konuşulan bir yerse vay haline.

İki Nolu terminale doğru ben yürümeye başlamıştım ya hani ama öyle alıp başımı gidebileceğim bir durum yok ortada çünkü sık sık seçim yapmak zorunda kalıyorum. Bu metro durağı ile terminal binasına kadar olan yürüyüşümde, yaklaşık 967 adım, karşıma çıkan seçenekler asansör bekleyip hop diye hedef kata mı gideceksin, yoksa hiç durmayacak ama her bir kat için ayrı yürüyen merdiven mi kullanacaksın şeklinde oluyor. Arada bir bölgede yürüyen bant var onu unutmayalım. Bant üzerinde iken durmak ve ya ilerlemek seçimleri de var, banda bindim artik ne olacaksa olsun rahatlaması akışına bırakmak yok. 

İlk seçimde asansörü tercih ediyorum. Kolay oluyor bu aslında çünkü önümde kapısı kapanmakta olan bir tane asansör görüyorum, kendime küçük bir yer bulabileceğim düşüncesi ile atlıyorum içine,hemen arkamdan kapanacak diye ümit ettiğim kapıdan daha üç kişi daha giriyor. 

Asansördü, yürüten banttı, yürüyen merdivenlerdi derken hangi ara metro çıkış turnikelerinden geçtiğimizi fark etmiyorum bile. 

Bu hareketlilikten sıkılmaya fırsat bulamadan kendimi açık havada iki bina arasında buluyorum bir anda. Arkamda katlı otopark, önümde terminal binası ve yine asansör mü merdiven mi istersin seçeneği. Ha gayret deyip bir son asansöre daha yetişiyorum.

Bu metrodan terminale gelene kadar katettiğim mesafe sanırım İstanbul havaalanında Metro hattı ile giriş arasındaki uzaklık kadar olsa gerek. Ama orada kendimi yol kenarında inmişim gibi hissetmiştim. Oysa bugün son aşamaya kadar yer altında yürüyünce seyahatin metro aşaması bitmemiş gibi oluyormuş diye düşünüyorum şimdi. Algı yanılması bu galiba.

Terminal binasında uçacağım şirketin kontuarını buldum ve çantamı ücretsiz olarak bagaja aldırdım. Aslında çoktandır sadece sırt çantası ile gidiyorum seyahatlerime ve hatta çantamı da önümdeki koltuğun altına yerleştirerek pek bir hafif oluyorum. Ama bu firma öyle bir çanta için çok daha küçük ölçümler verince bari ücretsiz olan, bagaj hakkımı kullanayım dedim.

Bir makineye uçuş kartımı telefonumdaki uygulamadan okutuyorum, ekranda bana bir takım sorular çıkıyor, içinde patlayıcı var mı, çantanı sen mi hazırladın gibi sorular. Yanıtlarımı beğenmiş olmalı ki bana çantama yapıştıracağım üzerinde uçuş bilgilerimin olduğu bir şerit veriyor sağolsun makine. Şeridi de yapıştırınca çantam hazır. Ekranda hazır mısınız sorusunu farkedince evet diyorum yeşil işarete tuşlayarak ve çantamın üzerinde olduğu bant hareketleniyor. Suyun öte tarafında görüşürüz diye el sallamak kalıyor bana çantamın arkasından. 

Artık uçuş alanına geçebilirim. 

İngiltere’den çıkarken pasaport kontrolü yapılmaz yani Türkiye’den çıkış ve girişteki gibi polisin defterinizi alıp, bir fotoğrafa bir size bakması durumu yaşanmaz. Gidiyor olmanız yeterlidir, gideceğiniz alanda vize falan gerekiyor mu onları da öğrenmiş ve hazırlığınızı yapmışsınızdır herhalde buraya kadar gelmişsiniz, nesini sorgulayacağız düşüncesiyle hazırlanmış sistemde sadece uçuş kartınızı bir makinede okutur geçersiniz o aşamayı. 

Bu ülkeden çıkışta en meşakkatli aşama ise güvenlik kontrolü denilen içinize dışınıza bakılan aşamadır. Elinizde avucunuzda ne varsa bir sepete koyarsınız, görevlinin gözü önünde sonra sepet gider skanner içinde kaybolur, geçer öte tarafa ama siz daha bu taraftasınızdır. Sanırım telefonunuzdan gönül rızası ile ayırıldığınız tek an burasıdır. 

Şimdi bizim bu havaalanlarında insanlar için de skanner getirdiler kurdular. Radyasyon var mı varsa ne yapar falan onlar ayrı araştırma konusu ama benim bugün uçağa binmeden önce kapıda sıra beklediğim aşamada, hatta bir yandan yürürken cepte uygulamada yazmamı tetikleyen konu skanner içindeki pozisyonumuzla ilgili. 

Şimdi makine büyük bir tak gibi, siz bir taraftan içine giriyorsunuz, yan duvarlardan birine doğru dönüyorsunuz, yerde iki ayak izi var, sarı renkteler ve siz üzerlerine basıyorsunuz. Vücudunuzu okul yıllarımızdan beden eğitimi derslerinden hatırlayacağınız hani Hazır ol -rahat komutlarından rahat duruşu olacak şekilde yerleştiriyorsunuz. Neden rahat duruş tercih edilmiş burada bilemiyorum. Bu rahat pozisyonda beklerken kolları hafif kaldırıyoruz, öyle çok heyecanlı aktif dinamik bir yıldız olmuyorsunuz aman dikkat. Kollar havaya durumu da ayarlanınca görevli tamam çekiyorum gibi bir onay veriyor. İşte tam o anda, yüzünüz cihazın duvarına bakarken, siz görmeseniz de kamera oradaymış gibi hani, işte o andaki iki üç saniyede göbeğinizi içinize çeker misiniz? 

Sorumuz bu. 

Sonuçta fotoğraf bu da öyle değil mi? Gözümü kapatmış olmamın önemi yokmuş, alet kapalı da olsa gözlerin içini de görebilirmiş ama yani göbek kısmı muamma. İşi şansa bırakmayım dedim çektim ben karnımı içime.

Mayıs 10, 2025 Yazan: | Uncategorized | 3 Yorum