Gezgin Doganlar

Zeynep anlatiyor

Fransız Rivyerası da neymiş

Türkiyeye doğru yaptığımız yolculukta 3. ve 4. günümüzdeyiz.

3. Gün Cumartesi 20 Temmuz: Paris – Marsilya 775km

Bugün tum yolculuğumuz boyunca en uzun sürdüğümüz mesefelerden, arada durup da bir şehir gezmek yerine direk Marsilya’ya gidip akşam olmadan bir denize girmek istedik ve hemen hemen 10 saat sürmüş olduk. Paris’ten erkenden çıktğımızı düşünmüştük ancak yaz mevsimi, trafik oldukca kalabalikti. WAZE navıgasyon uygulamamız bizi kestirme olduğunu iddia ettigi bir baska yoldan Grenobal/Alpler tarafindan geçirdi. Bu yolda aracı kullanan yine bendim. Kendimi bölgenin en yüksek viyadüklerinden birinde buldum. Bisikletle yokuş aşağı inerken ürken ben, en ufak bir hatamda aşağıya uçacağımızı bildiğim bu viyadükten geçerken panik atak geçirmek üzereydim diyebilirim. Durup da şöfor değişimi yapabileceğimiz ilk firsatta aracı Basriye verdim. Ben ona verdikten sonraki ilk virajda da yol normal bildiğin karayoluna döndü zaten.

Aksam üzeri Marsilyaya, Fransız Rivyerasının bu güzel kıyı kentine gunesin artik yakmdığı bir saatte, Akdenize ulasmis olduk. Direk plaja gidiyoruz ve gencler hemen denize girmek uzere hareketleniyor. Bu seyahatimiz boyunca göreceğimiz sahil kasaba ve şehirlerinin ortak ozelligi tertemiz bir deniz ve ulasimi kolay plajlar. Akdenizliyiz biz de sonuçta ama hava durumu yani tam anlamıyla havanın nemindeki fark sanırım bu bölgelerin farkını yaratan etkenlerden.

Gezinin devamında değişen tablo, durakladığımız diğer kasaba ve plajları gördükçe anlıyorum ki deniz aynı deniz olabilir ama kullanıcılar ve yöneticiler o plajı sıralamaya sokan ve yerini belirleyen en önmlı faktörler.

Fransız Rivyerasını Marsilyadan başlayıp Cannes, Nice, Monaco olarak gezeceğiz yarın. Bu gece Salon de Provence bolgesinde bir Premierre Express otelde kalıyoruz.

  • 4/ Gün Pazar 21 Temmuz Marsilya Cannes Nıce Monaco Milan 553km

Salon de Provence dakı otelden sabahın köründe çıkıyoruz yine. 1.5 saaat kadar yol aldıktan sonra kahvaltıyı Cannes in bir ara sokağındaki patiseride yapıyoruz. Cırcır böceklerinin sesleri ve dar sokağa bakan evlerin mimarisinde Akdeniz kokuyor. Şehrin isminin bir önemi yok o tablo tüm Akdeniz ve Ege sahili boyunca var aslında.

Hedefimiz bir plaj bulup denize girebilmek. Cannes shir merkezinde bir an ümitsizliğe düşsek de ücretsiz otoparkı ve daha da önemlisi arabayı parkedecek yer buluyoruz. Plaj boyunca ucretsiz olarak yayılabılıyorsunuz, sadece şezlong ve şemsiye istersenşz ucret var. Duş almal ve soyunma kabinleri de makul bir şekilde yerleştirilmiş. Zaman olarak günün ortasına yani güneşin en etkili ve tehlikeli saatine denk gelmiş olduğuğmuz için kısa kesiyoruz ama gönlümüz orada kaldı o kesin.

Sonrasında kıyı şeridinden Monakoya doğru gidiyoruz. Nice de aractan sadece manzaraya bakabilmek için iniyoruz. İşte bu noktada gencler bize teşekkür ediyorlar, onlara bu imkanı verdiğimiz ve getirdiğimiz için.

Monakoya geldiğimizde görevimiz Monako F1 pistinden geçmek. Monako F1 yarışları sehrin caddelerinde yapılıyor biliyorsunuz öyle ayrı bir pist yok. Gerçekten de o daracık yollarda extra işaretler,virajlarda extra yapılar var onlarda geçiyoruz. İlk denememiz zor oluyor biraz çıkışı kaçırıyourz falan ama Basrı çok sakin. İşlemi tamamlamak için geri dönüyor ve Monakodan mutlu ayrılıyoruz.

Ayrılıyoruz dıyorum ama onlar nasıl dar ve dik yollardı anlatamam. İstanbulda da araba sürdüm ama burası bir efsane.

Sonrasında daracık dağ yolları, korkunç güzel ama bir o kadar da tehlikeli viyadüklerden geçerek Milana varıyoruz. Bu yolun alternatıfı 6 saat kıyı şeridinden, bu yol dağdan tüneller ve viyadüklerle 3 saat.. ve 79 euro

Kıyı şeridinden uzaklaşınca yollar genişliyor ve dağlar da bitiyor bir ara. Milana vardığımızda açız. Otele gitmeden önce yemek yemek ve hatta Milan Katedralini görmek istiıyoruz. Aracımızı parkediyoruz. Ve hiç ummadığımız bir şekilde sivrisinekler tarafından kabura dönüyoruz. Gerçi benim durumum biraz ilginç, hayatımda il defa bana gelmiyorlar. Sadece 1 tane ısırığım var diğerleri perişan oluyorlar 5*10 dakika içinde. Sanırım Milan şehrindeki kanalların sivrisinekle mücadelesi yapılmamış. Hemen kendi kişisel mücadelemiz için svrisinek kovucu spreylerimizi buluyoruz. Ben onları Venedik ve Türkiye için almıştım ama orada gerek olmuyor.

Milanda bir küçük pizzacı buluyoruz hemen. Gencler pızzalarını cok begenıyorlar. Bız de Brassola ve Buffalo mozerall salata yıyoruz. Başarılı bir karar, tüm yemekler çok başarılı.

Daha sonra gencler Mılan katedralıne Duomo di Milano ya doğru gidiyorlar, biz bıraz daha yavaştan alıyoruz. Onlarla tekrar buluştuğumuzda hallerınden pek mutlular. İlk önce Brukselde buldukları Lıme marka scootter lardan bulmuslar. Brükselde nasıl kullanılırı keşfetmişlerdi, Paris ve Marsilyada pekiştirdiler ve sanırım en rahat Milanda bindiler. Bu Lime scooter ve çalışma sistemı gezı boyunca sohbet konumuz idi. Ardanın ilerde yapabileceği işler konusunda da örnek olması denk geldi.

Bu gece Milan da yatıyoruz. Otelin nasıl bir kalitesi olduğunu çok hatırlamıyor Basri, tutarken pek dikkat etmemiş ama neyse ki başarılı bir otel çıkıyor ve hatta ertesi sabah kahvaltımızı da burada yapıyoruz.

Ağustos 3, 2019 Yazan: | bizden haberler..., GEZGIN DOGANS, gezgindoganlar family trip rocks, roadtrip2019summer, seyahat, Turkiye seyahatleri, Uncategorized | , , , , , , , , | Yorum bırakın

Az gittik uz gittik, Türkiye’ye arabamızla gittik! 10 gun 3500 km

Az gittik uz gittik, Türkiye’ye arabamızla gittik!

Bu yaz Basri de ben de çalışmıyoruz. Ne oldu da aklımıza düştü bilmiyorum ama Türkiye’ye araba ile gidelim diye heveslendik.Yani bu fikrimiz hep vardı da daha zamanı var gibiydi.  Avrupa’da konaklayarak gidebileceğimiz bir rota oluştururuz, geze geze gideriz dedik. Biz bu planı karavan ile yaparız diyorduk ama şimdi karavan almaya gerek yok kendi arabamız ile gidelim diye karar verdik. Arda’nın da bizimle böyle bir yolculuğa çıkmasını garantilemek için de bir arkadaşını getirmesine izin verdik, o kız arkadaşını getirmeyi tercih etti.

Tatili yapalım fikri Nisan’da atılmıştı, haftalarca detaylı rota ve kalacak yer planlaması yapılmış ve 18 Temmuz sabahı erkenden yola çıkılmıştı. 26 Temmuz aksam saat 6da Bozcaada feribotuna bindigimizde arabamızla 3500 km yol katetmiştik. 28 Temmuz geceyarısı aracımızı Istanbulda parkettiğimizde ise gectigimiz 10 günde uzun ince yollarda kıvrıla kıvrıla gitmis, dağları aşmış, 4 deniz geçmis ve  5 ülkede, 14 sehir gezmistik. 29 Temmuzda artık arabaya dokunmadık, dinlenmek onun da hakkıydı tabii. Biz de tabanvay ve Marmaray ile 3 gunde Istanbul u gezdik ve bitti. Evet tatil icin bize ayrılan sure bitti ve hatta dün itibariyle evlere dönüldü bile.

Bakin neler neler yaptık bu yolculukta.

  1. Gün Perşembe, 18 Temmuz:    Twyford-Bruksel-Paris 744km

Sabah 4’te evden ilk feribota yetişmek icin yola çıkıyoruz. İngiliz Kanalını geçerek Fransanın Dunkirk limanına varıyoruz. İlk durak Brüksel’de Cook and Book kitabevi. Burası Brüksel’in dış mahallelerinde bir sitede yer alıyor. Sitenin ortak alanına bakan dükkanların her biri birbirine küçük geçişlerle bağlanmışlar ve aynı isim altında işlem yapıyorlar. Dükkanların içleri ise  8 ayrı konsepti verecek şekilde tasarlanmış, her birinde birer de restoran ve ya café de bulunan şık mağazalar olmuşlar. Bu mağazayı gezip Brüksel şehir merkezine gidiyoruz. Arabamızı parkettiğimiz yere para ödemek zorunda kalmamış olduğumuza ayrıca mutluyuz.

18 Temmuz gecesi için Airbnb den Paris’te Thiasis bölgesinde bir daire ayarlamıştık. Akşam üzeri Brüksel’den ayrılıp Paris’e yola cıkıyoruz. Paris girişinde şiddetli bir yağışla karşılaşıyoruz, havanında kararması ile görüş mesafemiz cok düşüyor. Yol ışıklarının olmayışına bir de bizim ön farları gereğinden fazla yere doğru çevirmiş olmamız da ekleniyor. UK’de trafik akışına göre tasarlanmış aracımızdaki farları Avrupa’ya geçerken daha feribotta  değiştirmiştik, yani farların yönü aşağıya doğru idi ve sanırım biraz fazla kısmıştık. Bir ara durup hem bu ayarları yeniden yaptık hem de şoför değiştirdik, aracı artık Basri sürecekti. Brüksel’den yani kuzeyden geliyorduk, Parisin etrafından dolaşıp güneyine geçmemiz gerekti. Nihayet güneye geçtiğimizde de yağmurun bu tarafa hiç uğramamış olduğunu gördük ve hatta  yol ışıkları da vardı. Evi bulduk, iceri girdikten 10 dakika sonra hepimiz uyuyorduk. Uzun bir gun olmustu ve onumuzde daha cok vardi.

  1. Gün Cuma, 19 Temmuz:

Tam gün Paris’teyiz bugün.

Gezelim görelim listemiz Arda ve Beth’in listesinden farklı bu defa. Onlar tipik turistik yerleri görecekler mesela sabah 9 girişi için Versaille Sarayına bırakıyoruz. Oradan da Paris’e geçecekler. Biz de bu fırsatı değerlendirip EGA’dan arkadasim Didem’i ve ailesini evinde ziyaret ediyoruz. Bu sayede Paris’in Twyford’unu görmüş oluyoruz. Didem,sevgili eşi ve pırlanta gibi iki kızı ile beraber Paris’e yakın bir koyde oturuyor, yani tıpkı bizim Twyford ile Londra ilişkisi gibi. Trenle gidip gelebildiği ama keşmekeşinden uzak kalabildiği bir Paris. Sabah kahvemizi içip biz de kendi Parisimizi bulmak için Didem ve eşi Vincent’dan ayrılıyoruz.

Paris’te Les Marais bölgesinde Marché des Enfants-Rouges da yemeğimizi bir İtalyan lokantasında yiyoruz. Orecchiette Truffle  dedikleri trufle yagi ile yapilan ve makarnasi da kulak memesi şeklinde olan bu makarnaya bayıldım, Sonrasında yine aynı bölgede sokaklarda dolaşıyor ve gençlerin gelmesini bekliyoruz. Hava o kadar guzelki ne heykeli oldugunu çok bilmediğim bır anıtın önğndeki  banka oturduğumuzda, kafamı Basrinin dizlerine koyup, biraz uzanıyorum. Bir 10 dakika kadar kestirmişim sanırım. Yattığım yerden, gözümü actığımda yolun karşısında bir dükkanın üst katından bana bakan bu oyuncak panda ile kaşılaşıyorum. Kafenin üst penceresinden bakan bu kocaman panda bir kez daha hatırlatıyor arada bir kafayı kaldırıp yukarıyada bakmak lazım diye.

Derken gençler geliyor. Bu bölgede biraz daha mağazaları özellikle de Supreme, Nıke Lab gibi önünde sıraya girdiğin dükkanları dolaşıyoruz. Sonra Arda’nın isteği üzerine şehrin bir başka köşesine gidiyoruz. Pigalle denilen bu bölgede Arda’nın ilgisini çeken mekan basketbol ve Nike camiasında çok ünlü olan Pigalle Basketbol Sahası. Bu basketbol sahasi birkac girisimci tarafindan belediyeden özel izinle kiralanmis ve daha sonra da Nike ile yapilan anlasma sonucunda sahanın tabanını iyi seviyede basketbol oynanabilir hale getirilmis aslında üç binanın ortasında kalmış bir küçük arsa. Karsisinda da Pigalle basketbol magazasi var.  Mağaza ve saha kapanmadan yetisiyoruz ve hatta Arda 1 saat kadar basketbol oynamak, sahanin fikir babasi da gelince karsilikli maclar yapma imkani yakaliyor. Basri ve ben halimizden memnunuz, ülke bağımsız basketbol oynayabildiğini bunun için planlar yaptığını görmek bizi mutlu ediyor. Ama Beth için çok yeni bir durum bu neyseki şikayetçi görünmüyor.

19 Temmuz gecesini de Paris’te bu Airbnb’den tuttuğumuz dairede geçiriyoruz. Aksam saatinde trende bu daireye doğru giderken farkediyorum bir koca gün geçirdik Paris’te ama Seine nehrini görmedim diyorum Basri’ye. Ve bir kez daha ne istediğime dikkat etmem gerektiğini hatırlıyorum kısa sürede. Trenin bir süredir durduğu durağın aslında inmemiz gereken durak olduğunu farkeden ben Basri ve genclerin inmesini sağlıyorum ama ben kendim inmekte gecikiyorum ve tren hareket ediyor. Trenin bir sonraki durağında iner geri dönerim diyorum kendimce. Elimde telefonum var ama pili yok. Biliyorum Basri ve gencler benim dönüşümü bekleyecekler, panik yok yani. Trenden inip de geri dönüş yapabileceğim durağa varana kadar  geçtiğimiz yollar sanki uzadikca uzuyor, tren ilk durakta durmuyor ve ben nehri de görüyorum.

Bu arada 19 Temmuz gecesi Paris sokaklarında Cezayir ve Senegal asıllı halk Afrika kupası sonucunu kutlamak için hazırlık yapıyor. Maç bitip de kupa sahibini bulduğunda sokaklarda olmadığımız için şanslıyız.

Yarın il hedefimiz Akdeniz.. Fransiz Rivyerası neymiş bir gidip bakalım

Ağustos 2, 2019 Yazan: | bizden haberler..., GEZGIN DOGANS, gezgindoganlar family trip rocks, Hobbies, roadtrip2019summer, seyahat, Turkiye seyahatleri | , , , , , , | Yorum bırakın

Merhaba Komşu..Yunanistan

Bu yazı İngiltere’den Türkiye’ye araba ile yaptığımız seyahatin 7. Gününe denk geliyor. #allthewaytoTurkey2019

C: Zeynep, Mudanya mı Marmara mı istersin?

Z: Ne bu zeytin mi?

C: Konaklama bakıyorum ya sana işte..

Benim aklım fikrim yemekte olabilir ama zeytin değilmiş sohbetimizin konusu. Avrupa’ya yapacağımız araba yolculugunda Selanik’ten de geçelim ve hatta orada kalalım, denize de gireriz diye düşünüp bu bölgeyi iyi bilen arkadaşa sormuştuk ya, işte konu o. Meğer Selanik’in Ege Denizine doğru uzanan bir elin 3 parmağı gibi olan yarımadalar bölgesinden bahsediyormuş. Halkidiki yarimadasinda Yeni Mudanya ve Yeni Marmara diye yerleşim yerleri varmış, mübadele sırasında Anadolu’dan bu bölgelerden gelenlerin yerleştiği yerler imiş.

Nea Moudania

Moudania 632 00, Greece

Neos Marmaras

Sithonia 630 81, Greece

Nea Moudania olsun diyoruz, çok da bildiğimizden degil tabii her ikisi de misafirperver bolgelerimizdendir sonucta.

Bir apartman dairesi kiralıyoruz. Ödeme apartmandan ayrılırken yapılan türden.

Bu arada Arda’nın ilk basketbol koçlarından olan Miltos ve eşi Sofia ile İngiltere’de iken Bristol üniversitesine yaptığımız ziyaret sırasında denk gelmiş, seyahatimizden bahsedince de bölge hakkında tavsiyeler almıştık artık uygulamaya geçebilirdik. İlk planımızda Onlarla Selanik’te de görüşmek var ancak bunu seyahat aşamasında iken gerçekleştiremiyoruz.

Selanik bir Akdeniz şehri ve tabelalarda Yunanca yazmasa kendinizi Mersin ve ya Antalya’da sanabilirsiniz. Yemek işini hemen halledelim istiyoruz ve arkadaşlarımızın tavsiye ettiği mekanları arıyoruz ancak bulamıyoruz. İçi kalabalık olan bir lokantaya bir cesaret giriyoruz, sıcak tencere yemekleri sunan bu lokantada tek dil Yunanca. İşaretler ve beden dili ile derdimizi anlatabiliyoruz. Servisten kendimizi gerçekten de yine Türkiye’nin bir yerinde hissediyoruz, salatanın ekmeğin suyun parasının ödenmediği bir yer ancak memleket olabilir. Yunanistan bizim komşu işte sonuçta.

Selanik’e gelip de Atatürk’ün doğduğu evi ziyaret etmeden olmaz tabii. Atatürk’ün doğduğu ve ilk okula başladığı ev Türk konsolosluğunun bahçesinde yer alıyor ve binaya arka kapıdan giriliyor. Yanımızda Arda’nın kızarkadaşı da var ve ona tarihimiz hakkında bilgiler vermek için fırsatı kaçırmıyoruz. Atatürk’ün mumya modeli o kadar başarılı ki sanki gözleri ile hoşgeldiniz diyor.

Denize Nea Potidea Beach diye bir bölgede giriyoruz. Denizi tertemiz ve serin bu plaj sayesinde Ege denizinin en kuzey noktasında denize girmiş oluyoruz.

Bu andan 24 saat sonra Ege denizinin karşı kıyısından bakıyor olacağız. Yarının hedefi Bozcaada.

Ama tabii önce Sınır Kapısı var. İpsala Sınır Kapısı ilk durağımız olacak şekilde sabah erkenden yola çıkacağız.

Temmuz 31, 2019 Yazan: | bizden haberler..., GEZGIN DOGANS, gezgindoganlar family trip rocks, roadtrip2019summer, seyahat, zeynep'ce | , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Adriyatik denizinde 30 saat

30 saatin sonunda Adriyatik denizini en kuzeyden güneyine geçtik ama ayağımız suya değmedi.

#allthewaytoTurkey2019 17 yıldır yurtdışında yasıyoruz, 12si İngiltere’de ama ilk defa bu yıl Turkiye’ye araba ile yolculuk yapıyoruz diye başlamıştım ya hani bu yazı dizisine, işte bu gezinin 3200. Km’lerinden itibaren geçen 30 saatin hikayesini okumaktasınız.

Venedik’ten kalkan Minoa Cruise Lines firmasına ait gemi yol boyunca Ancona ve Corfu limanlarında duracak ve biz son durak Iguamenitsa limanında ineceğiz.

Hiç tecrübemiz olmadığı ve fakat kabinlere de para vermek istemediğimiz icin güverteden daha iyi olduğunu düşündüğümüz koltuklardan alıyoruz. Bu koltuklar Uçak Business Class Koltuk olarak geçiyor. Seyahat yaklaşırken denk geliyor FBda Göçmen Anneler Tatilde grubunda konuşulan bu feribotlarda yolculuk konusuna göz atıyorum. İlginç bilgiler geçiyor, insanlar güvertede kamp kuruyorlarmış, yok şişme yataklar oluyormuş, hadi canım abarttınız diyorum. Sonra bahsedilen firma bizimki değilmiş canım da diyorum.

İngiltere’den başladığımız seyahatin gemi ile olan kısmına bir haftalık kara yolculuğu ile varıyoruz. Gemi öncesi maceralarımızı burada yazmıştım. Artık sıra gemiye geçip dinlenmeye geldi.

Venedik’te ikinci defadır kaldığımız Jolly Camping’ten çıkmadan önce duş alabilmiş olduğumuza mutlu hatta bunu akıl edebildiğimiz icin de gururlu bir şekilde geminin kalkışından 5 saat önce limana geldik. Önce tantana etseler de gemiye biniş için sıraya koyduğumuz arabada uyuduklarında sesleri kesildi bizim gençlerin.

Aracımızı gemiye parkedip uçak koltuklarımızı buluyoruz. Bunlar kadife kumaşlarla kaplı, business class koltukları gibi geniş rahat koltuklar. Gemide böyle iki tane salon var. Bu kapalı alanlara girmek icin ekstra ücret ödemiştik be numarali koltuklarımız vardı ama bunu kontrol eden bir mekanizma olmadığını ilerleyen saatlerde anlıyoruz. Gemide özellikle Venedik limanından ayrılırken bir havalandırma problemi olması bizi koltuğumuz olmasına rağmen bu havasız salondan ayrılıp daha havadar mekan aramaya zorluyor. Bu sayede geminin tüm salonlarını ve güverteyi keşfediyoruz. Sabahın erken saatleri olunca güvertedeki sezlonglarda biraz uyukluyoruz ama güneş ve rüzgar ikilisi uzun sure dayanmamızı engelliyor ve geminin iç salonlarına geçiyoruz.

Salonlardaki koltukları inceliyoruz ve diğer yolcuların hareketlerinden de anlıyoruz ki bu koltuklarda yolculuğu geçirmek söz konusu. Bu durumda ilk duraktan binmiş olmanın avantajı ile kendimize yer seçiyoruz ve hatta hazır fazla kalabalık değilken bir iki saat de uyuyoruz. Venedik’ten sabah 4:30 de kalkan gemimiz öğlen 13:00 gibi Ancona Limanına varıyor.

İşte bu limanda gemiye iki farklı yolcu profili biniyor. Her ikisi de kendi icinde oldukça kalabalık bu profiller bu hattın varoluş sebebini veriyor sanki. A grubunda kalabalık Türk gurbetçi aileler varken, B grubunu İtalyan genç öğrencilerden oluşan, Corfu adasına uzun uzun parti yapmaya giden tatilciler oluşturuyor. A grubu yolcuları belli ki tecrübeliler ve yanlarında getirdikleri şişme yatakları bütün boş alanlara yerleştirip kuruyorlar, üşenmemişler bu şişme yatakların ki bazıları ikiz yatak, çarşaflar serilmiş ve yastık ve örtü ve piknik takım taklavat ne varsa yerleştiriliyor. Önümüzdeki 24 saat icin adres belirlenmiş oluyor. Gemi de onlara hazır, yolcu bilgilendirme anonsları Ancona’dan itibaren Türkçe de yapılıyor.

B grubunun üyeleri olan gencler ise uyku tulumları sırtlarında gemiye saçılıyor, salonlarda ve güvertedeki masalara yerleşiliyor ve anında UNO kartları çıkıyor ortaya, kahkahalar gırla gidiyor.

En tepede güverte var, işi bilenler sabahtan şezlonglara ve bar kısmındaki masalara yerleştiler mesela. Bir de minik bir havuzcuk var, sadece çocuklar icin diyebiliriz.

Ama güvertede ki barda geceyi geçirmek, arkadaşlarla içki içmek falan keyifli olmalı ki özellikle sigaracilar masaları kapmış durumdalar.

Akşam saat 21:30 gibi salondaki ışıklar değişiyor, uyku saati mi acaba derken müzik başlıyor o da ne? Canlı müzik yapan, hem çalıp hem söyleyen birisi sahneye çıkıyor ve 1 saat süreyle salondakileri coşturuyor. Tabii bu heyecanın arkasından salonun boşalması, kabini olanların kabinlerine dönmesi ve gidecek biryeri olmayan genclerin sohbetlerini bitirip uykuya geçmeleri sabaha karşı 2’yi buluyor. Bizim için de artık o uçak koltuklarına dönüş söz konusu degil, özellikle halı kaplı bu odada yerlerde de yatıyor yolcular, havasızlıktan bayılmış da olabilirler tabii.

Sabah 6’da Corfu adasına yanaştığımız anonsu ile uyanıyoruz.

Biraz temiz hava almak ve Corfu adasını uzaktan da olsa görmek icin kalkıp güverteye çıkıyorum, sabah serinliği muhteşem.

Ancak geceden kalan dağınıklık güverteyi kaplamış, bu güverte son durağa kadar temizlenmeyecek.

Bu arada artık şaşırmam dediğim bir anda geminin güvertesinde çadır da kurulduğunu görmüş oluyorum. İnsanın gözüyle görmeden inanamayacağı bir yolculuk türü .

Bu gemi yolculuğundan fazla bir beklentimiz ve ya karşılaştırma yapabileceğimiz bir tecrübemiz yoktu o yüzden bir hayalkırıklığı yok aslında ama şaşkınız o kesin.

Bandırma Yenikapı feribotunun yolculuk süresi ve yolcu sayısı cok daha az bu hat ile karşılaştırmak doğru olamaz. Ancak biz yine de firma özel olsa da memuriyet ya da az sayıda elemanla çok iş yapma zihniyetli bir yönetimi var diye düşünüyoruz. Bir cruise firmasının 30 saatlik feribotu icin negatif anlamda sade, ve hatta eleman sayısı yetersiz, bilgilendirme az diye düşünüyoruz ama kullanıcı kitle halinden memnun. Sanırım standart bu.

Duvarlara “no camping” yazmışlar, altında çarşafları serili ikiz yataklar var. Uyku tulumları ile güvertede yerlerde yatanlar var. Güvertede çadır kuranlar bile var. Basri buna sosyal cesaret diyor, bizde sadece salondaki koltuklara kıvrılıp yatacak kadar var, şişme yataklarımız feribotun icinde park halindeki arabada kamp alanına gideceği gününü bekliyor.

30. saatin sonunda Yunanistan Igoumenitsa limanına varıyoruz.

Geminin boşaltılmasında sıra atlayan, kaynayan araçlar da görüyorum resim tamamlanmış oluyor.

Gurbetçiler gemiden inip hızlıca İpsala gümrük kapısına doğru yola koyuluyorlar biz onlara sadece Selanik’e kadar eşlik ediyoruz. Selanik’te Mustafa Kemal’in Evini görmeden geçmek olmaz.

Geceyi Nea Moudania denilen sahil bölgesinde geçireceğiz.

Yarin sabah erkenden yolculuk var, İpsala bizi bekler. Igoumenitsa’ya yeni gurbetçi kafilesi yanaşmadan İpsala’da olmalıyız.

Temmuz 30, 2019 Yazan: | bizden haberler..., GEZGIN DOGANS, gezgindoganlar family trip rocks, roadtrip2019summer, seyahat, zeynep'ce | , , , , , , , , , , | 1 Yorum