Rahat duruş
Evden çıkıp yedi sekiz dakikalık bir yürüyüşle tren istasyonuna geliyor olunca Heathrow terminallerinden kalkan uçuşlar için taksi tutmaya gerek duymuyormuşuz aslında ama ben bunu unutmuşum. Hava da güzel olunca tatil havasına anında gecebiliyor insan.
İki üç sene kadar önce açılınca Londra’ya olan bağlantımızı kolaylaştıran metro hattımız olan Elizabeth Hattına binip, havaalanı için aktarma yapacağım tren istasyonumuza gidiyorum. Bazı iptal edilen tren anonsları var tabiiki, çok olağan artık bu durum bizim için ama neyse ki benim kullanacağım bu metro hattında sorun yok. Aktarma istasyonunda Heathrow’a gidecek olan diğer metro treni az bir gecikme ile geliyor.
Kapı önünde içerdekiler insin diye bekledikten sonra kendimi içeri atıyorum ve fark ediyorum ki bir uzun ince Havaş otobüsü gibiyiz. Sırt çantalarıyla gitmeyi tercih edenler ile gittikleri yere tüm dünyalarını taşımaya üşenmeyenler doldurmuşlar treni. Bundan sonrası sadece havaalanında işi olanların gideceği bir yolculuk artık.
Bu metro hattı aslında 2,3,4 ve 5 nolu terminallerin hepsine gidiyor ama ben iki nolu terminale gideceğim için ilk durakta iniyorum.
Bu durak aslında hem iki hem de üç nolu terminaller için ayrılmış bir durak. Birazdan iki nolu terminal için ayrıca ayrılacağım benimle inen yolcularla birlikte başladığım yürüyüşümden. Kendimizden emin ve hızlı adımlarla yürüyoruz, sanırsınız her gün bu yolu kullanıyoruz ve köşesini kıvrımını pek biliyoruz. Terminaline doğru geldiysen oklar seni bir şekilde giden yolcu alanına götürüyor aslında. Ama uçaktan indiğin yer ilk defa gittiğin hele bir de yabancı dil konuşulan bir yerse vay haline.
İki Nolu terminale doğru ben yürümeye başlamıştım ya hani ama öyle alıp başımı gidebileceğim bir durum yok ortada çünkü sık sık seçim yapmak zorunda kalıyorum. Bu metro durağı ile terminal binasına kadar olan yürüyüşümde, yaklaşık 967 adım, karşıma çıkan seçenekler asansör bekleyip hop diye hedef kata mı gideceksin, yoksa hiç durmayacak ama her bir kat için ayrı yürüyen merdiven mi kullanacaksın şeklinde oluyor. Arada bir bölgede yürüyen bant var onu unutmayalım. Bant üzerinde iken durmak ve ya ilerlemek seçimleri de var, banda bindim artik ne olacaksa olsun rahatlaması akışına bırakmak yok.
İlk seçimde asansörü tercih ediyorum. Kolay oluyor bu aslında çünkü önümde kapısı kapanmakta olan bir tane asansör görüyorum, kendime küçük bir yer bulabileceğim düşüncesi ile atlıyorum içine,hemen arkamdan kapanacak diye ümit ettiğim kapıdan daha üç kişi daha giriyor.
Asansördü, yürüten banttı, yürüyen merdivenlerdi derken hangi ara metro çıkış turnikelerinden geçtiğimizi fark etmiyorum bile.
Bu hareketlilikten sıkılmaya fırsat bulamadan kendimi açık havada iki bina arasında buluyorum bir anda. Arkamda katlı otopark, önümde terminal binası ve yine asansör mü merdiven mi istersin seçeneği. Ha gayret deyip bir son asansöre daha yetişiyorum.
Bu metrodan terminale gelene kadar katettiğim mesafe sanırım İstanbul havaalanında Metro hattı ile giriş arasındaki uzaklık kadar olsa gerek. Ama orada kendimi yol kenarında inmişim gibi hissetmiştim. Oysa bugün son aşamaya kadar yer altında yürüyünce seyahatin metro aşaması bitmemiş gibi oluyormuş diye düşünüyorum şimdi. Algı yanılması bu galiba.
Terminal binasında uçacağım şirketin kontuarını buldum ve çantamı ücretsiz olarak bagaja aldırdım. Aslında çoktandır sadece sırt çantası ile gidiyorum seyahatlerime ve hatta çantamı da önümdeki koltuğun altına yerleştirerek pek bir hafif oluyorum. Ama bu firma öyle bir çanta için çok daha küçük ölçümler verince bari ücretsiz olan, bagaj hakkımı kullanayım dedim.
Bir makineye uçuş kartımı telefonumdaki uygulamadan okutuyorum, ekranda bana bir takım sorular çıkıyor, içinde patlayıcı var mı, çantanı sen mi hazırladın gibi sorular. Yanıtlarımı beğenmiş olmalı ki bana çantama yapıştıracağım üzerinde uçuş bilgilerimin olduğu bir şerit veriyor sağolsun makine. Şeridi de yapıştırınca çantam hazır. Ekranda hazır mısınız sorusunu farkedince evet diyorum yeşil işarete tuşlayarak ve çantamın üzerinde olduğu bant hareketleniyor. Suyun öte tarafında görüşürüz diye el sallamak kalıyor bana çantamın arkasından.
Artık uçuş alanına geçebilirim.
İngiltere’den çıkarken pasaport kontrolü yapılmaz yani Türkiye’den çıkış ve girişteki gibi polisin defterinizi alıp, bir fotoğrafa bir size bakması durumu yaşanmaz. Gidiyor olmanız yeterlidir, gideceğiniz alanda vize falan gerekiyor mu onları da öğrenmiş ve hazırlığınızı yapmışsınızdır herhalde buraya kadar gelmişsiniz, nesini sorgulayacağız düşüncesiyle hazırlanmış sistemde sadece uçuş kartınızı bir makinede okutur geçersiniz o aşamayı.
Bu ülkeden çıkışta en meşakkatli aşama ise güvenlik kontrolü denilen içinize dışınıza bakılan aşamadır. Elinizde avucunuzda ne varsa bir sepete koyarsınız, görevlinin gözü önünde sonra sepet gider skanner içinde kaybolur, geçer öte tarafa ama siz daha bu taraftasınızdır. Sanırım telefonunuzdan gönül rızası ile ayırıldığınız tek an burasıdır.
Şimdi bizim bu havaalanlarında insanlar için de skanner getirdiler kurdular. Radyasyon var mı varsa ne yapar falan onlar ayrı araştırma konusu ama benim bugün uçağa binmeden önce kapıda sıra beklediğim aşamada, hatta bir yandan yürürken cepte uygulamada yazmamı tetikleyen konu skanner içindeki pozisyonumuzla ilgili.
Şimdi makine büyük bir tak gibi, siz bir taraftan içine giriyorsunuz, yan duvarlardan birine doğru dönüyorsunuz, yerde iki ayak izi var, sarı renkteler ve siz üzerlerine basıyorsunuz. Vücudunuzu okul yıllarımızdan beden eğitimi derslerinden hatırlayacağınız hani Hazır ol -rahat komutlarından rahat duruşu olacak şekilde yerleştiriyorsunuz. Neden rahat duruş tercih edilmiş burada bilemiyorum. Bu rahat pozisyonda beklerken kolları hafif kaldırıyoruz, öyle çok heyecanlı aktif dinamik bir yıldız olmuyorsunuz aman dikkat. Kollar havaya durumu da ayarlanınca görevli tamam çekiyorum gibi bir onay veriyor. İşte tam o anda, yüzünüz cihazın duvarına bakarken, siz görmeseniz de kamera oradaymış gibi hani, işte o andaki iki üç saniyede göbeğinizi içinize çeker misiniz?
Sorumuz bu.
Sonuçta fotoğraf bu da öyle değil mi? Gözümü kapatmış olmamın önemi yokmuş, alet kapalı da olsa gözlerin içini de görebilirmiş ama yani göbek kısmı muamma. İşi şansa bırakmayım dedim çektim ben karnımı içime.
3 Yorum »
Yorum bırakın
-
Arşivler
- Ağustos 2025 (2)
- Haziran 2025 (1)
- Mayıs 2025 (2)
- Nisan 2025 (1)
- Haziran 2024 (1)
- Şubat 2024 (1)
- Mayıs 2023 (1)
- Mart 2023 (1)
- Ocak 2023 (1)
- Kasım 2022 (1)
- Ekim 2022 (1)
- Eylül 2022 (2)
-
Kategoriler
- #biryazihareketi
- #relocation
- #tasinma
- amsterdam
- Aralik 2009
- Arda's travel
- bizden haberler…
- bu kitabi okurken neler hissettim/dusundum
- Entertainment
- GEZGIN DOGANS
- gezgindoganlar family trip rocks
- Hobbies
- Hollanda
- Kasim 2009
- kissadan hisse- derlemeler
- roadtrip2019summer
- seyahat
- Taşınma
- Turkiye seyahatleri
- Uncategorized
- zeynep'ce
-
RSS
Entries RSS
Comments RSS

Zeynep’cim, yıllar içinde giderek daha monoton ve sıkici hale gelen havaalanı prosedürlerini nasıl da sevimli bir maceraya dönüştürmüşsün. Keyifle okudum 😄
Haha 2025’de daha nice tatillerin olsun anılarımı bizimle paylaşabileceğin. Seviyorum seni Mrs Gezgindoğan 💕🫂🧿
Çok iyi ya. Güldürdün beni… Ne içten bir hasbihal etmişsin yine ❤️❤️🌺🌺👏👏👏👏…