Yaşam kendiliğinden gelir
Living comes naturally/Yaşam doğal olarak gelecektir!
Bu sloganı ilk gördüğümde Dubai-Abu Dhabi arasındaki, görece denize en uzaktan geçen paralelde, genelde kamyonların kullandığı çevre yolunda, tam olarak nereye gittiğimi bilmeden yol almaktaydım. Çıkmam gereken dönel kavşakta asılı kocaman bir reklam yazısı idi bu slogan. İlk anda çok dikkat etmemiştim ama aslında benim de aramakta olduğum yeni yapılmakta olan yerleşim alanının yerini göstermeye yarayan bir afiş idi.
Yaşam kendiliğinden doğal olarak gelir.
Sene 2004, Dubai’ye taşınalı daha iki senecik olmuş. O dönemde oldukça kısıtlı sayıdaki kiralık evlerden Arda’nında büyümesi ile değişen ihtiyacımıza uygun olanı ararken, bir arkadaşımın tavsiyesiyle düşmüştüm yola.

Ünlü Sheikh Zayed Road’un üzerindeki binaların sayısı henüz 15’i geçmemiş, Burj Khalifa’nın adı bile yok. Uzun bir sure gitmiştim. Hatta hani Dubainin yaşamsal alanlarının bittiğinin işareti olan, o iki devasa gitarın oluşturduğu çapraz heykeli ve arkasındaki Hard Rock cafe binasını da geçmiş sonra denizden uzaklaşarak çöle doğru yol almıştım.
Artık kamyonları ile tam bir çevre yolu kıvamındaki Emirates Road’a çıkmıştım. Kuzey Emirliklerden gelip, Dubai’nin dışından geçip, güneydeki başkent Abu Dhabi’ye doğru uzayan, gidiş geliş dörderden sekiz şeritli bir otoyol. Yolun dışında kalan alan bildiğin sarı çöl kumu ile kaplı boş arazi. Bir süredir daha ne kadar gideceğim acaba sorusu ile ilerlemekteyken, yoldan ayrılmam gereken kavşakta önüme iki tane deve çıkıyor. Hızlıca arkadaşımı arayıp soruyorum doğru mu bu gördüklerim diye, gülüyor ve evet evet, sen devam et diyor. Bildiğin hörgüçlü develer ile bir sürede yan yana gidiyoruz. Onlar yanımda sakince ilerliyor, ben ise Allah’ım haydi hayırlısı nereye geldim acaba diye düşünürken yoldan hafifçe alçak bir alanda kalan inşaatı görüyorum. Inşaatın tozları çöl kumlarına karışmış kamyonlar işçiler ve tabii binaları görüyorum.
Bir süredir daha ne kadar gideceğim acaba sorusu ile ilerlemekteyken, yoldan ayrılmam gereken kavşakta önüme iki tane deve çıkıyor. Hızlıca arkadaşımı arayıp soruyorum doğru mu bu gördüklerim diye, gülüyor ve evet evet, sen devam et diyor. Bildiğin hörgüçlü develer ile bir sürede yan yana gidiyoruz. Onlar yanımda sakince ilerliyor, ben ise Allah’ım haydi hayırlısı nereye geldim acaba diye düşünürken yoldan hafifçe alçak bir alanda kalan inşaatı görüyorum. Inşaatın tozları çöl kumlarına karışmış kamyonlar işçiler ve tabii binaları görüyorum.

Satış ofisinde görevliye aradığım ev kriterlerini bahsettiğimde gözleri parlıyor. İki odalı dairelerden var elinde belli ki, tamamen villalardan oluşan bir site olmayacak burası. Bu iyi haber. Ben extra isteklerimi de sıralıyorum tabii hemencecik bahçe katında olsa iyi olur ama şart değil, ha birde 2 otoparkı olmasınıda ihmal etmiyorum.
Beni yerleşkenin içersinde özenle serpiştirilmiş villalara değilde, giriş katının üzerinde 3er kat olan binalardan birine götürüyor. Yanındaki diğer apartmanlarında cephesi olan ortak bahçeye direk salondan erişimi bulunan giriş katındaki bu daireye ilk görüşte bayılıyorum. Satış görevlisi daireden çok sitede planlanan diğer ortak kullanım alanlarından bahsediyor ısrarla. Efendim site içerisinde birden fazla havuz, oyun alanları, spor salonları, okulları ve bir de alışveriş merkezi yapılıyormuş, ve hatta heryer yemyeşil olacakmış vaadlerini çokta inanamadan dinliyorum. Türkiye’den alışkanlık hedeflenen sürede vaadedilenlerin bir çoğunun yapılamayacağı konusunda tereddütlerimiz olsa da şehir içersinde sıkışmış olduğumuzu kabul ediyor ve evi tutuyoruz. Ama gerçekten de insanın inanası gelmiyor bu çöl kumundan ibaret alanın bir gün bir bahçe olabileceğine.
Takvimlerde 1 Nisan’a denk gelen siteye taşınma günümüzde birde çöl fırtınası olması bizi ürkütmüyor değil. Eve taşındığımız o ilk günler ve hatta haftalarda üzerinden gidilmesi gereken bir çok aksaklık çıkıyor, kendime bir not alıyorum yeni inşaat sonrası bir eve taşınmak için acele etmemelisin şeklinde. Pencerelerde sineklik olmayışının bedelini Ardacık ödüyor, evde geçirdiği ilk 2 geceden sonra çocuğu kreşe almak istemiyorlar, vücudundaki izlerin su çiçeği spotları olduğu şüphesi ile, oysa onlar sadece sivrisinek ısırığı, çocukta bir hastalık yok ama düşünün ne kadar çok sivrisinek ısırmış yavrucağı.
Günler haftaları kovalıyor, biz evin içini yerleştirip, sivrisineklerle savaşırken dışarda hummalı bir çalışma sürüyor. Ve çok geçmeden hem bizim binanın önünde, hem ara sokaklarda yeşil bahçeler, çiçekler ortaya çıkıyor. İnsanlar akın akın boş dairelere, villalara yerleşiyor, havuzlarda yüzenlerin sesleri yükseliyor. Otoyoldaki kamyonlara karışan sayıları giderek artan araçlar o reklam panosunun oradan yerleşkeye doğru döner oluyorlar. Gerçektende o posterde yazdığı gibi yaşam yavaş yavaş ve doğal olarak kendiliğinden bu çöl ortasında insan eliyle yaratılan vahaya geliyor.
Hayatımız bir film olsaydı ve ekranda 2022, Ingiltere yazsaydı ancak böyle bir geçiş olurdu herhalde. Mutfaktaki dolabın en üst rafına borcam tepsiyi koymakta iken aklımdan geçenlermiş meğerse bunların hepsi! Yaşam kendigilinden gelir!
Aradan yaklaşık 18 sene geçmiş neredeyse. Biz yine yeniden hareketlenmişiz ve İngilterede üçüncü dönemimiz başlamış. Insan ayni eve kaç defa taşınabilir ki!
Bu sefer yanımızda konteynırları dolduran kutularımız yok, elimizde birer bavul ile geldik Basri ile, yıllardır bizimle gezmekte olan emektar eşyalarımızı Mersin’e bıraktık. İki bavula ne sığarsa artık. Ha birde Arda’nın iki senedir üniversite öğrencisi olduğu dönemden, öğrenci evinden getirdiği üç beş parça ile yeniden başladık eski evimizdeki yeni yaşantımıza.
İddialıyız, ihtiyacımız oldukça alacağız dedik eşyaları, şu anda hemen her şey, çatal tabak bardak yastık havlu ne varsa ancak üçümüze göre.
Alınan her eşya sık dokunup ince eleniyor. O ünlü gerçekten ihtiyacın mı var yoksa sadece istiyor musun sorusunu cevaplamak yetmiyor, üzerine en az bir hafta kadar daha düşünüp, debelenip ve hala alman gerekiyorsa alıyorsun. İrrite edici ve kısıtlayıcı gibi görünse de eğlenceli bile olabiliyor. Alınma izni çıksa bile önceliklendirmen gerekiyor alışverişi. Alınması gerekiyor biliyorsun ama şimdi mi sonra mı, ya da ne kadar sonra sorusu var önünde aşman gereken.
Mesela salona alacağımız hepi topu bir tane koltuk üzerine, iki kişilik mi 3 kişilik mi olsun, içinden yatak da çıksın, ana rengi ne olsun konuşmalarından karar aşamasına hızlıca geçilmesinde ta Kanada’dan misafirimiz geleceği ve hatta misafirin artık vizesini de almış olması haberinin ulaşması etkili oluyor. Tam bu sırada kanun hükmünde kararname ile hiç akla gelmeyecek bir başka şey öncelik kazanıyor ve biz bahçeye bbq/mangalı da hemen almak durumunda kalıyoruz. Ne alaka evde oturacak koltuk yokken bbq mangal nerden çıktı demeyin hiç. Arda haklı olarak İngiltere’nin görüp gördüğü en sıcak ve kuru yaz döneminde bahçeyi kullanmayı ihmal etmememiz gerektiğini ve tabii mangala arkadaşlarımızı çağırmamızın öncelikli olduğunu hatırlatınca siparişi veriliyor. Hatta eve aynı saatlerde giren Ikea mobilya kutularından önce mangalın ızgarası vidası takılıyor. Önceliklerimizi midemiz mi yönlendiriyor nedir?
Bir önceki haftasonunda önce yürüyüş yapar sonra bahçede otururuz diye gelen arkadaşlarımız için almış olduğumuz, küçük ikram ve sunum tabaklarımız ve bahçe masasını da sayarsak bahçemiz kullanıma gayet hazır. Ama tabii gelenlerin kendi bahçe sandalyelerini getirmeleri şartı ile. Neyseki sorun olmuyor, zaten herkeste var, kimse gocunmuyor. Mangal operasyonu ile bahçedeki hayat icin, yatılı misafirimiz sayesinde de evdeki yorgan, yastık ve tabak çanak sayısında çok değil hala gerektiği kadar yeterince kıvamında artış olması kaçınılmaz.
Denk gelebilirsem bir sekilde katılmaktan mutluluk duyduğum ve daha once sizinle de buradan paylaştığım, MacMillan Vakfının bağış kampanyası için yaptığımız kekin borcamını dolabın en üst rafına yerleştiriyordum ben aslında bu sabah. Rutin bulaşık makinesi boşaltma hallerindeydim yani. O ara raflarda yükselen tabakları, sıralanan irili ufaklı bardakları, kupaları, ikinci raftaki minik ama çeşitli ikramlık tabakları farkettim işte.
Geldiğimden bu yana sadece iki ay geçti ve özenerek, sakınarak, abartmayacağım diyerek, ihtiyacı belirleyip, ne erken ne geç tam zamanında, gerektiği kadar yeterince aldık diye de kendimi onayladığım bir anda farkediyorum ki onlar çoktan gelip ikişerli üçerli gruplar halinde dolabıma yerleşmişler bile.
İnsanların yanı sıra eşyanın da bu olabilecek en organik haliyle, kendiliğinden,
..ama sizin bana gerçektende ihtiyacınız var
diye direterek evimizin içine girmesi ve boş odalarda, dolap raflarında kendisine uygun birer yer bulup, yerleşivermesini yaşamaktaymışım da haberim bile yokmuş.
Bakalım daha neler kimler içeri girmeye çalışacak, heyecanla beklemedeyim. Sizi de haberdar ederim 😉
PS: photos from http://myheartlivesinlondon.blogspot.co.uk/p/uae.html https://www.constructionweekonline.com/projects-tenders/article-7947-park-life
622 nolu konteynır
Konteynırınız şu anda Singapur’da dıyor telefonda karşımdaki adam.
Ben Ingiltere’deyim. Konteynır yola Dubai’den çıkmıştı.Bu Singapur ne alaka, siz beni delirtmeye mi çalışıyorsunuz Allah aşkına!
Karşımdaki oldukça sakin eh siz tam bir konteynır almadınız ki diyor. İçinde sizin de eşyalarınız da var evet ama sizden başka iki ayrı kargo grubu daha var. Önce onlar boşaltılacak, o limandan yeni kargo alınacak sonra o kargoların da gideceği teslimat noktaları üzerinden yeni bir rota yapılacak. Kargonuz size ulaşacak merak etmeyin ama tam olarak gün veremiyorum size.
Ama adama çok da kızamıyorum, eşyamız az, tam yük olmayız boşa para harcamayalım diye düşünmüştüm ve parçalı adı verilen bir taşıma üzerine anlaşma yapmıştım. Bu kadar uzayacağını tahmin edemedim.
En azından konteynırın nerede oldugunu biliyorum bak diye de kendimi teselli etmekteyim. Öyle ya Mesut söylemişti zamanında bu kocaman kibrit kutuları yolculuğun herhangi bir anında o devasa yuk gemilerinden denize kayıp gidebiliyormuş ve bulunmuyormuş bir daha da. Batmaz ki meret, bır kıyıya vuruyordur ve muhakkak birileri buluyordur da, sahibine ulaşmıyor sonuçta.
Taşımacılık yapmak amaçlı konteynır sahibi olduğumuz bir zaman dilimi de oldu aslında. Dubai’de yaşadığımız dönemde arkadaşımız Mesut’un lojistik firmasının kurulumu aşamasında yatırımcı olmuş idik ve iki tane konteynırımız vardı. Gerçi içinde ne var, nereye gitti, geri geldi mi diye hiç düşünmemiştim.Sonra da zaten firma kapanınca satılmışlardı. Kaybolmamış olmaları da ayrı iyi tabii. Eh yani olasılıklar içindeydi sonuçta.
Bu dev dikdörtgen kutular sadece yük taşımada kullanılmıyorlar bilirsiniz. Geçici ev ihtiyacını da çözme konusunda çok işe yarıyorlar. Kenarlarına pencere kapı koyup, içine de tesisat falan döşerseniz gayet de rahat ve konforlu olabiliyorlar hatta. Yani en azından 2001 yılında Moskova da Fulyaları ziyaretimizde kaldığımız şantiyedeki konteynırın banyosu İstanbuldaki evimin banyosundan büyüktü mesela.
Israrlı bir takip ve ya sabır çekimleri arasında Ekım 2015 te Dubaiden yola çıkan eşyalarımız 2015 yılı bıtımıne bır hafta kala Ingiltereye sağsalim vardılar, kapının önüne bırakıldılar.
Teslimatta yasadıklarımız ayrı bir macera idi, onu da ayrıca yazarım. Bu sefer bir raf üstünde duran ahsap bir yelkenliye bakarken, yük gemisi olsaydı diye başlayan bir konuşmanın bana hatırlattıkları ile oldu zaten öyle planlı bir yine bir gün taşınıyoruz yazısı değildi bu yani.
Ama tabii taşınırken dikkat edilecekler konulu uzuunnn listemize bu konuyu da ekledik. Önümüzdeki maçlara, pardon taşınmalara bakıyoruz..
Sen gidersin de ben durur muyum?
Korkarım benim bir inat tarafım var.
Sen gidersin de ben gidemez miyim diyen. Sen nasıl benden once evlenirsin deyip de evlenmişliğim bile var o denli yani. Çok şükür pişmanlığım olmadı bu kararlarımdan.
Sanırım ben geride kalmayi sevmiyorum. Yani gidenin ardından bakıp, gidenin boşluğunu doldurma çabalarını falan korkarım hemen hiç yaşamadım. Bir kere evet sadece bir kere olmuştu, bir arkadaşım taşınıp gitmişti bir başka ülkeye ve aslında hepi topu 6 aylık bir dönemdi sanırım ama beni çok etkilemişti. İlk o zaman hissetmiştim nasıl bir şey olduğunu, ondan beri de giden olmayı tercih etmeye devam etmişim.
Bizim planlar devletlerin 5 yıllık kalkınma planları gibi aslında. Hani politikaya soyunsak desek ki bu koltuğa talibiz, oylarını bize vermekten hiç çekinmeyecek insanlar nasılsa 5 yılın sonunda kesin kalkar gideriz, çakılı kalmayız o koltukta o derece.
5 yıl önce ikinci Dubai serüveninden ikinci Twyford dönemine gelirken planlarım Arda A level sınavlarını bitirip de üniversiteye gidene kadar yerimizden kıpırdamayacağız, şeklinde idi. Çok şükür ki başardım da, gerçi ara ara zorlandım kabul etmeliyim. Bu 2020 yılı belirsizlikleri bu konuda ne derece destek ne derece köstek oldu bilinmez, ümit ediyorum ki geriye dönüp baktığımda en az zararla çıkmışız diyebileyim.
Bu beş yıllık süreç sonunda taşınırız biz gideriz diyorduk aslında, yani oğlan üniversiteye gider sonra kimse bizi tutamaz diyorduk da nereye gidecektik. Basri’nin Londra’da yani büyük şehir ve hatta şehir merkezinde yaşamak istediğini ve her fırsatta soluğu Londra’da aldığını bizi tanıyan herkes bilir. Hatta son bir senedir arkadaşlar arasında sık sık, ee Arda üniversiteye gidecek, siz Londra’ya mı taşınacaksınız konuşmaları oluyordu. Yani bu eşyalar toplanacak bir kamyona yüklenecek ve de yola çıkılacaktı, o kesindi de kervan yükü nereye indirecekti sorusunun bile az çok tahmini hedefi vardi. O kadar ki, son bir aydir, eh bize müsaade biz gidiyoruz diye konuştuğumuz kimse nerden çıktı şimdi bu gidiş demedi, gayet bizden beklenen idi bu hareketlenme hali.
Önümüzdeki hafta Pazartesi günü Ardamı yeni kasabasına, okuluna yerleştireceğim. Allahım ona yardımcı olsun, iyi niyetli insanlarla karşılaştırsın hep.
Sonra.. Sonrasında kendime İngilizce ismi ile empty nest-boş yuva sendromunu yaşamaya fırsat vermeden, hemen ertesi günü yuvayı yüklenip gidiyorum. Hani yazımın en başında dediğim sen gidersin de ben gidemez miyim durumu da bu. Arda’nın gidişine nispet yapar gibi oluyor sanki. Gerçekten öyle olabilir mi ki? Bilemiyorum 🤷♀️
Bildiğim artık yeni yerlere uçma zamanı. Yeni yerler, yeni iklimler, yeni insanlar tanımaya doğru uçmak zamanı. Yıllar önce ilk sayılacak taşınmam diyebilirim, o dönemde çalıştığım kliniğin sahibi dişhekimi abimiz bana, daha dün bir bugün iki evlenip de o eve yerleşeli ne kadar oldu nereye taşınıyorsunuz yahu, siz ev tutmak yerine bir karavan alsaymışsınız demişti de gülüp geçmiştik. Üstünden 24 senede 3 ülke,3 şehir ve 15 taşınma geçmiş, acaba şu karavanı alma zamanı geldi mi ki?
Efendim.. kervanın konacağı yer mi? O belli oldu artık canım
İngiltere ile Türkiye arasında olsun dedik, sevenlerimiz sevdiklerimiz vize ile daha az uğraşır da bize daha çok gelirler belki diye de ümit ve dua ettik ve Amsterdam’a taşınmaya niyet ettik. Gazamız mübarek olsun. Yeni hayatımız güzelliklerle, yeni evimiz sevdiklerimizle dolsun.
Bu benden önce evlenemezsin vakasının hikayesini de ayrıca anlatırım, yıldönümüne de az kaldı zaten.
*Camels and shadows by George Steinmetz
-
Arşivler
- Ağustos 2025 (2)
- Haziran 2025 (1)
- Mayıs 2025 (2)
- Nisan 2025 (1)
- Haziran 2024 (1)
- Şubat 2024 (1)
- Mayıs 2023 (1)
- Mart 2023 (1)
- Ocak 2023 (1)
- Kasım 2022 (1)
- Ekim 2022 (1)
- Eylül 2022 (2)
-
Kategoriler
- #biryazihareketi
- #relocation
- #tasinma
- amsterdam
- Aralik 2009
- Arda's travel
- bizden haberler…
- bu kitabi okurken neler hissettim/dusundum
- Entertainment
- GEZGIN DOGANS
- gezgindoganlar family trip rocks
- Hobbies
- Hollanda
- Kasim 2009
- kissadan hisse- derlemeler
- roadtrip2019summer
- seyahat
- Taşınma
- Turkiye seyahatleri
- Uncategorized
- zeynep'ce
-
RSS
Entries RSS
Comments RSS


