Gezgin Doganlar

Zeynep anlatiyor

Tahteravalli

Çocukluğumuzun en keyifli bir o kadar da tehlikeli oyuncağı neydi diye sorsak aklıniza ilk gelen oyun parkı aleti nedir acaba?
Benim aklıma hani uçlarına oturduğumuzda kim daha ağır çekerse digerini havaya kaldıran, ortada dengede durabilmek icin çeşitli sekillere girdiğimiz ve de havada asılı kaldığınız o kısacık dönemde aşağıda diger uçta sizden hafifçe ağır basan arkadaşınıza tamamen güvendiğiniz ama aynı zamanda acaba yerinden kalkar ve sizi düşecek pozisyonda bırakır mı acaba diye kuşku ve korku duygusunu verebilen, herseye rağmen o andan zevk almanıza neden olabilecek bir başka araç var mıdır? Evet bildiniz Tahteravalli! Boyle yazılıyordu degil mı?
Ama ne eğlenirdik. Yerdeki uçtan başlar havada kalan uca doğru yürüyebilecek miyiz diye denerdik, ve de gürültülü bir şekilde yere çarptırırdık. Böylece hayatta denge de durmak için nasıl bir pozisyon lazım, ne kadar zorlayabilirsin falan hepsini denedik. İnsan ilişkilerinde karşımızdakine güvenmenin tedbiri elden bırakmadan yapılabileceğini bekledik. Kısacası hayata hazırlandık.
Türkiye’min çocuk parklarında son durum ne bilemiyorum ancak İngiltere bırak eğitici yanını eğlenceli yanını bile yok etmiş zavallı tahteravallinin.
İngiltere’nin her an her alanda güvenlik kuralları altında oyun parklarına koydukları aleti görseniz hani o eski bayramlar hissini yaşarsınız.
Bir kere alet sert plastikten yapılmış, yani tahta degil, kafaya çarpsa, ki bu zaten pek mumkun degil ama acıtmıyor, bu durumda kafayı eğme ihtiyacı olmuyor. Zaten alet oyle cok cok havalara da kalkmıyor, ortasına bir mekanizma yerleştirmişler tamamen dengede duruyor. Boşken de üzerinde cocuklar varken de aynı, hareket tamamen kısıtlı, inen çıkan yok yani var da fasulyeden, herkes eşit. Ağırlık fazlalığı bile bu mekanizma ile dengeye alınmış, cocuk kalkıp gitse de havadaki yumuşak iniş yapıyor. Dolayısıyla oyle havada bırakmış, güvenini sarsmış felan yok yok bisey.
Oysa bence hayata hazırlanmak icin güven ile tedbir alma arasındaki o ince çizgiyi yaşayarak öğrenmenin en guzel aracıydi o.

20130815-185732.jpg

20130817-000415.jpg

20130817-000449.jpg

Ağustos 15, 2013 Yazan: | zeynep'ce | Yorum bırakın

Hayat bir çadır kampı ile açıklanabilir mı?

Ptesi akşamuzeri çadır kampına döndüğümde kampta bizimkine komşu olarak yerleşen karavan ve çadırlari ve tabii içindekileri tanımadığımı farkettim. Oysa sabah etrafimdakilerle enazindan bir selamlaşmışlığımız vardı.
Basri ile pazar gunu tum gun çadırın önünde oturmuş, gelen gecen herkesle ayakustu sohbet etmiş sadece koye dogru yaptığımız yarım saatlik yürüyüş için kamptan ayrilmistik. Ki o zaman da ev yapımı portakal marmelatini £2.70 e almış, hatta £3 olan paramizin üstünü almak için marmelatçının kapısını çalmıştık, yolda insanlarla selamlaşmıştık. Ha bir de Basri’yi yanağından sokan arı icin kamp idare odasına gitmiş, oradakilerle sohbet etmiştik.
Bu arada Arda tum gun Park’ta oynamış ve aksam saat 10’da çadıra dönebilmişti.

Ben farketmeden değişen komşularım ne Basri’yi gördü ne de Arda’yı. Onlara göre ben o koca çadırda tek basına kalan bir kadınım. Basri sabah ise gitti, oğlumu basketbol kampına bıraktım desem de ne anlamı var, onları görmeden ne demek istediğimi anlayabilirler mı? Sadece Hmm ! Ne guzel demekten öteye gidebilirler mı?
Arka çapraza yeni gelen adam çadırını kurmuş bile sabah benim bulunduğum yerden bakınca yapayalniz görünüyordu ama iste ben de aynı konumda degil miyim?
İnsanin cevresinin bir anda değişmesine bir ornek olarak düşündüm. Ve de buna ne kadar hazırım ki dedim.
Kendimi çadırı bir hızla sokerken buldum.

Ağustos 13, 2013 Yazan: | zeynep'ce | | Yorum bırakın

Benim dostum olur musun?

Yazar diyor ki “gercek dostluk duygusal bir iliskidir ve sıradan arkadaşlıktan dostluk aşamasına geçerken her şartta anlayış, destek tabanlı bir iliski olacağını her iki tarafta bilir ve kabul eder. Tamamen duygusal, sevgi ve ilgi ile beslenmiş bir paylaşımdır oyle ortaya atılmış bir imza falan da yoktur.” Gerçi o bunu iş ilişkilerine bağlamaya çalışmış ama ben her türlü insan iliskisinde temel unsur olarak görüyorum ve hatta arttırıyorum:

Bir insanı sevmekle başlar herşey oyle ki bir insanı kırmak bile onu sevgisini kazanmak ile olabilir ancak.
Çünkü insanı kırabilecek bir sey yapabilmek icin oncelikle cok sevilmek lazımdır. O sevgiye inanmak ve o yüce sevginin bitmez tükenmez bağışlayıcılığına güvenmektir aslında yanlışların en büyüğü.
Oysa sadece ve sadece anneler ve babalar çocuklarına kırılmaz, gucenmez ve affeder. Hatta çocuk hata yaptığında faturayı kendine keser neden bu hatayı yapmasına izin verdim, nasıl da doğrusunu öğretemedim diye.
Yol boyunca edindiğimiz arkadaşlıklar ya da küçükken söylediğimiz gibi kendimize arkadaş yaptığımız bu insanlarla ne kadar devam edebildik, ne paylaştık ne paylaşamadik acaba?
Bana en ilginç geleni ise biz kendimizi açarken onlar ne kadar açtı acaba? Yani tabii dostluk mertebesine ulaştıysanız bu tip kuşkulara yer yoktur degil mı?
Ama benim merak ettiğim bu dostluk mertebesine nasıl geliniyor, yani oyunda nasıl seviye atlayacağız bunu bilemiyorum.
Evlilik kararı gibi oldu galiba ama onda bile bir teklif aşaması var en azından konuşursun, ne bileyim beklersin herhalde! Ama yakın gördüğün arkadaşını kenara çekip romantik bir sekilde seninle bir ömür boyu, iyi günde kötü günde dost olmak istiyorum diyemezsin ki! Ya da diyebilir misin?
Diyelim ki sen dedin cevabı ne olacak diye merak yerine belki de uzatmalı sevgili aşamasında devam etmek daha iyidir.
Bilemedim…

20130703-205824.jpg

Temmuz 1, 2013 Yazan: | zeynep'ce | , | 1 Yorum

İstemişsin de haberin yok

Bahçede depoya bisikletleri yerleştirmeye çalışırken icinde defterler olan bir kutu buldum.
Defterlerin icinden fotograflar da çıktı, liseden yıllık, üniversiteden Banusu Ferahı olan fotograflar, İstanbul’dan taa Erdem hastanesinden kareler…
Defterler benim günlüklerimmis megerse. Yani günlük dediysem hatıra defteri anlamında degil ajanda anlamında, bugun neler oldu tarzında yazdığım notlar, muayenehaneye denk gelen zamandan alınan ödemeler yapılan ödemeler falan seklinde.
Kaç hasta bakmışım o gun, neler olmuş neler. Kim gelmiş kim gitmiş, nereye yemeğe gitmisiz kimlerle buluşmuşuz.
Ciddi konuşmalar, gidilen filmler tiyatro oyunları hepsi var.
En ilginç olanı ise o donemde sıkıldığım seylerden bahsettigim bir sayfa, tarih yil olarak 2000’e denk geliyor. Muayenehane açılmış ama daha yeni, iş var ama belli ki daha yerleşmemiş ve de boş bir anima gelmis uzun uzun yazmışım ben kimim ne istiyorum seklinde bir derin inceleme yapmışım. En çarpıcı nokta ise konunun dönüp dolaşıp ben bu dishekimligini seviyor muydum noktasına gelmiş olmasi ve burada beni şaşırtan bir not var: ben bu mesleği sevmiyorum ki başka birsey bulsam!
Şaşırdım gerçi neden diyebilirsiniz ama bunu boyle yazıya dökecek kadar düşündüğüm yılın 2000 oluşuna şaşırdım diyorum yani evet sonuçta mesleği değiştirdik ama ben bu kurtların kafamda dolaşmaya başladığı zaman olarak hep 2002’den sonra gelişen olayları milad sayardim, megerse çok daha eskisi varmış.
Neyse diyeceğim o ki neyi istediğinize dikkat edin siz hiç farketmeden hedefe doğru gidiyor olabilirsiniz, sonra bir de hic utanmadan şaşarsınız.

20130624-185302.jpg

Haziran 24, 2013 Yazan: | zeynep'ce | , | 1 Yorum

Kanal Facebook

Ben bu haftasonu çok yoruldum, sizleri tahmin bile edemiyorum.
Uzaklardan ulkemi takip etmeye çalıştım ve de kendimle gurur duydum cunku cok dogru insanları tanımıştım.
Bana hayatla ilgili en dogru bilgiyi verecekleri almisim hayatıma.
Beni tanıyanlar bilir ben cok uzun zaman önce TV’den haber almayı bıraktım. Cunku bilgi denilen sey güvendiğin yerden alınır. Bir insana güvenmişsen söylediğini dinlersin ve de inanırsın canı gönülden. Dediğini yaparsın demiyorum o ayrı bisey, ama sana dogru bilgi verdigini bilirsin.
Yıllar önce Başkan’ın Adamları diye bir film izlemiştimWag the Dog orijinal adı ile yayınlanan bu filmi hatırlayanlar filmde US Baskanı icin onemli olan bir donemde ulkenin ve dunyanin dikkatini başka tarafa çekmek icin çevrilen film icinde bir film olarak ozetleyebilirim. Uydurma bir iç savas çıkardıkları ülkenin ınsanlarının bile haberi olmayan bu savaşı US başkanının ihtiyacı olan süre boyunca Tv yayınlıyor herkes ah vah seklinde. O bahsi gecen ülkede yaşayan es dost aranıyor diyorlar ki yok oyle birsey ama dinleyen kim, TV’de görmüşler demek ki dogru!!!
İste ben bu filmi izlediğimden beri TV’den haber almıyorum,hasbelkader gelen habere cok da inanmıyorum ancak tanidigim bildigim birine doğrulatana kadar.
Bu haftasonu gördük ki TV haber kanalı dedigin sey senin icin uygun görülen bilgiyi veren bir kanaldan öteye geçemiyor. Gerektigi kadar yeterince! Nasıl olmuşta inanmışsak bu kanalın bize her zaman dogru haber vereceğine! Babalarımızın atalarımızın ajans dedikleri ile alakası yok.

Ben son 5-6 yıldır bilgisayar ve internet yolu ile iletişim kuruyorum, yeri geldiginde izlemek yeri geldiginde direk ulaşmak icin kullanıyorum.o kadar güncel ve anında görüntü direk haber degeri olan bilgiye ulaştım ki vay be dedim!
Hic bir zaman unutmayalim dunyada her turlu bilgi var . Bilinci yerinde olan herkes hangi kanalı izleyeceğine hangi radyoyu dinleyecegine kendi karar verecektir.
Ben de Facebook kanalını seyretmekteyim :

20130603-192956.jpg
Ha aklıma bir film daha geldi, o da Tom Cruise’in Bir Kac İyi Adam filmi idi. Hani hatırlarsanız bir askeri us icinde bir er öldürülüyor ve öldüren askerler emir aldıklarını iddia ediyorlar. Filmde Tom Cruise askerleri savunuyor ve sonuçta emrin en yüksek rütbeden geldigi ortaya çıkıyor. Er ve Çavuş kurtuldu sandığınız anda ise hapse mahkum ediliyorlar neden mı cunku her emir her sartta ne olursa olsun uygulanmaz.
Haftasonu gösteriyi dağıtın emrini aşırı şiddet kullanın diye anlayan, gercek anlami ile bu kastedilmis bile olsa hiç sorgulamadan uygulayan herkes suçludur.

Haziran 3, 2013 Yazan: | kissadan hisse- derlemeler, zeynep'ce | , | Yorum bırakın

Kızarkadaşlar günü

Bugün 2007 senesinde yazdığım bir yazımı alıyorum buraya.Aslında blogta eski notlar arasında bu yazı var olabilir ama yine yeniden okunmaya değer buluyorum.Yakında kitabı yeniden okuyacağım ara ara okumakta fayda var!

Buket Uzuner’in 1993 senesinde okuduğum kitabı Benim Adım Mayıs tekrar okumaya basladim. Kitap gecesinde konuşacağız biliyorum ama ben bekleyemedim, kusura bakmayın artık. Sıcağı Sıcağına yazmak istedim hissettiklerimi. Kitabı okuyanlar bilir okuyacaklar olduğu için anlatmak istemiyorum ama küçük öykücüklerden oluşan bir güzel kitap.

İlk hikayesine şöyle başlıyor: Dostluklarıyla beni çok mutlandırmış ve artık yittiğinde hep kederlendiğim bütün kız arkadaşlarıma hala sevgiyle….

Düşündüm benim kız arkadaşlarımı ve bu cümlenin ne kadar doğru olduğunu. Benim kızkardeşim yok, olsun isterdim. Küçükken farketmedim ama kızkardeşe ihtiyacım varmış ve ben her kızarkadaşıma olası bir kardeş ümidiyle yaklaşmışım. Aileden gelen göçebe hayatımda gittiğim şehirlerde, okullarda oluşturduğum arkadaşlıklarda hep kardeşlik yaşamaya çalıştım. Ve son 15 senedir de beni hep mutlandırmış kızarkadaşlarim, dostlarım oldu. Çok şükür ki yitirmedim, hastalıklar, yollar engellemiyor bizi.

Bugün bunları anlatma nedenim Buket Uzuner’in hikayesini okuduğumda hissettiklerim. Diyor ki basireti bağlanmiş sanki ve kızarkadaşını en ihtiyacı olduğu zamanda aramamış, ne konuşacağını bilemediği için ertelemiş!Şimdi pişman çünkü o kişi yitip gitmiş anılarda kalmış. Görüşmüyorlar artık. Ne kolayca kaybediyoruz dedim kendime insanları, yaşamımızın bir dönemine damgasını vurmuş güzel insanları. Oysa onlarla o binayı inşa ederken nasılda terlemiştik, uğraşmıştık. Sonradan akıl edemedim dediğimiz ne çok ihmali yapıyoruz en sevdiğimiz bizi çok eskiden bilen insanlara karşı .

Hikayeyi bitirdiğimde annem aklıma geldi. Geçen sene çok sevdiği bir arkadaşı vefat etti, kadıncağızın son 20 yılda yaşadıklarını –bir trafik kazası ile gelen tüm beden felci, kanser …; sayarsak aslında kurtuldu Nihal teyze. Ama annem kendini hiç affedemiyor, son zamanlarında yanına gidemediği, gitmediği, gitmeyi akıl edemediği için. Affetmesine olanak yok çünkü Nihal Teyzenin kızı affetmiyor, gelmediniz aramadınız diyor oysa sizi beklemişti diyor…Annemse basiretim bağlandı kızım bilemedim ki öleceiğini diyor ama nafile. Bazı hatalardan dönülmüyor.

Ve 30 yılın sonunda bana diyor ki annem “arkadaşlarına verdiğin önemi takdir ediyorum kızım” diyor, oysa hep kızardı onlar yüzünden ailemi ihmal ettiğim için, kısacık seyahatimi bile arkadaşlarımı görmeye yönelik planladığım için. Ben arkadaslarımı da en az ailemi özlediğim kadar cok özlüyorum. Biliyor musunuz ben aslında hergun msn ve Viber’de chat yaptığım arkadaşımdan mektup bekliyorum, hani o pul yapıştırdığmız zarfı ile postalanan nostaljik mektuplardan. İçinde yazanları zaten biliyorum chatte öğrendim ama olsun o mektuba dokunmak bile benim günü güzelleştiriyor.

Demem o ki lütfen basiretinizin bağlanmasına izin vermeyin, aileniz tabii ki öncelikli ama arkadaşlarınızı özellikle kız arkadaşlarınızı ihmal etmeyin, sizi ihmal etmelerine de izin vermeyin, belki onlarında basireti bağlanmıştır çözün o bağı tekrar sizin olsunlar. Kilometrelerin, dünyevi salak saçma işlerin aranıza girmesine izin vermeyin. O hergün saatlerce konuştuğunuz telefonu bu sefer onu aramak için kullanın, hattın öbür ucunda sesinizi duyacak kişinin yüzüne bir gülümseme kondurmak dünyalara değer lütfen ihmal etmeyin, ve ertelemeyin

Ve beni affedin sabah sabah boyle duygusal basladigim icin ama durduramadım kendimi, ertelemek istemedim.

20130507-082838.jpg

Mayıs 7, 2013 Yazan: | bu kitabi okurken neler hissettim/dusundum, kissadan hisse- derlemeler, zeynep'ce | , , , | Yorum bırakın

Edinburgh’da biz

28 Mart akşamı Easter tatilimizi geçirmek amacıyla Edinburgh’a doğru yola çıktık. Evden Edinburgh 7 saat süreceği ve de günün yorgunluğu ile devam etmekte zorlanacağımızı düşündüğümüzden yolda St Helens civarında bir Travel Lodge’da kaldık.
TravelLodge bize ihtiyacımız olan düz yatak sağlıyor ve de tatilimiz başlamış oluyor.
29 Mart sabahı erkenden yola çıkıyoruz.
İskoçya’ya doğru iki alternatif var önümüzde yol olarak,biri otoban ikincisi de koylerden bayirlaradan gecen yol. Bizim Edinburgh’da saat 4’den sonra olmamız gerektiği için biz uzun yolu tercih ediyoruz.
Turistik yollardan sayılan bu rotada küçük İskoc köylerde durarak ilerliyoruz. Mesela Moffat (Arda’nın tabiriyle LowFat) köyünde İskoç İngilizcesi ile müşerref oluyoruz. Gerçi bilmediğimiz birşey değil ama artık kaçacak yerimiz yok, anlamalıyız bu dili!
Ben şahsen çok seviyorum, dükkanlarda gerekli gereksiz sorular soruyoruz konuşturmak için.

Edinburgh’da kalacağımız yer tatilimize ayrı bir heyecan katıyor. Bu sefer otelde kalmayacağız. AirBnBadlı websitesinden bulduğumuz bir apartman dairesinde kalacağız. Bir süredir evsahibi ile yazışıyoruz, anahtar komşuda arabayı şuraya parkedin seklinde.
Eve ulaşıyoruz ve de anahtarı bizi ilgiyle karşilayan komşudan alıyoruz. Evi bize anlatırken gözümüze Türkiye’den alınmış objeler çarpıyor ama en cok PeReJa kolonyaya şaşırıyoruz ve de kendimizi bir anda evimizde hissediyoruz.Evsahibemiz Türkiye’ye iki sefer gitmişmiş megerse. Bu detayı daha sonra ki SMSler yoluyla öğreniyoruz.
Bir hafta süreyle kalacağımız bu ev sayesinde Edinburgh’da turist olmaktan kurtulup lokal hayata karışıyoruz. Merkez kütüphanede komşumuz ile karşılaşmak bize ayrı bir heyecan ve mutluluk veriyor. Allahım insan isteyince ne kolay mutlu olabiliyor.
İskocya’da tarih günlük yaşam içiçe ve de turistlerle,Üniversite öğrencileri ve lokal halk birbirine karışmış. Yürüyerek görülmesi gereken heryere gidebiliyorsunuz. Edinburgh kalesinin girişindeki kuyruğu beklemek gözümüzü kesmiyor ve kale ici hariç her köşesinde geziyoruz. Bir düğüne şahit oluyoruz, Redbull Bisikletle yokuş tırmanma yarışının hazırlıklarını izliyoruz.Yarışın kendisine kalmıyoruz.

Calton Hill diye bir tepe var buradan Panoramik sehir manzarasını yakalamaya çalışıyorum, yakalıyorum da bastiramiyorum!
Bu tepedeki kulenin üstüne bir gülle ve bir duzenek yerleştirilmiş ve de yıllardır balıkçılara saati bildirmek amacıyla hergün saat 1’de bu gülle once belli bir yukseklige cekiliyor sonra da serbest düşmeye bırakılıyor, bi nevi top atmaca! Biz hem bu tepeye çıktık hem de Edinburgh kalesinin yanındaki Camera Obscura’nin damındaki teleskop ile topun düşüşünü gördük! Hehe!

Salı günü Edinburgh dışına çıkıyoruz. Genel beklenti daha da kuzeye gitmek ve çeşitli göller, kaleler ve de viski üretim merkezlerine gidilmesi üzerine ama biz bu genele uyan bir aile olmadığımız için kendi rotamızı çiziyoruz. Hedef Dundee, ve de Fife Coastal Route seciyoruz. Kuzey denizinize doğru Edinburgh’unda kıyısında olduğu Körfez’de (Firth of Forth) ilerliyoruz. Hava buz gibi ve kapali,Tarlalar, koyler ve hatta denizfeneri derken St Andrew’da güneş acıyor. Burası da yine tarihle ve bu sefer denizle icice cok keyifli br kasaba. başarılı bir Üniversitesi var hatta Prens William ve eşi Kate burada tanışmışlarmış. Şahsen ortamı müsait buldum ben böyle bir romantizm için ne yalan söyleyeyim. Güneşi görünce dondurma yemek kaçınılmaz oluyor. Bu arada Arda ve Basri son zamanlardaki ortak ilgi alanı yaratma çalısmalarına Fizik dersi ekliyorlar.
Çarşamba günü North Queensferry Köyü’nde ki akvaryuma gidiyoruz ve dunyanın en küçük deniz fenerini de ziyaret ediyoruz, o kadar küçük ki içerdeki cocuğun çıkmasını bekliyoruz!
Ayrıca bir de cok ünlü bir köprü Forth Bridgevar, aslında bir Çelik yığını gibi dursa da onyıllardir trenyolu köprüsü olarak işlevini görüyor. Gerçi genel bakim ve boyama işlemi bittiğinde en bastan yeniden başlamak gerekiyormuş!
Sonraki günleri yeniden Edinburgh’da geçiriyoruz, kütüphane müze Cafe derken canımız hic sıkılmıyor. Biz bu sehri cok seviyoruz.
Bu arada viski olayını da öğreniyoruz merak etmeyin dersimizi iyi çalıştık!

20130423-223541.jpg

20130423-223559.jpg

20130423-223635.jpg

20130423-223654.jpg

20130423-223757.jpg

20130423-223904.jpg

Nisan 17, 2013 Yazan: | bizden haberler..., GEZGIN DOGANS | , , | Yorum bırakın

Gurbet ne taraf?

Sene 2008,mevsim ilkbahar, yer Ingiltere…

Tam bir ağlama krizi yaşıyoruz. Son yarım saattir “Beni tanıyan çocukların oynadığı bir oyun parkına gitmek istiyorum” diye ağlıyor. Arada söylediği başka şeyler de var ama tutarsız. Belli ki çok bunalmış.

Ağlayan 6 yaşında ve de benim çaylak gurbetçi oğlum, Arda. Çaylak dediğime bakmayın aslında doğuştan gurbetçi de farkında değildi. Gezgin Doğan ailesinin bir ferdi olarak İstanbul’dan Dubai’ye taşındığında 10 aylık mavi gözlü ve daha dişleri bile çıkmamış bir bebekti. Dopdolu 5 yıl geçirdi,gözlerinin rengi değisti ve Dubai’yi evi yurdu olarak gördü hep, uzun Türkiye tatillerinde sıkıldı evine dönmek istedi. İlk süt dişini Dubai’de ki ilk haftasında bir otel odasında babaannesi gördü. Ve o dişi İngiltere’ye geldiği ilk gün düşürdü.

İlk defa bu kadar ayrı kalıyor ve de biliyor artık dönüşü olmadığını aslında isyanı ona. Biz büyüklerin onun adına da karar vermemize çok kızıyor. Bu da o kararlardan bir tanesi. Ona danışmadan Dubai’den ayrılma kararı verilmis, bu soğuk ülke İngiltere seçilmiş. Güneşi az, yağmuru bol bir yer. Gezegen değiştirmiş gibiyiz.(dün piknik yaptık şimdi dolu yağıyor).

Bu beklenmedik taşınma kararımıza tepkiler farklı. Babam “kızım Türkiye’yi tutturamadınız bir türlü yine ıskaladanız” diye dalga geçiyor. Dubai’deki otel ve turistik servislerimizden memnun kalan aile üyelerimiz ve Türkiye’de ki arkadaşlarımız saolsunlar bu kararımızı sevinerek ve de “ne zaman müsait olursunuz gelmemiz için” diyerek canı gönülden destekliyorlar. Dubai’de ise kalpler kırık,ne çok sevenimiz varmış, bize çok kızıyorlar. Bu kadar sevildiğinizi anlamak icin onlardan ayrılmanız mı gerekiyormuş diye düşünmeden edemiyor insan.

İngiltere çok büyük, karar verilmesi gereken çok şey var. Turist olarak gelmek başka yaşamaya gelmek çok başka. Okullar araştırılacak,eğitim sistemi alıştığımızdan farklı önce bu sistem anlaşılacak. Ev bulunması gerekiyor. Biz apartman dairesi istiyoruz siz ailesiniz ev yani bahceli bir ev olmalı diyorlar, Arda’nın arkadaşları gelmezmiş ne demekse! Hepsi araştırılacak ve de en önemlisi hızlı hareket etmek lazım ki Arda bey yeni okuluna bir an once başlayabilsin. Tam bir kısır döngü var önce hangisinden başlayacağınızı iyi ayarlamak gerekiyor. Direksiyon ters,Londra var, Londra dışı var, tren var metro var, müzeler var. Yani çok çalışmamız gerek.

Aslında ev, iş hemen hepsi kolay tek zorluk her gittiğiniz yerde insan iliskilerine yeniden başlamak.Aah işte o sıfırdan insan tanımak, kendini ve de yetmezmiş gibi eşin ve de oğlun ile tüm aileyi kabul ettirmek var.

21 Nisan itibari ile Ingiltere deki 5. Ayımız doldu. Yukarda bahsettiğim arastırmaların ilk kısmı tamamlandı ve Arda okula yerleşti. 5 aydır tam bir çevremizi tanıyalım modunda dolanıyoruz, öğrendiğimiz her yeni şey bize zevk veriyor. Dubai’de eski (5 yıl uzun bir sure) olmanın verdiği rahatlıkla paslanmışız burada keşfetmeyi yeniden öğreniyoruz..

Önümüzde aşılması gereken uzun bir yol var ama daha önce yapmıştım yine yaparım diye kendimize güvenimiz ve de arkamızda bizi seven bir dolu insan var. Yaparız herhalde…

Sene 2013,aylardan Nisan,yer İngiltere…

Yukarda bahsetiğim olayın üstünden tam 5 yıl geçmiş! Bu sürede yaparız herhalde dediğimiz herşeyi yaptık. Hayatımıza yeni insanlar kattık,kimisine iyi kimisine kötü örnek olduk. Eski köye yeni adetler getirdik,akıllara karpuz kabukları düşürdük. Birbirini hiç tanımayanlara vesile olduk tanıştılar. Ama en önemlisi bunların yapılabileceğini Arda’ya da gösterdik sanırım. Artık 11 yaşında, genel hatlarıyla kendinden emin (detayda hala kırılgan) büyük hayalleri var. Sorsanız Dubai- Istanbul- Mersın – Twyford hepsi de ayrı özel ayrı güzel.Kendine koyduğu uzun vade hedefler oldukça yüksek ama kendine inancı var. Ara ara hüzünlenip kuzenlerini, dedelerini (1si Aydede olmak üzere 5 dedesi var da),anneannesinin ve babaannesinin ona kendisini çok özel hissettiren lezzetli yemeklerini özlüyor ama yine de hayattan zevk almayı ve de hedefe ulaşmak için çok çalışmak gerektiğini biliyor.
Geçtiğimiz hafta Edinburgh’a yaptığımız seyahatte konuştuk, biraz da benim ısrarımla blog yazmaya heveslendirdim, kabul etti tek şart uzunluk mecburiyeti yok, dilediği kadar yazacak. Ha bir de dil konusunda İngilizce’den şaşılmayacak.
İşte link, Arda’s travels
Tabii her fırsatta okuyan bu küçük adam artık cep telefonu sayesinde her dakika yazabileceğini de anlayınca bir anda 4 yazı yayinlayiverdi. Ama lutfen dikkat devir hız devri, Twitter zamanı oyle uzun lafa gerek yok diyor ve yazılari kısa ve öz oluyor. Eh buna da şükür.
Umarım beğenirsinizz

20130407-215421.jpg

Nisan 7, 2013 Yazan: | Arda's travel, bizden haberler..., GEZGIN DOGANS | , | 1 Yorum

Elektrikler kesikti çalışamadım

Son bir kaç gündür İskocya’da bazı bölgelerde elektrikler kesik, cok kar yağmış falan sebebi ne olursa olsun sonucta 4 gündür insanlar perişan olmuş olmalı.
Bizden büyüklere göre cok daha şansli olsak da ben elektrik kesintileri ile büyüdüm, planlı onceden saatleri belirli olanları ve de ansızın yakalandıklarını da sayarsak asansörde kalırım korkusu ile az mı tırmandım merdivenleri ama yanlış hatırlamıyorsam hiç akşam elektrik kesikti ödevimi yapamadım demedim.
İskocya’daki kesintileri duyunca elektrik olmasa ne olurdu diye düşündüm ve de aklıma 2005 yılında Dubai’de tum şehri kapsayan kesinti geldi.
Haziran ayının sıcakların kavurduğu bir gunüne denk gelen kesinti sirasinda Fairmont otelindeki gym’den ayriliyordum ve ilk farkettigimiz gökdelenlerin asansörlerinin çalışmayabilecegi oldu ama jeneratörlerle idare edilebiliyordu ilk aşamada. Zaten once sadece bulundugumuz binada sorun var sanmistik.
Arabama binip eve doğru yola çıktım ki olay benim düşündüğümden daha ciddiymiş. Mesela kavsaktaki kilitlenmiş trafige girince anladık ki trafik lambalari elektrikle çalışırmış ve de aslında kesinti tüm şehri kapsiyormuş!
Villalarda klimaların kapanması ile ısının artması sonucu kimisi çoluk çocuk arabalara doluştu, eşinin çalıştığı şirkete jenerator vardir umidiyle giden anneler mi istersiniz, arabada oturup klima çaliştiran mi? Sonucta petrol cennetindeyiz elektrige kimin ihtiyacı var! Ancak kesinti oyle kolay kolay bitecek gibi degildi onun yerine arabalarda benzin bitti ama heyhat benzin depolarında pompaların calışması için de elektrik enerjisi gerekirmiş meğerse!
O donemde neyse ki SkiDubai henüz yapılmamıştı, ne bileyim yani o kadar uzun süre jeneratör dayanır mı karları eritmeden diye düşünüyor insan.

Neyse efendim bu elektrik kesintisi galiba 6-8 saat kadar sürmüş. Galiba diyorum çünkü ben eve gitmeyi başardıktan sonrasını bilmiyorum bizim evde elektrik hiç kesilmemiş!
Şaka gibi değil mi?Bütün bunlar olurken bu karmaşadan etkilenmeyen tek yer bizim sevgili sitemiz ve de felaketten karli çıkan tek işletme de site içindeki otel oldu. Evet meğerse biz aslında Dubai dışında oturuyormuşuz!

20130327-195504.jpg

Mart 25, 2013 Yazan: | zeynep'ce | , , | 1 Yorum

Unutkan erkekler ‘Hadi’leyen Anneler

Bugün burada yani İngiltere’de anneler günü. Evet bizim gibi Mayıs ayında kutlanmıyor malum farklı olmak lazım ya. Gerçi bizdeki gibi Anna Jarvis’in annesine adadığı bir gün olarak başlamamış.Kısaca anlatmak gerekirse Hristiyanlıkta Pazar günleri kutsal sayılıyor ve aslında gün kiliseye ziyaret ile başlayıp ve sonrasında da aile ile yenilen Pazar öğlen yemeği olarak devam ettirilıyor, hatta Sunday Roast denilen bir yemek yenilmesi adetten. Bu yemekte domuz,kuzu,dana ve ya tavuk artık ne uygun görülmüş ise fırında yapılıyor ve mevsimlik yine fırınlanmış sebzeler ıle yeniliyor. Her ne kadar din herkes için ise de ve de tanrının karşısında eşıt olsan da gerçek hayatta eski zamanlarda varlıklı ailelerin yanında çalışan hızmetkarların Pazar günü izni diye bir kavram yokmuş. Sadece Lent olarak geçen kutsal dönemin 4. Pazarına denk gelen günde zenginlerin yanında hizmetli olarak çalışanlara da izin veriliıyormuş böylece kiliseye gidebiliyor,aıleleri ile görüşebiliyorlarmış. 16.yy da Hristiyanlar ANA (anne anlamında) kiliseye dönmüş oldukları için de bu özel günü anne ile gecirmek anlamında kullanıyorlarmış. Tabii tüm gelenek ve göreneklerde olduğu gıbı bu da döneme uyarlanmış, Anna Jarvis ten de etkilenmeden olmazmış ve 1921 de Anneler Günü ( motherıng day) olarak kutlanmasında sakınca gorulmemiş.Tabii dini takvimin ay takvimi olduğu düşünülürse Lentin başlaması ve Easter ın kutlanacağı tarihler ve tabii Mothering Day her yıl bir başka tarihe denk geliyor. Mart Nisan aylarında önce Anneler Gunu sonra da Easter kutluyoruz yanim.

Neyse olayın tarihi,dini ve wikipedıa tarafından anlamı buymuş. Benim için ise bildiğim anlamı ile yani Anna Jarvis ın annesine adadığı gün olarak kutlamayı tercih ediyorum, işime de geliyor.

Cuma günü Arda’nın okulunda bır kutlama yapıldı tüm anneler davet edildi. Oldukça duygusal anların yaşandığı törende sizinle paylaşmak istediğim bir yer vardı, tahmin edersiniz ki bu yazının yazılma nedeni de bu:))
Okuldaki bu tip toplantı, anma kutlama merasimleri ve hatta disko falan hepsi okulun ic salonunda yapılıyor ve tum okul (200’den fazla öğrenci) ve öğretmenler ve tabii veliler bu salona sığıyoruz. Cocuklar yere oturuyor büyükler sıralara ve ya ayakta.
Törenin sonuna doğru müdirehanim öğrencilerine eğilip -“hani sizin duymaktan nefret ettiğiniz ama annenizin hep tekrarladığı laflar var ya aslında anneleriniz de o lafları söylemekten nefret ediyorlar! ” hep birlikte onayladık tabii. Sonra da bir oyun oynadık gözlerimizi (evet biz anneler dahil) kapadık ve düşündük bu en çok kullanilan ama nefret edilen laf nedir acaba diye.
Siz de düşündünüz mü!
Benim aklıma ilk gelen şey tabii müdirehanimin listesinde çıkmadı, ödevini yap, oda topla falan olamazdı bir Turk annenin lafı degil mı?
Ama daha ilginç olanı tören sonunda Arda ile birbirimize sarıldığımızda karşılıklı ilk sorumuz sen düşündün oldu, ve evet ikimizinde aklına ilk gelen kelime ‘HADİ’ olmuş! İnanabiliyor musunuz?
Yazının başligindaki Hadi’leyen annelerdenim ben de ne yazık ki. Tabii Profilonun reklamindaki gibi o tabak bitecek, hırkani giy gibi tekerlemelerim de var.
Ama en çok Hadi diyorum, ona ne ifade ediyor bilmiyorum çünkü unuttuğu kesin. Geçenlerde alakasız bir yerde adını okuyup aldığım, adı Unutkan Erkekler Hadileyen Anneler kitabını bir heves sipariş ettim, Nesrincim getirdi saolsun. Gerçi kitap bana biraz hafif geldi, yazar Fatma Torun Reid’in psikolog olmasından yola cikarak hadilemelerimde bir azalma olur diye ummuştum. Ama 11 yillik anne olarak huylu huyundan vazgeçemiyormuş, hırkasını giymesi konusunda ısrar etmiyorum ama Hadi demek ayrı, kolay kolay bırakamam, kusura bakmasinlar. Yola yeni çıkanların işine yarar belki ona bisey diyemeyeceğim.
Tören bitiminde muhakkak bir şükür duası ediliyor okul kilise ile bağlantıda, bir katolik okul kadar olmasa da bağlılık onemli. Bu sefer şükür duamız da Annelere sundukları sevgi için teşekkür etti çocuklar ve dünün çocukları. Ben de anneler gününüzü canı yürekten kutluyorum. Mayıs’ta yine kutlarız ne var. Hadi yine iyiyiz:))

20130309-232451.jpg

Mart 9, 2013 Yazan: | bizden haberler..., zeynep'ce | , | 2 Yorum