Gezgin Doganlar

Zeynep anlatiyor

2010 Kayak Hikayaleri

Efendim nerde kalmıştık. 2010 da Belçika Almanya derken İsviçre’ye Bern’e vardik. Burada abimlerde 1 hafta kalacağız.
Kesin kararlıyiz kayak yapacagiz. Ancak cevreyi yolu yordamı bilmiyoruz. Bildigimiz ( yani benim israr ettigim) teksey daglara arabayla çıkmayalım karda kista! Basri 3 günlüğüne Mersin’e gitmiş oldugundan bir kisi az olduk ama hala tek arabaya sığmıyoruz.
Neyse sabah bir heves tren saatleri falan bulduk ve yola çıktık. Abimin elinde bir bavul icinde onların kasklari, batonlari falan var. Fulya ve ben oğlanları ve kayakları aldık düştük yola. Tramwayla tren istasyonuna, tren aktarmaları ile de kayak yapacağımız yere vardik. Ama bu o kadar kolay olmadı yani boyle bir cümlede yaziverildigi gibi olmadı tabii. Biletleri çözmeye çalıştık:

20120605-083348.jpg

20120605-083508.jpg
Öğlen saatlerinde Kayak yapmayı hedeflediğimiz yere vardik. Ancak benim ve Arda’nin kayak alet aksesuar ve kıyafeti olmadıgı icin bunları bulmaya çalıştık. O anda yapılan alışverişlerde pazarlık yapma şansınız olmaz malum.
Botlari kiyafetleri kayaklari kasklari aldik ustumuzu degistirdik.1 İsvicre frangi ile calisan dolaplara emanetlerimizi biraktik ve de kayak yapilan zirveye cikmak uzere haziriz.Neyse sonucta saat 1:30 itibariyle öğretmenimizin onundeyiz. Fulya’ya, Arda’ya ve bana ayrı ayri öğretmenimiz var.
Abim ve Mert ile Ufuk bizden ileri seviyedeler.
Cok cok keyifli ama bunun bir de dönüşü var diye düşünmeden edemiyoruz.

20120605-084115.jpg

20120605-084132.jpg

20120605-084153.jpg
Aksam dönerken emanetlerin bir kısmını bırakıp ertesi güne daha hafif gelmeyi başarıyoruz. Evet yarin yine gelecegiz!

Tıpkı diger kayakcilar gibi haziriz bu sabah.

20120605-084425.jpg
Tam bir eziyet idi gidiş ve dönüş ve ne kadar acemi oldugumuzu anladık. Ama kayak olayının kendisi cok keyifli idi malum.
Fulya usta bir kayakci olmus, Ufuk madalyalarini topluyor, abim ve Mert de keyifle kayiyorlarmis.Bildigim kadarıyla bir daha kayak merkezlerine ulasmak icin tren kullanmadılar neden acaba?
Biz mı? Biz yine gidicez benim gönlüm orada kaldi. Ama herhalde arabayla gideriz!

Haziran 5, 2012 Yazan: | Entertainment, GEZGIN DOGANS | | Yorum bırakın

Christmass 2010 gezinin devamı

Brüksel’den Pazar sabahı ayrıldık ve Abimlerle buluşacağımız Mannheim’a dogru yola çıktık.
Lüksemburg civarında galiba bulunduğumuz yüksekliğin de etkisiyle bir kar yağışına yakalandık. Nerden çıktığını bilemediğimiz uç kar küreme, tuzlama aracının peşindeki ilk arac olarak uzun bir sure yola devam etmek zorunda kaldık. Surucu olarak bu seyahatte hep zorlu yol şartlarına yakalanan ben oldum. Günlerin erken kararması ile ozellikle dönüş yolculugunda sıkıntılı anlar yasadım. Merak etmeyin kaza falan degil sadece yokuş aşağıya rampa/buzlanma tehlikesi ve de zifiri karanlık bir yol ortamı… Dur ver arabayı Basri sursun diyorsunuz ama oyle bilmediğin yerlerde durmak da tehlikeli malum..
Neyse sonuc itibari ile yollarda benden başka bir sorun yasamadık.
Nerdeyiz, aa evet Luksemburg’dan Almanya’ya girdik. Kar hafifledi, gorus mesafesi artti. Abimlerle konuştuğumuz da Manheim tarafında kar olmadıgını öğrenince yol kenarında bir dinlenme yerinde durduk. Biraz kar oynadık falan:))
Aksama dogru Abimlerle buluştuk. Coluk cocuk sokak ortasında sarıldık:))
Aşağıdaki fotograflarda aksam yemek yediğimiz Yunan lokantası var.
Bu seyahat boyunca Manheim, Nurmberg, Heidelberg ve Munich’de kaldık. Christmas Market gezmek idi amacımız, bol bol gezdik. Cocuklar bu geziden pek memnun olmadılar cunku otelde oturup elektronik oyun oynamayı istiyorlardı. Onlara rağmen gezmeyi başardık.
Bir ara Arda’nın ateşi çıktı ama yine de sorun olmadı.
Bu gezide Almanya’yı gezdik, icinde yasamak gibi olmasa da bir nebze anlamaya çalıştık. bir hafta dura kalka yapılan bu gezi ilk tadı almak İcin cok uygun

En son durak İsvicre idi. Bir haftada burada kalacağız.

20120326-203532.jpg

20120326-203559.jpg

20120326-203637.jpg

20120326-203708.jpg

20120326-203739.jpg

Mart 26, 2012 Yazan: | GEZGIN DOGANS | , , | Yorum bırakın

Chrismass 2010

Bu Chrismass tatiline hazirlikliyiz. Abimlerin Bern’e tasinmis olmasi cocuklarin okul tatilini ayni zamana getiriyor. Ekim’de rotayi belirledik, otelleri ayarladik ve sonra da gunluk telase arasinda unuttuk:))
Aralik ayi karla geldi. Yollar havaalanları bile kapandi ama bizi kimse tutamaz. Planımız bir saat Basri bir saat Ben süreceğim.
Arabimizda kar lastikleri ve AA den alinmis Avrupa trafik kiti ve battaniye yiyecek seklinde yola cikiyoruz. 17 Aralik Londrada kar yagisi var ve Heathrow ve Gatwick kapanmış.
Biz EuroStar ile Calais’e geçiyoruz ve Brüksel’e dogru yola cikiyoruz. Kağıt üstünde yani Google maps üzerinde 6-7 saat sürecek yolculuk Twyford tan cikistaki trafik,EuroStar istasyonunda bekleme, Calais Brüksel arasında buzlanma ve ilk bahsettigim bir saat Basri bir saat ben yerine hemen hemen hepsini benim sürmem sonucunda 12 saat suruyor.
Otele sabahın köründe yerleşiyoruz ve o saate kadar uyumuş olan Arda uyanıyor, güne hazir! Ya biz?
Cok bekletemiyoruz cocuğu ve iki saat kadar uyuyup kendimizi bu EU başkentine atıyoruz.
Christmas market hemen hemen tum sehre kurulmuş, normal dükkanlar ve geçici satış noktaları arasında gezinen bir sürü insan.. Keyifli bir gun…
Basri macaron satan bir mağaza buluyor. keyfine diyecek yok:))
Ve Tintin … Evet Tenten
Tabii ya Tenten Belcikali degil miydi?
Arda icin bir Tenten kitabı alıyoruz..

20120324-230908.jpg20120324-231054.jpg

20120324-224237.jpg

Eurostar sirasi bekliyoruz,Basri karsida surecek ya iste o yuzden uyuyor

20120324-230958.jpg

Goren de elmas aliyoruz zanneder, nasil bir paketleme nasil bir ozenle kutuya koymaca..

20120324-231027.jpg

 

Mayıs 5, 2011 Yazan: | bizden haberler..., GEZGIN DOGANS | , , | Yorum bırakın

Haftasonu Durham gezisi

Hızlı bir kararla haftasonu icin Durham’a gitmeye karar verdik. Basri yaptigi bir arastitma da Elif Safak Durham Book Festivaline geliyormus diye bulmus ve de oteli ayirtmis eh bana da gitmek dustu tabii. Arda’nin Calcot macindan sonra hemen yola cikiyoruz. TomTom yolu 4.5 saat veriyor biz 6 saat de dura kalka gidiyoruz.
Durham’da Radisson Blu otelde kaliyoruz. Arda havuzu da olan bu oteli cok begeniyor, otellerde kalmak ve otel kahvaltisi yapmanin luks oldugunu soyluyor. Bu tip bir takdiri yakalamak cok zor bizim adamdan.

Durham a henuz kis gelmemis yani bize gore coktan gelmis ama yorenin insanlari icin yazdan kalma gunler olarak degerlendirildigi bi gercek cunku yazlik elbiselerle geziyorlardi hatta dondurma yiyenler vardi. tabii dondurma Maras degil sayilmaz soguk degildir onlar…

Kitap festivalinin yapildigi yeri buluyoruz tarihi katedralin yaninda bi kucuk bina imis. Biz yazarlarla soylesi oncesi bir lokal cafe buluyoruz harika bir yer adi Vengels ve de tek kisilik bir araliktan gecip bir avluya ulastiginizda gitebiliyorsunu saklibahce yani. Bilenbiliyor yani…

Kitap ve yazarlarla olan bulusmamiza geri donuyoruz ancak yeni kitap alip imzalatmak icin paramiz yokmus hadii geri kasabaya kosuyorum. Sonunda yerime oturuyorum geldigimuzden beri kurdugumuz fantezilere gore Elif Safak ile ayni otelde kaliyoruz mutluyuz ama o da ne Elif Safak gelememis ki megerse aynen buyuk bir hayal kirikligi oluyor. Ama diger yazar bayan orda oturuo onu dinliyoruz. Ve begeniyoruz. Kitabinda zamane romeo ve julyet hikayesi yazmis ama guncel silah tuccarligi islamiyete bakis falan hepsi var aldik kitabi imzalattik bakalim.
Bu arada Arda da yanimizdaydi ve dikkatle dinledi. Gurur duydum oglumla..
Sonra da donduk geldik yinw 7 saatde..
Yine gideriz diye diye..

20120603-115317.jpg

Ekim 28, 2010 Yazan: | bizden haberler..., GEZGIN DOGANS | | Yorum bırakın

Ekim ayında Turkiye İstanbul Mersin

Bu yaz cok kısa süre gitmiştik Türkiye ye bu yüzden de Ekim ayında yine geleceğiz sözü vermiştik hem oradakilere hem de kendimize…

Planımıza 2 ay önceden biletleri almak, 1 ay öncesinden Kapadokya bölümünü ayarlamak gibi aşamalar olunca bu gezıyı de baya önceden planlamamız gerekti.
22 Ekimde ben ve Arda, 24 Ekim de de Basri İstanbula gittik. 22 Ekimde gıderek Galatasaray Dinamo Bükreş maçını yakalamışız Alper dayısı ve Paşa dedesi ile beraber maca gitmeye hazırlanan Arda bey e Ufuk da eşlik etti. o gece çok geç döndüler ama çookkk eğlenmişler.Teşekküur ederiz dayı bey.
Anneanne ve Pasadedemiz,Eskişehirden bizi görmeye gelen Onur dayı, Alper Dayı ve Fulya yenge ve de kuzenler falan derken cok güzel geçen 3 gün sonucunda İstanbul dan ayrılıp Mersın e geçtik Ptesı sabahı. Burada uzun süredir göremediğimiz babaannemiz ve Doğan dede bizleri bekliıyordu.
Herkese yetışmeye çalışmıştık ama yüne yakalayamadığımız zamanı tutturamadığımız ısyerının önüne kadar gelip parkedemedık diye göremediklerimizle yine koşuşturmalı bir ziyaret oldu. Arda daha İngiltere deyken sipariş vermişti babaannesine zaten acık mavı renkte eldıvenlerine kavustu..
Forum alışveriş merkezini çok sevdı ve de özellikle de bowling oynadı. DoganDede de ona eşlik ettı…Sonra Suphı dedesı ıle geçirdiği kahkaha dolu saatlerin sonunda Suphı dedesinin daha kucuk bır çocukken ilerde bu kadar komık olacağını bilip bilmedıgını dusunmeye basladı.
AhmetAlı den bır Turk bayragı aldıö Dıladan ıse bol bol opucuk..
29 Ekımde Kapadokya da olacagımız ıcın Mersıniden ayrıldık, bu hıkaye dıger sayfada..
Bu arada Mersın benım ıcın cok güzel bir hava hazırlamıstı hem ilk gun olan Ptesı aksamı cıkan fırtına hem de dönüş günü hem İstanbuldan kalkısları hemde bızım ucagın ınısını etkıleyen hınzır şimşekler beni germeye yettı, bilen bilir ben şimşekli havaları hiççç. sevmem…söylemeden şikayet etmeden duramadım…
Kısa da olsa herkesı görmeye calistık Bursadakı yegenlerımızı de gorebılseydık cok ıyı olucaktı ama kısmet dedık artık…

Kasım 6, 2009 Yazan: | GEZGIN DOGANS, Turkiye seyahatleri | 1 Yorum

Newquay UK

Bu geziye çıkmak hiç aklımızda yoktu ama Ağustos ayının son pazartesi günü bank holiday olarak geçiyormuş diye öğrenince duramadık tabii biz de hemen bir uzak mesafe seyahati yapalım dedik. Yani bu planı yapmak isteyen arkadaşlarımıza katıldık:)

Fotoğrafları yolculuğa başladığımız günden itibaren sırayla koyacağım ama kısaca yaptıklarımı şöyle.
Biz Cuma gecesi Türkiye’den döndük, ctesi sabahtan bu geziye katılmak üzere yola çıktık. Basingstoke’daki arkadaşlarımızla buluştuk.
Sonra bizim gibi yazın son tatilini değerlendirmek isteyen bir çok British ile trafiğe takıldık. Volkan ve ben Tomtom/googlemaps derken kestirme yanyollar aradık bu arada Arda ve Basri Arda’nın uzaktan kumandalı uçak/kuş u ile oynadılar. Hatta kuş parkettiğimiz yerdeki evin çatısında kaldı:)

Sonra tekrar yola çıktık ve de 4 saat yerine 5 küsur saatte Newquay’de ki otelimize vardık. Bir bed& breakfast ta yerimiz ayrılmıstı, işletmeci bayanın bize odalarımız söylemesi ile hemen odalara eşyalarımız atıp şehri görmeye çıktık.
Bu arada Newquay hakkında hiç araştırma yapmamışız onu da farkettik meğerse bu köşe Güneybatı kısmında imiş ülkenin ve de sörf için ideal bir denizi varmış. sörfçülerin akşam vakti gelgit ile geri çekilmiş denizde teldeki kuşlar gibi dizilmiş dalga bekliyor olduklarını görmek hoş bir görüntü idi.

Fotoğraflardaki plaj da yürümek çok zevkliydi hele de ertesi gün öğlen bu yürüdüğümüz alanın deniz suyu ile dolduğunu gördüğümüz de şaşkınlığımız arttı:)
Antalya’daki gibi yarların üstüne kurulmuş aslında şehir ve de plaj ve deniz aşağıda kalıyor. Fotoğraflarda bunu yakalamaya çalıştım.

Akşam bir pubta yemek yedik ve otelimize döndük.
Ertesi sabah tipik bir UK sabahı olarak sisli bir güne uyandık.

Planımızı yapan arkadaşımız Gülbin gitmemiz gereken yerlerin bir listesini çıkarmıştı:) Ve de bu yörede Lands End denilen bir son nokta olduğunu ogrendik. Açıkçası onlar olmasa hiç farketmeyeceğimiz bir mekan olan “Lands End” (http://www.landsend-landmark.co.uk/). Britanya Adasının en güneybatı ucundaki nokta imiş. Tabii burayı da bir turism noktası yapmayı başarmışlar, işte “the last and the first refreshment house” gibi yerler yapmışlar ve de işaret levhalarında denizden NewYork ne kadar sürecek onu göstermişler. Özellikle bu mekana gittiğimiz gün varolan yoğun sis bulundugumuz yerin daha bir ürkütücü görünmesini sağladı. Muhtemelen güzel güneşli bir günde çok daha farklı görünecek olan bu yer alttan gelen yoğun çılgın dalga sesleri, soğuk ve nemli hava ve de önümüzü görememiz sayesinde baya ilginç bir hale gelmişti:)
Hatta tam girişte uzun bir süre nereye gittiğimizden emin değilken bir anda bir durma noktasına geldik ve yüzünü görmediğimiz bir adam elini uzatıp para ödememiz gerektiğini söyledi:)

Buradan ayrıldıktan sonra yolumuz üstünde British Telecom’a ait uydu iletişim merkezi varmış ona da gitmeye karar verdik. Açıkçası ne bekliyorduk bilmiyorum ama kocaman uydu antenlerini gormekten oteye gitmeyen bir yer olduguna karar verdik. BUrada uluslararasi telefon gorusmelerini bedava yapabiliyor musuz biz de hemen Anu ve annemleri aradik:)

Aksam uzeri Newquay’e dondugumuzde ogun Arda icin aldigimiz dalgic kiyafetini denemeye ve denize girmesine izin vermeye karar verdik. Toplamda 1 saat su kenarinda kalsakta bunu iyi ihtimalle 30 dakikasini kiyafeti giymeye ve cikarmaya harcadik diyebilirim.. Ama Arda cok mutlu oldu:)

O gece bir balikcida yemek yedik ve saat 10 gibi ben Arda ile otele donerken genclik geceye devam ediyordu:)
Hem gece eglenirim hem de oglumla denizde yuzerim diyen babamiz 3. gun sabahi sabah 9 de bizimle denize gelmeyi basardi:) bu sefer gunesi gorduk ve de Newquay’in gercekten de guzel olduguna karar verdik:)

oglen donuse gectik ve hemen hemen 5 saat suren bir yolculukla evimize geri geldik.
Guzel bir gezi idi yine gidelim diye ayrildik bakalim kismet ne zaman gidecegiz..



Kasım 6, 2009 Yazan: | GEZGIN DOGANS | Yorum bırakın

Kuzenlerall Kapadokya Ekim 09

iki ay oncesinden planlamistik bu sefer Kapadokya gezisi yapilacakti. Bırcok kisiye soylemistik ama ancak Durmus ve Funda islerini ayarlayabildi ve de Elkep Evi/Urgup adli butik otelden yerimizi ayirttik. Son ana kadar heyecan surdu ve de hatta savci beyimiz Durmus beyin de katilacagini ogrenmek ayri bir heyecan yaratti.
29 ekim de sabah erken Mersin’den yola ciktik, Fundalar IStanbul’dan, Durmus Ali Ikiz ve ailesi de Develiden yola cikmislardi. Biz Nigde Bor civarinda bir kamyoncu barinaginda mola verdik, ekmek ve de tahin pekmez pek bir lezzetliydi nedense:)
Derinkuyu’ya gidiyoruz derken Kaymakliyi bulduk ve de ilk molamizi verdik, Arda bu molaya itiraz etti grubun tamami bulusmadan gezmeye baslamaliydik ama ikna ettik ve de ilk yeralti sehrimize girdik:)
Sonra Durmus ile Zelve’de bulusabilecegimizi farkettik ve de hizla o tarafa dogru yola koyulduk. Bu arada Fundalar akilli bilgisayar tomtom a gore daha 3 saatimiz var seklinde mesajlar veriyorlardi bizde Zelvenin keyfini cikaralim dedik. Durmus Ali Ikiz ve esi Mehtap, kizkardesleri Serpil ve Ummu ve de annesi ile bzi bekliyorlardi. Bir de Ummunun oglu Efe ile tanistik ki, aninda bu iki afacan Zelve’yi ele gecirdiler. Arda Efe sayesinde Zelve ve Goreme acik hava muzelerinde tek basina alamayacagi keyfi aldi, tesekkurler Efe. 🙂
BU arada Fundalar beklediklerinden daha kisa bir surede Zelve’ye ulasabildiler:) ve de grup tamamlanmis oldu:
Serpil ve Ummu ve de Yenge ile gorusebilmekte cok iyiydi, Durmus’un bizimle bulusacagim diye gosterdigi gayrete cok tesekkur ediyoruz o ugrasmasa bizim beceripte ona gidecegimiz yoktu, hele benim Mehtap ile ilk defa gorustugum dusunulurse baya ise yaradi. gerci yagmurun etkisiyle ayrilirken soyle gerektigi gibi konusamadan ayrildik ama buna da sukur di mi? zaten orada kaldigimiz surece yagan tek yagmurda oydu galiba..
Sonra otelimiz bulduk guzel bir mekanmis, en onemlisi websayfalarinda ne varsa orada da vardi:) yani hic bir hayal kirkligimiz olmadi:)
Arda’nin Kuzey ile olan maceralari ise baska bir konu, Kuzey’le beraber yatip kalkmaktan bizi unuttu diyebilirim:) tabii saolsun Azize:)
Bu tip kisa da olsa beraber yapilan tatiller  cok onemli, cocuklar bunlari daha cok hatirliyor cunku gercekten de paylasim saglaniyor.
Arda yeralti sehirlerinde dusmanlara karsi
savasti, Ihlara vadisinde de basamaklari ingilizce sayarak yerli turisti kil etti:)
Iste boyle sizlerde katilabilseydiniz cok iyi olucakti, otelimiz gercekten de cok basariliydi ve de bir sonraki kapadokya turunda yine tercih ederim diye dusunuyorum. Balon icin Arda’ya sozum var megerse binmek istiyormus yavrucuk bende boyun biraz daha uzasin yapariz dedim bakalim simdilik bekliyoruz:)

Kasım 5, 2009 Yazan: | GEZGIN DOGANS | Yorum bırakın

DogansinDubai Ingiltere’ye göç eder!!

Merhaba

Hepiniz merak ediyosunuz, ne yapti bu Gezgin Dogan Ailesi; sicak Dubai’den yagmurlu Ingiltere’ye gecis nasil oldu diye…

20 Aralik’ta ulkeye giris yaptik. Her ne kadar esyalarimizin buyuk bir kismini satmis, bir kucuk konteynirin yarisini dolduracak sekilde olan digger yarisini da kargo sirketi ile gondermis olsak ta yine de yanimiz da 7 parcacik! Bavul ile giris yaptik. Fazla bagaj ne kadar mi tuttu, lutfen sormayiniz!!!

Ingiltere de yapilacaklar listesini uygulamaya Cuma sabahi basladik.Oncelik Arda nin yeni okulu ile tanismaya verilmisti biz de hemen gittik.Okulda herkes Arda’nin gelisine hazirdi, bu tabii basta Arda’nin cok hosuna gitti. Tek sikintimiz okulun o gunden baslamak uzere 15 gun tatile girmesi olduL   Beklemesi   cok zordu…

Sonra iste sirasiyla polis karakoluna gidip nerede oturuyor oldugumuzu kayit ettirmemiz, banka da yeni bir hesap actirmamiz gibi yukte hafif pahada agir seyler vardi. Ne yazik ki bankada hesap actirma islemini basarmamiz (Noel tatili de saolsun) 5 gun surdu. Inanilmaz degil mi banka da hesabiniz olmasin canim demesi kolay tabii,ama bu hesabi vermeden  adamlar cep telefonu bile satmiyor desem , evinize telefon baglatamiyorsunuz desem ne dusunursunuz!

Neyse bu arada evin icinde varolan mobilyalari kullanarak bir ay gecirdik, ama bu Cuma gunu artik sevgili konteynirimiz geliyor. Ne mutlu bize ama aslinda asil is basliyor. Gelen esyalar ile evin icinde adim atacak yer kalmayacak.:(( Ha bu arada evimizi anlatayim. Iki oda bir salondan olusan,

guzel bir bahcesi, aydinlik sirin bir mutfagi olan, ve de 13 tane merdiveni olan iki katli bir ev. Pembe pancurlari yok ama evin rengi kizilJ)

Dubai’de bizi simartan evimizin ucte biri buyuklukteL  Nedendir bilinmez icinde bulasik makinesi yok ama bir ikili, bir uclu kocaman iki koltugu var. Uzun sure ortadaki sehpayi ne yapacagiz diye dusunurken aslinda onun bir tasari harikasi oldugunun kesfettik megerse bir ufacik hareketle aslida yemek masasi olabiliyormus!!! Tabii onu atmamaya karar verdik. Peki digerlerini atmaya karar vermis olmamiz ise yariyor mu , ne yazik ki hayirLHenuz ev sahibinden onay alamadik bu esyalari degistirmek istiyoruz diye attigimiz maile cevap gelmediL

Ayni maile bulasik makinesi taktirmak istiyoruz diye de yazmistik ama hala bir ses yok. Simdilik Arda’cim ile yikiyoruz, o cok mutlu bu isten ama nereye kadar devam eder bilemiyorum. Ayrica butun gun onun okuldan gelmesini bekleyen bir mutfakta hic hos olmuyorL

Neyse yedigimiz ictigimiz bizim olsun gezdigimiz yerleri anlatayim biraz da. Bulundugmuz Twyford aslinda bir köy, Wokingham adında bir kasabaya bağlı. O da Reading adı verilen bir ile bağlı. Hepsi birden Berkshire olarak anılıyor. Bizim anlayacağımız şkilde anlatırsak abimlerin oturduğu Kasaba bizim Twyford, Ömerli  Wokingham, Ümraniye Reading, Berkshıre da İstanbul olmakta.

Ve de Londra ya trenle en fazla 1 saat uzaklıktayız kı gayet keyıflı bir tren yolculugu oluyor. Aslında bu tren olayını ben çok seviyorum. Neden mi  bir kere arabanızı evinizin önünde bırakıp yürüyerek ya da bisikletinizle tren istasyonuna gidiyorsunuz. Bisikletinizi orada bırakabieleceğiniz gibi trene de alabiliyorsunuz. 7 dakikada Reading’tesiniz ya da 45*50 dakika da Londra’da. Sonrası zaten yürümece ya da metro. Bu arabanızı bırakabilmek çok önemli benim için. Hatırlatırım ki burada direksiyon sağda. Yani hani bize şöyle öğretmişlerdi “sağdan git hep sağdan” diye işte burada hep SOLDAN gitmen gerekiyor. Yollar çok dar. Yani Mini Cooper diye bir araba üretmek zaten kaçınılmazmış. Iki Mini nin zor geçtiği yerler var. Abartmıyorum…Tabii hani bize diyorsunuz ya neden Türkiye’ye uğramadan geçtiniz

diye. Işte bu direksiyona,yollara alışmamız gerekiyordu.Mesela benim  arabayı (Opel Vectra)ilk  kullandığımda seçtiğimiz en dar yolda arabanın ön lastiğini yandan yırtmak çok da zor olmadı. Bakınız foto:2 J)

Neyse bazı kötü olaylar size aslında güzel yerlere götürür derler. Yırtılan araba lastiğimizi tamir ettirmek için tamircilerin acılmasını bekledık (1 gün kadar) Sonra aldığımız adres bizi Thames nehrinin yanındakı bir baska köye götürdü. Ve biz buraya bayıldık. Foto:3

Bu arada Opel burada Vauxhal adı altında üretiliyor. Akıllı adamlar Opel’i birde İngiltere’de kullanılabilsin diye iki türlü üreticeğine burada üretım yapmışlar. Fiat/Tofas gibi. Tabii bu durumda kiraladığınız araba ya da taksilerin Opel/Vauxhal olmasına şaşmamak gerekiyor. Almanya’ da ki Mercedes taksiler gıbı.

Etrafımız hep ormanlık, bu konuda babamın kulaklarını çınlatıyoruz hep. St.Petersburg gezisi sırasında yol boyunca yağmur ve güneşe doymuş ağaçları gördükçe bu kudretten sulanmış ağacların büyüklüğüne hayran kalmıştı. İşte babacım durum buradada aynı. Yani uzun sure yeşil diye inlemiş birisi için burası bir cennet. Bu kişi ben oluyorum.

Şimdi eşyalarımızı getiren yepisyeni kamyon ( taşıyıcılar kamyonu incelemek istedikleri için bekliyoruz da) kapıda. Ben yine gelir evin içine nasıl da sığdık ama diye anlatırım.

Bizi izlemeye devam edin…

Twyford/Reading/Berkshire

17 Jan 08

Ocak 21, 2008 Yazan: | GEZGIN DOGANS | 1 Yorum

KIZY ADASINDA ZAVALLI TÜRKLER

KIZY ADASINDA ZAVALLI TÜRKLER!!!!!mi acaba!

 

Sabah 6 da uyandık.  Bugünün programı çok erken başlayacak. 8 de KİRSCH adasını gezmek üzere gemiden ayrılmamız gerek. Akşam bu gezi hakkında  konuşulurken adanın aynı anda gezilemeyecek kadar küçük olduğu ve gruplar halinde gezip gemiye geri dönüleceği  bilgisi tartışılıyordu. Söylentilere göre sabahın köründe ilk  grup olarak bizi yani Türk grubunun öne sürüleceği  ve diğer gruplar olan Avrupalı ekiplerin daha geç kalkma lüksüne sahip olacakları şeklindeydi. Mızıldanmalar zaten Kore de de ön saflara sürmüştü bunlar bizi seklinde ilerledi. Oysa elimdeki programda  önce esirler sonra prensler şeklinde bir not yazmıyordu  sadece sabah 8:15 de gemiden kesin ayrılmaca yazıyordu bir de 11:15 tekı dönüş saati tabii.  Galiba ben Arda ile uyurken kaçırdığım bilgilendirme toplantısından edinilen bilgi ile böyle olmuştu.

Sabah 7*30 da hemen herkes hazır. Ana Kraliçe yani turun Rusya daki  rehberi  dıyeceğim hanım bir anons ile 8*15 de dışarı çıkılacak diyor. Biz hazırız ama kapı ağzında beklemeyelim diye odada oyalanıyoruz. Yine de dayanamayıp 8 de cıktığımız da ne görelim bütün gemi coktan boşalmış. Bir tek bizim gruptan ses ve görüntü yok.  Neyse sonunda toplanıyoruz. Ama bu arada adada rehberlik edecek kişilerde  tüm gruplara dağıtılmış. Bir tek üvey evlat biziz ya bizim grubun rehberi ortada yok. Hatta grubun asıl lideri taa Adanalardan bizimle gelen rehberimiz  bile kayıplarda. Mutsuzluk dizboyu. Neden biz şeklinde  söyleniyor herkes. Bu arada akşamki milliyetçi duygularla karşılanan ve de karışıklığa yol açan gruplara ayrılma olayı da açıklığa kavuşuyor. Kizy adası bir açık hava müzesi ve küçük gruplar halinde bir rehber eşliğinde gezmemiz gerekiyor ve diğer gruplar rehberlerini de almışlar yola çıkmak üzere hazırlar.Peşlerinden gitme isteği  tipik empati karamsarlık duyguları ilee gitsek mi kalsak mı derken önümüzdekileri  takiediyoruz. Sürüden ayrılmayacağız ya!!!

 

Sansımıza hava güzel. Hatta Sıbırya soğuğu beklerken bahar havası ile karşılaşıyoruz.

Grup Kırsch adasından etkilenmiş ancak asıl etkiyi rehberimiz yaratıyor. Çünkü müzeden bize özel verilen rehberimiz Turkce konuşabiliyor. İlk söylediği HATAM OLURSA ÖZÜR DİLERİM oluyor. Grupçak kanımız kaynıyor.  şünsenize Ruısya nın kuzeyınde bir adacıkta tüm uıygarlık bizi terk etmiş bize ne olacak diye beklerken bir güzel genç bize kendi dilimizde her istediğimizi anlatıyor. Araya bir başka tercüman almama rahatlıgı ile her şeyi sorabiliyoruz.

 KIRSCH aslinda bir adalar toplululugu icinde ve de UN tarafından korunmaya alınmış  doğası ve sahip olduğu ahsap evleri ve  ilginç kilisesi ile görülmeye değer bir yer.  Tek bir çivi bile kullanılmadan yapılmış ahsap kilisenin fotografını  koyuyorum. Efsaneye göre kiliseyi yapan tek kişi imiş ve de  inşaat bitince kullandığı baltayı nehire atmışş. Rehberimiz Alexy nin anlatımına göre çam ağaçları kış aylarında kesilirmiş ve de inşaatta kullanılırmış. Kilisenin kulelerinin görünümü sanki gümüş kaplama kullanılmış gibi ama sadece sadece ahsap kullanılmış tam detayını bilemiyorum ama yine bu çam ağaçlarının farklı kesilmiş kerestelerinin kullanılması ile elde edilmişmiş Yapımında hiç çivi kullanılmamış olmaması da ayrı bir ilginç tarafı.Bizim gördüğümüz çiviler restorasyonda kullanılıyormuş orjinalden değilmiş.  Resimde gördüğünüz iki ayrı binanın bir tanesi Kışlık Kilise diğeri yazlıkmış.

Bu ada nın müze kısmı bir de köy halkının olduğu ve şu anda 69 kişinin yaşadığı köyü de var. Resimde gördüğünüz ahşap evlerde hayvanları ve de tekneleri ile beraber yaşıyorlarmıış. Iklımın sertliği her türlü ihtiyacı ev içinde gidermeye yöneltmiş. Ama banyo/tuvalet  için nehrin kenarında küçük barakaları var. Evde en ilgimizi çeken yer ocak olarak kullanılan alan.Adı İZBA olan bu ocak aslında duvar içine oyulmuş bır odun fırını. İlginç kısmı ise bu fırının üst kısmı duz yapılmıs ve yaşlılar ve de çocuklar için yatak olarak kullanılıyormuş en sıcak alan olarak.

 

Ev içindeki yerleşimde dini olarak kutsandığı düşünülen evin  tek köşesi her türlü önemli işin yapıldığı en aydınlık mekan olarak belirlenmiş. Hatta bu köşeye dini bir sembolde konulmuş.

Alexy tarım da yapıldığını söylüyor ancak belki köyde yapılıyprdur çünkü müze kısmında tarıma elverişli bir alan göremedik.

Turun sonunda kimse bize neden kötü davranıldı demiyor diyemiyor. Hatta herkesin yüzünde ayrıcalıklı olmanın tebessümü var. Kendimize güvenimiz geri geldi ikinci bir emre kadar da orada kalacak. 

Ağustos 7, 2007 Yazan: | GEZGIN DOGANS | Yorum bırakın

Kanbersiz dugun bizsiz gezi olur mu? OLMAZ!!!!

Bu sene annemlerin ne zaman geliyorsun sorusu meğerse aslında kendi tatil planlarını yapabilmeleri içinmiş.  Meğer onlar Haziran sonunda St. Petersburg- Moskova  arasında  gemi ile BEYAZ GECELER  turu yapmayı planlamaktalarmış. Ee kanbersiz düğün olmaz dedik ve de Arda ile hemen ucundan yakaladık teklifin. Okul 21 Haziran da kapandı biz 22 Haziran sabahı  İstanbul da hazır ve de nazır idik.

THY nin 401 sefer sayılı St Petersburg uçağına bindiğimizde bu yöne giden tek grubun biz olmadığımızı anladım. Eğlence gemiye kadar beklemeyecek ve uçakta başlayacaktı. St.Petersburg –Moskova arasındaki  turların tren,uçak ve ya gemi  aktarmalı olmak üzere üç ayrı  türü varmış.  Ve işte bu üç ayrı tur grubunuda tek uçak İstanbuldan Petersburga götürüyordu.  Bu seçilmiş uçağa binene kadar en az bir aktarma yapılmış olduğu için grup içi kaynaşma sağlanmıştı. Sırada gruplararası iletişim vardı. Önce klasik ne tarafa sorusu yani hangi turla demek istiyorum. Ellerde diğer grubun programları ve tabii ki fiyatları ve bu fiyata ne dahil tarzı detaya inmeler. Bu arada gündüz yapılan yolculuk sebebiyle aslında vaadedilen gün sayısındaki eksikliğin yeni anlaşılmasıda cabası. Uçağın arka tarafında tam bir kadınlar hamamı var. Zaten uçakta küçük öyle fazla uzağa da kaçamıyorsunuz hani.

Sonra yemek servisi başladı. Servisin başladığını görünce acıkmış olduklarını anladılar ve bu seferde yemek neden hemen onlara servis yapılmıyorki söylenmeleri başladı. Bu arada çok seyahat edenler bilir ki THY de servis istemek boşuna cabalamaktır. Genelde sizi duymayacak olan hosteslerin vicdanına bırakılmışsınızdır. Ancak bu uçakta ben yanılıyorum. Uçakta hemen hiçbir  aksesuarın olmaması güleryüzlü servis elemanları sayesinde unutturuluyor. Hatta adı Tuba olan kızcağız elinden geldiğince o gülümsemeyi hiç bırakmadan hemen geliyorum diye sözler bile veriyor. Ama bu grup psikolojisi ile kendine güveni bir ton olmuş teyzeler onu rahat bırakmıyorlar. istemeye seslenmeye devam ediyorlar. İnsanların grupiçindeki özgüveni ise görülmeye değer.  Bazı yolcuların Hosteslerden  istedikleri servisi normalde bir  altın gününde arkadaşlarından  isteyemeyeceklerinden eminim.   Ama en büyük yüzsüzlüğü çay kahve servisi sırasında görüyoruz. Tuba yine tüm şirinliği ile "Ben size çay tavsiye etmiyorum çaylar sallama çay kahve vereyim ben size" diyor. Teyze  kendisine serviste kusur etmeyen kızı yakalamış "Ay acaba çicek çayı var mıdır?" diyor. Tuba akıllanmıyor ve "olmaz ki olsa olsa benim çantamda belki çıkar" diye şaşkın bir cevap veriyor ve teyze bir atmaca keskinliğinde  "Ihlamur olursa iki tane isterim" diyor.  Tuba şaşkın ama çantasına bakacağından eminiz.  Ihlamur var mıydı bilemiyorum ama Tuba nın bu hislerle bu sektör de fazla kalamayacağını tahmin edebiliyorum.

                                                         

Veeee 3 saatlik yolculuk sonunda yağmurlu bir Petersburg havaalanı bizi karşılıyor.

1 saat kadar pasaportta beklerken dışarda en az bir saatimiz daha olduğunu bilemiıyoruz tabii. Bizi karşılayan rehber  hanım elimizdeki dövizi havaalanında değiştirmemiz gerektiğini  önümüzdeki günlerde exchange yaptırmamızın zor olacağını söylüyor.Havaalanında   beklediğimiz extra 1. saatin sonunda exchange ofisin parası bitiyor ve parasını bozduramamışların şaşkınlığını da alıp bizi gemimize götürecek otobüslere biniyoruz. 

Ağustos 2, 2007 Yazan: | GEZGIN DOGANS | Yorum bırakın