yeni is yeni heyecan
11 Ağustos 2008 akşam saatleri İstanbul’a doğru gidiyorum, Mudanya’dan deniz otobüsüne bindim. İki gün önce de aynı yolla Bursa’ya gelmiştim. Yalnızım. Arda babası ile kaldı, ben yarın sabah bir iş toplantısına katılacağım. Garip bir his bu, iş toplantıları falan. Maillerimi hep kontrol etme ihtiyacı… İngiltere den aldığım hani şu mailleini her dakika okumana izin veren tipten telefondan pek memnunum beni yolda bırakmadı. Gerçi Basri hatırlatıyor büyük ihtimalle beni yolda bırakmayan bu hizmetin faturası yüzünden ben karı kediye yüklemişim bile. Ne yapalım yavaş yavaş öğreneceğiz. Evet İstanbul’a toplantıya gidiyorum, hatta tatilimin hemen hemen bir haftasında çalıştım, interview falan yapıyorum.
İki yıl öncesine kadar aklımın köşesinden geçmeyen bir yaşam ve işe sahibim şu anda. İnsan oğlu kuş misali, nerden nereye. 2002 de Dubai ye giderken dişhekimliğine devam mottosu ile yola çıkmıştım. Yurttaki hesap yurtdısında tutmamış ve ben bir türlü dişhekimliğine dönememiştim. Elimden geleni yaptım ama aslında fırsatları değerlendiremedim. Dubai’de geçen 5,5 yılın tek tesellisi Arda gibi bir oğlum olması ve de kazanılan yeni dostluklar. Oraya gitmemiz ve de o güzel insanlarla tanışmamız lazımmıs diyorum.
İş evet işten konuşuyorduk.
BIldiginiz gibi Ocak 2007 de Basri ile üçüncü 5 yıllık kalkinma planı yapmamız gerektiğine karar verdik. Bir hedef belirlemeliydik yoksa Dubai nin lüksü, rahatı Ortadoğunun rehaveti üzerimize bir daha kalkmamak üzere yığılmak üzereydi. Rotayı İngiltere olarak belirledik. Arda zaten İngiliz müfredatına ,göre eğitim yapan bir okula gidiyordu. Basri ise nasılsa bir iş bulurdu. Yine ve gene ben vardım düşünülmesi gereken. Ne komik değil mi Arda yerine Zeynep orada ne yapacak diye düşünmek. Belki de bunu yıllar önce yapmalıydık ya da Dubai de ki tecrübelerimizden bu tip bir hazırlanma ihtiyacının varlığını da öğrenmiş olduk.
Basri İngiltere de yaşam ve çalışma için gereken vize çalışmalarını yaparken bende geleceğimi planlamaya başladım. Öncelikle o sırada çalıştığım işten ayrıldım. Çünkü o işi değil bir başka ülkede dünyanın hemen hiçbiryerinde yapmak istemiyordum. Peki ben kimim ne yapabilirim.
Allahım ne zor bir sorudur ‘peki hayalinde ne var?’ sorusu.Cevabını herhangi bir derste işledilerse de ben o derste yokmuşum. Öyle ya işte sana bir fırsat ne yapmak istiyorsan onu yapabilirsin. Uzuun bir sure bilemedim. Bildiğim tek şey çalışmak zorunda olduğumdu, kendi ruh sağlığım ve de tabii ki bu durumdan etkilenecekler için. Önce bir CV yazdım ben kimim ne iş yapabilirim diye. Sonra İngiltere deki eleman bulma sitelerini gezdim. Tümdengelim yaptım iş yerine önce tüm meslek gruplarında aranılan özelikleri inceledim, neler buldum neler. Özellikle evden çalışacaklara yönelik ne çok iş varmış meğerse ….
En önemli kriterim bu yeni iş hayatıma yeni bir lisans alma sorunu yaratmamalıydı. Ya da okullu olarak değil piyasadan da yetişebileceğin bir şey olmalıydı. En önemlisi de benimle dünyanın heryerine taşınabilmeliydi, ömrümüzün sonuna kadar İngiltere de kalamayacağımıza göre bir sonraki ülkeye giderken yeni bir iş aramasam iyi olurdu hani. Sonuçta İnsan kaynakları yönetimine karar verdim. Kendime örnek aldığım bir arkadaşımı izleyecektim. BU amaçla onun kaydolduğu okula uzaktan eğitim almak üzere kaydoldum. Sonra da başladım aranmaya. Sadece okuldan mezun olarak iş bulunamayacağını bbilebilecek bir yaşta olduğumu sanıyorum. Bu sefer teklifleri doğru değerlendirmekte kararlıydım. Sonuçta bir İnsan kaynakları firmasına karın tokluğuna girdim.
Ve dünyam değişti.
Firmanın küçük olması ile varolan bütün projelerden haberdar oldum, kapalı kapılar ardında sirketlerde neler oluyor gördüm. Dünyanın ne kadar da globalleştiğini görebildim. Dubai de oturduğum yerden bir Amerikan firması adına dünyanın öteki ucu Papua Yeni Gine’ye bir eleman göndermenin ne zor olduğunu öğrendim. Makarnacılıkta İtalya’ya kafa tuttuğumuzu öğrendim. En önemlisi ise insanların yeni bir iş teklifine aslında ne kadar açık olduğunu öğrendim.
Tam ben gaza gelmiş çalışırken Basri İngiltere den gelen teklifi kabul etti ve gidiş hızlandı. Bu durumda ben şirkette sadece 3 ay kadar calışmış oldum. Oysa ilanlarda 6 aylık tecrübe istiyorlardı. Bu seferde mi olmayacaktı. Şirketin sahibi bana İngiltere de de beraber çalışma imkanımız olabileceğini söyleyince yeni bir ümit doğdu. Bu durumda ben son güne kadar şirkette çalışmaya devam ettim.
İngiltere ye geldiğimizde evin ve de bizim yerleşememizi tamamlayınca şirkete hazırım dedim. Ama şirket buna hazır değildi ve de beni aslında terk etmişti bile. Önce yıkıldım. Sonra bu sefer kendime daha hızlıca geldim, ortada yazılı bir iş sözleşmesi yoktu bu tip bir çalışma için ama aynı şekilde beni işten çıkardığına dair bir yazı ve ya söz de yoktu ki. Bu durumda ben CV mi ilgili sitelere uzaktan erişimle çalışıyorum diyerek yolladım. Garip ama gerçek işe yaradı. Dubai ismi kapıyı araladı, o kısacık 3 aya sığdırdığım projeler kapının açılmasına neden oldu. Şu anda bir firma ile 9 aydır artan bir yoğunlukla çalışıyorum. Yine elimde yazılı bir sözleşme yok. Aylarca aramasalar neden diye soramam, hatta fiyatımı bile arttırmaya korkuyorum ya vazgeçerlerse diye. Sütten dilim yanmış bi kere …
Haa dişhekimliğini bıraktım, evet evet bıraktım. İçimde bir yara kaldığını sanmıyorum, acıyan kanayan biryer yok gördüğüm kadarıyla.Demekki çok ta sevmiyormuşum diyorum. Özlediğim tek şey cerrahi işlemler yoksa başka bir şey değil. Her projede yeni bir sektör öğreniyorum. En önemlisi yer bağımsız çalışıyorum. Daha güzeli Basri ile aynı dili konuşabiliyorum, kan görünce bayılan bir koca ile cerrahi konuşamazsınız.. Ama daha da güzeli Arda bu duruma ses cıkarmıyor, çünkü yer mekan bağımsız çalışıyorum, o okuldan geldimi bende geliyorum. Eh ben daha ne isteyeyim ki…
Eski yeni arkadaslar
İnsan sevdiklerini görmek için eline geçen fırsatları değerlendirmeye nasılda uğraşıyor! 2008 yılı Ağustos ayında Bursa’da Tamer Amcalarda kalıyoruz. Küçük sultan Ezgi hanımla Arda nın arası da cok iyi![]()
Ve işte bugün daha tatile çıkmadan once haberleşmiş ve aynı zamanda Türkiye de olacağımızı sevinçle farkettigimiz Dubai’den sevgili arkadaşlarımız Nükhet ve Görkem ile buluşacağiz. İki tarafın aileleri de soruyor kim bunlar diye. Bize göre neden Bursa diye düşünülecek birşey yok aynı anda aynı şehirde olmuşuz Allah’tan bir mani yoksa neden yanlış şehir olsun ki. Netekim iki telefonla ayarlıyoruz, Bursa Carrefour’da buluşuyoruz.
Nükhet in büyük kızı Ezgi ile Arda’nın utangaç ama heyecanlı karşılaşması da cabası
J . Nükhet hiç çekinmeden Dubai’deyken de bundan daha sık görüşemiyorduk ki diyor. Haklı hani o hep orada olacak diye düşündüğünüz eş dost vardır ya hep bugün olmasa yarın olur acelemiz yok dediğiniz bir türlü zaman bulupta görüşemediğimiz. Sonra bir bakarsınız yok gitmiş. Neyseki biz şanslıyız, kah orada kah burada görüşebiliyoruz.Nerde okuduğumu hatırlamıyorum ne yazık ki onu not etmemişim, ayıp olmuş ama şu not çok hoşuma gitmiş ki üşenmemiş bilgisayara kaydetmişim :
‘Moda ile Yafa nın yakınlığı, sanki görünüşte birbirine fazla yakın durmayan iki sevdiğiniz insanın tanışırlarsa ne kadar çok anlaşacaklarına dair duyduğunuz dürtünün yarattığı duyguya benziyor. Hani tanışmalarından sizin hiçbir çıkarınız olmadığı halde ille de tanıştırmaya can attığınız o iki dostun düşlenen sevinci gibi… bu sevinç kendi içinde bir düş kırıklığı olasılığının ürkünç beklentisini de taşıyor elbette…’
Yıllar önce gurbetlerden Ankara ya geldiğimiz bir yaz akşamında gurbetteki can dostlarımızı Ankara daki canlarımıza tanıştırmıştık. Hesapta Dubai’dekiler Ankara’ya döneceklerdi ve biz Ankara’daki arkadaşlarımızla tanışmalarını çok istemiştik. Kırmadılar bizi güzel bir Ankara yaz akşamı geçirdik hep beraberce. Aradan 1 yıl geçti, o akşam o yemekte Ankara’da oturanlar İstanbul’a taşındı, Dubai’de kalacakları kesin gözü ile bakılan biz İngiltere ye göçtük ama en komiği Ankara’ya taşınacak olan arkadaşlar hala Dubai’deler.
Hic size de olur mu?
Hiç size de olur mu?
Hani filmlerde olur ya; başrol oyuncusu bir mektup alır, okurken sanki yazan kişi okuyormuş gibi seslendirilir. Bunları filmde okunan mektubu biz de anlayalım diye yapıyorlar tabii ki biliyorum. Benim anlatmak istediğim gerçek hayatta olanı.
Yıllar önce eşim Kağızman da askerliğini yaparken ben planlarımızı gerçekleştirmek üzere Ankara dan evi İstanbul a taşımıştım. Adamcağız kafayı yemişti. Yok yok ben ne yaptım diye değil, dedim ya herşey planlı idi. Tek derdi benim nerede oturduğumu kafasında tahayyül edememekti. Evi daha önce hiç görmemişti, neye benzediğini , eşyaların nasıl yerleştirildiğini,mutfağı kapıyı bacayı bilirsiniz işte. O zaman farkettim ki aslında telefonla konuşmak yeterli olmuyordu. Sizin gerçekten iyi olup olmadığınıza inanabilmesi için içinde bulunduğunuz ortamı yaşamak istiyordu, en azından hayal ederek.
O zamanlardan beri dikkat ediyorum eğer yazan kişiyi tanıyorsam mektubunu onun ağzından sesinden dinlemek benim için çok kolay oluyor. Mesela Can Dündar ın yazılarını hep onun sesi ile okurum ben, sanki televizyonda programını sunuyormuş gibi gelir bana. Nasıl mı? Yani mesela bir mektup bir not ve ya daha günceli bir email okuyorum değil mi ben yazan kişinin sesiyle okuyorum, kendi kulağımda onun sesi var, gözlerim okuyor ama. Sonra evlerini yani nerede yaşadıklarını bilirsem de mektubun sahibini o evde o masada yerleştiriyorum kafamda. Sanki karşılıklı sohbet ediyormuşuz gibi oluyor.
Diyeceksiniz gurbetteyken ikinci bir gurbete gitmek dokundu bu kıza. Yok yok ben iyiyim. Sadece sizlerin yazılarınızı okurken sizleri de görmüş oluyorum ve de çok seviniyorum demeye çalışıyorum. Hem belki size de oluyordur, ya da belki sizde denersiniz belki benim gibi sizi de mutlu eder.
Hani derler ya telefonda gülümseyin karşınızda ki ses tonunuzdan anlayacaktır diye, işte ben maillerimi okurken bile gülümsüyorum, hatta msn de sohbet ederken bile….
DogansinDubai Ingiltere’ye göç eder!!
Merhaba
Hepiniz merak ediyosunuz, ne yapti bu Gezgin Dogan Ailesi; sicak Dubai’den yagmurlu Ingiltere’ye gecis nasil oldu diye…
20 Aralik’ta ulkeye giris yaptik. Her ne kadar esyalarimizin buyuk bir kismini satmis, bir kucuk konteynirin yarisini dolduracak sekilde olan digger yarisini da kargo sirketi ile gondermis olsak ta yine de yanimiz da 7 parcacik! Bavul ile giris yaptik. Fazla bagaj ne kadar mi tuttu, lutfen sormayiniz!!!
Ingiltere de yapilacaklar listesini uygulamaya Cuma sabahi basladik.Oncelik Arda nin yeni okulu ile tanismaya verilmisti biz de hemen gittik.Okulda herkes Arda’nin gelisine hazirdi, bu tabii basta Arda’nin cok hosuna gitti. Tek sikintimiz okulun o gunden baslamak uzere 15 gun tatile girmesi olduL Beklemesi cok zordu…
Sonra iste sirasiyla polis karakoluna gidip nerede oturuyor oldugumuzu kayit ettirmemiz, banka da yeni bir hesap actirmamiz gibi yukte hafif pahada agir seyler vardi. Ne yazik ki bankada hesap actirma islemini basarmamiz (Noel tatili de saolsun) 5 gun surdu. Inanilmaz degil mi banka da hesabiniz olmasin canim demesi kolay tabii,ama bu hesabi vermeden adamlar cep telefonu bile satmiyor desem , evinize telefon baglatamiyorsunuz desem ne dusunursunuz!
Neyse bu arada evin icinde varolan mobilyalari kullanarak bir ay gecirdik, ama bu Cuma gunu artik sevgili konteynirimiz geliyor. Ne mutlu bize ama aslinda asil is basliyor. Gelen esyalar ile evin icinde adim atacak yer kalmayacak.:(( Ha bu arada evimizi anlatayim. Iki oda bir salondan olusan,
guzel bir bahcesi, aydinlik sirin bir mutfagi olan, ve de 13 tane merdiveni olan iki katli bir ev. Pembe pancurlari yok ama evin rengi kizilJ)
Dubai’de bizi simartan evimizin ucte biri buyuklukteL Nedendir bilinmez icinde bulasik makinesi yok ama bir ikili, bir uclu kocaman iki koltugu var. Uzun sure ortadaki sehpayi ne yapacagiz diye dusunurken aslinda onun bir tasari harikasi oldugunun kesfettik megerse bir ufacik hareketle aslida yemek masasi olabiliyormus!!! Tabii onu atmamaya karar verdik. Peki digerlerini atmaya karar vermis olmamiz ise yariyor mu , ne yazik ki hayirLHenuz ev sahibinden onay alamadik bu esyalari degistirmek istiyoruz diye attigimiz maile cevap gelmediL
Ayni maile bulasik makinesi taktirmak istiyoruz diye de yazmistik ama hala bir ses yok. Simdilik Arda’cim ile yikiyoruz, o cok mutlu bu isten ama nereye kadar devam eder bilemiyorum. Ayrica butun gun onun okuldan gelmesini bekleyen bir mutfakta hic hos olmuyorL
Neyse yedigimiz ictigimiz bizim olsun gezdigimiz yerleri anlatayim biraz da. Bulundugmuz Twyford aslinda bir köy, Wokingham adında bir kasabaya bağlı. O da Reading adı verilen bir ile bağlı. Hepsi birden Berkshire olarak anılıyor. Bizim anlayacağımız şkilde anlatırsak abimlerin oturduğu Kasaba bizim Twyford, Ömerli Wokingham, Ümraniye Reading, Berkshıre da İstanbul olmakta.
Ve de Londra ya trenle en fazla 1 saat uzaklıktayız kı gayet keyıflı bir tren yolculugu oluyor. Aslında bu tren olayını ben çok seviyorum. Neden mi bir kere arabanızı evinizin önünde bırakıp yürüyerek ya da bisikletinizle tren istasyonuna gidiyorsunuz. Bisikletinizi orada bırakabieleceğiniz gibi trene de alabiliyorsunuz. 7 dakikada Reading’tesiniz ya da 45*50 dakika da Londra’da. Sonrası zaten yürümece ya da metro. Bu arabanızı bırakabilmek çok önemli benim için. Hatırlatırım ki burada direksiyon sağda. Yani hani bize şöyle öğretmişlerdi “sağdan git hep sağdan” diye işte burada hep SOLDAN gitmen gerekiyor. Yollar çok dar. Yani Mini Cooper diye bir araba üretmek zaten kaçınılmazmış. Iki Mini nin zor geçtiği yerler var. Abartmıyorum…Tabii hani bize diyorsunuz ya neden Türkiye’ye uğramadan geçtiniz
diye. Işte bu direksiyona,yollara alışmamız gerekiyordu.Mesela benim arabayı (Opel Vectra)ilk kullandığımda seçtiğimiz en dar yolda arabanın ön lastiğini yandan yırtmak çok da zor olmadı. Bakınız foto:2 J)
Neyse bazı kötü olaylar size aslında güzel yerlere götürür derler. Yırtılan araba lastiğimizi tamir ettirmek için tamircilerin acılmasını bekledık (1 gün kadar) Sonra aldığımız adres bizi Thames nehrinin yanındakı bir baska köye götürdü. Ve biz buraya bayıldık. Foto:3
Bu arada Opel burada Vauxhal adı altında üretiliyor. Akıllı adamlar Opel’i birde İngiltere’de kullanılabilsin diye iki türlü üreticeğine burada üretım yapmışlar. Fiat/Tofas gibi. Tabii bu durumda kiraladığınız araba ya da taksilerin Opel/Vauxhal olmasına şaşmamak gerekiyor. Almanya’ da ki Mercedes taksiler gıbı.
Etrafımız hep ormanlık, bu konuda babamın kulaklarını çınlatıyoruz hep. St.Petersburg gezisi sırasında yol boyunca yağmur ve güneşe doymuş ağaçları gördükçe bu kudretten sulanmış ağacların büyüklüğüne hayran kalmıştı. İşte babacım durum buradada aynı. Yani uzun sure yeşil diye inlemiş birisi için burası bir cennet. Bu kişi ben oluyorum.
Şimdi eşyalarımızı getiren yepisyeni kamyon ( taşıyıcılar kamyonu incelemek istedikleri için bekliyoruz da) kapıda. Ben yine gelir evin içine nasıl da sığdık ama diye anlatırım.
Bizi izlemeye devam edin…
Twyford/Reading/Berkshire
17 Jan 08
Siz Cocuklar sadece canavardan korkar saniyorsaniz cook yaniliyorsunuz
Aslında onlar en çok başaramamaktan korkuyorlar. Hani öyle büyük işler başarmaktan değil ha tamamen küçük günlük hedeflerden bahsediyorum. Bu korkuların onlarda yarattığı hırçınlıkları aslında hepimiz yaşıyoruz ama hiç nedenini anlamaya çalışmıyoruz. Son bir aydır Arda ile yaşadıklarımızı bu gözlükle inceledim ve de bakın ne korkuları varmış benim minik köftemin.
Çok güzel oynamışlardı ve artık gitme zamanı geldiğinde evsahibi konumundaki çocuk ondan dağılan oyuncakları toplamasını istedi ve de kıyamet koptu Sanki biraz önce gayet eğlenen o değilmiş gibi bir daha o eve gitmeyeceğini beyan edecek kadar olaya sinirlenmişti. Anne baba olarak olayı tam anlamasak da kendi çapımızda odayı toplayıp evden ayrıldık. Yolda neden bu kadar sinirlendiğini anlatmasını istedim, kısa sürede olayın * toplanılacak oyuncakları nereye koyacağını bilmediği* yani aslında yanlış yapmaktan korktuğu için çıktığını anladık. Hemen geri dönüp evsahibi konumundaki arkadaşımıza neler hissettığimizi anlattık ve birbirlerini anlamanın verdiği mutlulukla sarıldılar. Bir sonraki buluşma planları bile yapıldı ayaküstü…:))
Hemen her akşam yemek konusunda tartışma yaşanıyordu evimizde. Masaya daha oturulmadan menüden şikayete başlanıyordu. Hep bir pazarlık hali… Sonra bir yerde bu küçük afacanların neden bu yemek olayına agressif yaklaştıklarına dair bir yazı okudum, hem de bir makarna üreticisinin web sayfasında. Diyor ki, çocuğunuz yemeğin kendisini değil, porsiyonun büyüklüğünü kabul etmek istemiyor olabilir. Ve de ekliyor, biz erişkinlerin yiyebildiği miktarı yemek üzere başlayıp bitirememekten korktuğu için ama bunu akıl edip de derdini anlatamadığı için olayı tümden redediyor olabilirmiş. Akşam yemeğinde denedim ve özellikle de O’nun için küçük tabakta yemeğini sunduğumuzu bile üzerine basa basa dile getirdim.
Sonuç ne mi oldu? Gerçektende çok başarılı bir denemeydi, hala aynı yönteme devam ediyoruz ve de artık sorun çıkmıyor. Aynı yazıda çocuğunuza bir kez daha yemekten isteyebilmesi için ona fırsat tanıyın da deniliyor gerçi biz henüz ilk ve tek tabağı yiyoruz ama sorunsuz.:))Geçen gün bizim kendi çocukluk oyunlarımızın hiçbirisini bilmediğini farkettik ve de hemen bir oyun *Yakan Top* öğretmeye kalkıştık. Oyunun yarısında kendi kurallarını koymaya kalkıştı ki bunu bekliyorduk, biz izin vermeyince de oyun alanını terk etti. Bekliyorduk dedim ama nasıl yaklaşacağımızdan emin değildik sonra konuşmaya başladık. Topu atacağı sırada babasının topu tutmak üzere yaptığı hoplama zıplama hareketlerini sevmediğini, top atılana kadar put gibi durması gerektiğini ve de babası bunu yapmadığı içinde oynamaktan vazgeçtiğni söylediğinde işimiz kolaylaşmıştı. Bu sefer de topu kaptırmaktan ve de başarısız olmaktan korkuyordu. Oyunun asıl eğlencesinin topun kapılması ile ilgili olmadığını, asıl şamatanın babasını topun ters yönüne yatırması olduğunu anlattık, nasıl karşılık verebileceğini anlatmamız oyuna dönmesine yetti.:))
Ne yazık ki biz büyükler kendi büyük hayatımızda bu yavrucukların endişelerini görmeden yaşıyoruz ve de ısrarla canavar diye bir şey yok diyoruz ama aslında ne kadar küçük şeylere takıldığını ve de kendini mutsuz ettiğini görmek insanı şaşırtıyor. Düşünüyorum hiç farketmediğimiz daha neler var acaba ona canavardan
daha büyük bir korku veren…Ilk Gun Ilk Heyecan
Okulların açıldığı şu sıcak Eylül ayında tüm annelerin yürekleri pırpır; “Aman benim okul çağına gelmiş bir çocuğum varmış” şaşkınılığı ve mutluluğu yaşıyorlar. Küçüklerde anneden ayrılma korkusu; büyüklerde okulu özlemiş olmakla oyundan geri kalınacağını bilmenin arasında kalan bir duygu herkes bir umut bir heyecan okul yolunda. Özellikle Dubai’ye yeni taşınmış ve de yavrucak İngilizceden bihaberse endişeler büyüyor ama vazgeçmek yok bu iş yapılacak.
İster yeni gelmiş olun ister sadece okulu değiştirmiş olun yeni okulda ilk gün hep zordur. Yaş, dil ırk ayırtetmez hep ya olmazsa, ya bu maya tutmazsa korkusu vardır. Küçüklerde bu hissi anneler babalar taşırken büyük sınıflar kişilik gelişimindeki iniş çıkışların yanısıra bir de bu strese göre biçim almaya çalışırlar.
Nerden mi biliyorum? Ben 11 yıllık ilk, orta ve lise öğretimi süresince 7 okul değiştirmiş biriyim. Her okul ayrı bir macera ama başlangıçlar yani ilk günler hep aynı sadece biri hariç. Hemen hepsinde ilk dersyılı açılış konuşması sırasında sınıflardan uzakta beklenilir, sonra sınıfa ya sınıf öğretmeni ya da müdür yardımcısı ile gidilir ve de sınıfa tanıştırılma işleminden sonra herşey normal akışına döner. Yani sınıf siz yokmuşsunuz gibi kaynaşır önce, sanki hiç size bakmıyor gibidirler ama aslında tepkilerinizi ölçerler ufaktan sizi denerler belki ama bunlar diğer günlerin konusu – yavaş yavaş araya kaynaşıverirsiniz. Koca ders yılının sonunda sizin ne zaman onlara katıldığınızı bile hatırlamazlar, sanki siz ta enbaşından beri oradaymışsınız gibi yaşanmıştır herşey. Önemli olan o ilk günü atlatabilmektir.
İşte 20 sene önce bir Eylül sabahı Mersin Anadolu Lisesi’nde hiç tanımadığım bir öğrenci grubunun yakınında onlara fazla karışmadan beklerken aklımdan geçenler bunlar. O gün okullar açılıyor ve ben öğrenim hayatımdaki 7. okula nakil oluyorum. Bu son olur diye umuyorum zaten lisenin bitmesine iki yıl kalmış bir daha taşınmayız herhalde. Aslında bu kadar okul değişikliği beni biraz -olaya alıştık artık- durumuna sokmuş yani pek bir sıkıntı yok. Müdür Beyin açılış konuşmasını bitirmesini bekliyorum, sonrası Allahkerim. Sınıfa giderim beklerim derken; duyduklarıma bir anlam veremiyorum. Müdür Bey ki bölgede disiplini ile ünlü biri, okullarında nakil öğrencileri hiç sevmediklerini bu dışardan gelen yaratıklar yüzünden okullarında sorun yaşadıklarını yoksa sevgili yıllanmış ögrencilerinin aslında ne kadar başarılı olduklarını falan anlatıyor. İnanıyor ki geçen yılın ÖYS sonuçlarında başarısız olan toplam 5 kişi de zaten bir ara bu okula bırakılmış nakil öğrencilerdenmiş…
Nasıl yani!!!!
İlk şaşkınlıktan kurtulmaya çalışıyorum ben de bir nakil oğrenciyim ve benim aralarına karışmama izin vermeyecekler mi acaba korkusu yasamaya başlıyorum. Herkes bilir ki balık baştan kokar ve bir sıkıntınız olduğunda koşacağınız yerdeki kişi size baştan işe yaramaz gözü ile bakıyorsa vay halinize…
Neyse ki olaylar korktuğum gibi gelişmiyor ve de sınıf arkadaşlarım beni ve benimle birlikte aynı sınıfa yeni gelen diğer kız öğrenciyi aralarına almakta hiç sakınca görmüyorlar. Hatta oturduğumuz sıraya gelip tanışanlar bile var. Sonradan öğreniyorum ki onlarda nakil gelmişler sadece benden 3-4 yıl önce ve de benden daha kötü şartlarla karşılanmışlar. O yüzden de beni aralarına almakta bir an bile tereddüt etmediler. Müdürün tavrı hiç değişmesede ben kendimi hiç yabancı hissetmedim o sınıfta.
Bir çocugun hayatındaki en büyük değişikliktir okul hayatı. Ve çocuklar değişikliklere yeniliklere daha açıktırlar.Okul en güzel mekandır arkadaslıklar için ve arkadaşların yardımı ile en zor günlerde atlatılır.
Kolay gelsin…
Dip Not: Hani o sıramıza gelip bana hoşgeldin diyen arkadaş vardı ya işte o benim hayat arkadaşım, eşim oldu sonunda.
KIZY ADASINDA ZAVALLI TÜRKLER
KIZY ADASINDA ZAVALLI TÜRKLER!!!!!mi acaba!
Sabah 6 da uyandık. Bugünün programı çok erken başlayacak. 8 de KİRSCH adasını gezmek üzere gemiden ayrılmamız gerek. Akşam bu gezi hakkında konuşulurken adanın aynı anda gezilemeyecek kadar küçük olduğu ve gruplar halinde gezip gemiye geri dönüleceği bilgisi tartışılıyordu. Söylentilere göre sabahın köründe ilk grup olarak bizi yani Türk grubunun öne sürüleceği ve diğer gruplar olan Avrupalı ekiplerin daha geç kalkma lüksüne sahip olacakları şeklindeydi. Mızıldanmalar zaten Kore de de ön saflara sürmüştü bunlar bizi seklinde ilerledi. Oysa elimdeki programda önce esirler sonra prensler şeklinde bir not yazmıyordu sadece sabah 8:15 de gemiden kesin ayrılmaca yazıyordu bir de 11:15 tekı dönüş saati tabii. Galiba ben Arda ile uyurken kaçırdığım bilgilendirme toplantısından edinilen bilgi ile böyle olmuştu.
Sabah 7*30 da hemen herkes hazır. Ana Kraliçe yani turun Rusya daki rehberi dıyeceğim hanım bir anons ile 8*15 de dışarı çıkılacak diyor. Biz hazırız ama kapı ağzında beklemeyelim diye odada oyalanıyoruz. Yine de dayanamayıp 8 de cıktığımız da ne görelim bütün gemi coktan boşalmış. Bir tek bizim gruptan ses ve görüntü yok. Neyse sonunda toplanıyoruz. Ama bu arada adada rehberlik edecek kişilerde tüm gruplara dağıtılmış. Bir tek üvey evlat biziz ya bizim grubun rehberi ortada yok. Hatta grubun asıl lideri taa Adanalardan bizimle gelen rehberimiz bile kayıplarda. Mutsuzluk dizboyu. Neden biz şeklinde söyleniyor herkes. Bu arada akşamki milliyetçi duygularla karşılanan ve de karışıklığa yol açan gruplara ayrılma olayı da açıklığa kavuşuyor. Kizy adası bir açık hava müzesi ve küçük gruplar halinde bir rehber eşliğinde gezmemiz gerekiyor ve diğer gruplar rehberlerini de almışlar yola çıkmak üzere hazırlar.Peşlerinden gitme isteği tipik empati karamsarlık duyguları ilee gitsek mi kalsak mı derken önümüzdekileri takiediyoruz. Sürüden ayrılmayacağız ya!!!
Sansımıza hava güzel. Hatta Sıbırya soğuğu beklerken bahar havası ile karşılaşıyoruz.
Grup Kırsch adasından etkilenmiş ancak asıl etkiyi rehberimiz yaratıyor. Çünkü müzeden bize özel verilen rehberimiz Turkce konuşabiliyor. İlk söylediği HATAM OLURSA ÖZÜR DİLERİM oluyor. Grupçak kanımız kaynıyor. Düşünsenize Ruısya nın kuzeyınde bir adacıkta tüm uıygarlık bizi terk etmiş bize ne olacak diye beklerken bir güzel genç bize kendi dilimizde her istediğimizi anlatıyor. Araya bir başka tercüman almama rahatlıgı ile her şeyi sorabiliyoruz.
KIRSCH aslinda bir adalar toplululugu icinde ve de UN tarafından korunmaya alınmış doğası ve sahip olduğu ahsap evleri ve ilginç kilisesi ile görülmeye değer bir yer. Tek bir çivi bile kullanılmadan yapılmış ahsap kilisenin fotografını koyuyorum. Efsaneye göre kiliseyi yapan tek kişi imiş ve de inşaat bitince kullandığı baltayı nehire atmışmış. Rehberimiz Alexy nin anlatımına göre çam ağaçları kış aylarında kesilirmiş ve de inşaatta kullanılırmış. Kilisenin kulelerinin görünümü sanki gümüş kaplama kullanılmış gibi ama sadece sadece ahsap kullanılmış tam detayını bilemiyorum ama yine bu çam ağaçlarının farklı kesilmiş kerestelerinin kullanılması ile elde edilmişmiş Yapımında hiç çivi kullanılmamış olmaması da ayrı bir ilginç tarafı.Bizim gördüğümüz çiviler restorasyonda kullanılıyormuş orjinalden değilmiş. Resimde gördüğünüz iki ayrı binanın bir tanesi Kışlık Kilise diğeri yazlıkmış.
Bu ada nın müze kısmı bir de köy halkının olduğu ve şu anda 69 kişinin yaşadığı köyü de var. Resimde gördüğünüz ahşap evlerde hayvanları ve de tekneleri ile beraber yaşıyorlarmıış. Iklımın sertliği her türlü ihtiyacı ev içinde gidermeye yöneltmiş. Ama banyo/tuvalet için nehrin kenarında küçük barakaları var. Evde en ilgimizi çeken yer ocak olarak kullanılan alan.Adı İZBA olan bu ocak aslında duvar içine oyulmuş bır odun fırını. İlginç kısmı ise bu fırının üst kısmı duz yapılmıs ve yaşlılar ve de çocuklar için yatak olarak kullanılıyormuş en sıcak alan olarak.
Ev içindeki yerleşimde dini olarak kutsandığı düşünülen evin tek köşesi her türlü önemli işin yapıldığı en aydınlık mekan olarak belirlenmiş. Hatta bu köşeye dini bir sembolde konulmuş.
Alexy tarım da yapıldığını söylüyor ancak belki köyde yapılıyprdur çünkü müze kısmında tarıma elverişli bir alan göremedik.
Turun sonunda kimse bize neden kötü davranıldı demiyor diyemiyor. Hatta herkesin yüzünde ayrıcalıklı olmanın tebessümü var. Kendimize güvenimiz geri geldi ikinci bir emre kadar da orada kalacak.
Kanbersiz dugun bizsiz gezi olur mu? OLMAZ!!!!
Bu sene annemlerin ne zaman geliyorsun sorusu meğerse aslında kendi tatil planlarını yapabilmeleri içinmiş. Meğer onlar Haziran sonunda St. Petersburg- Moskova arasında gemi ile BEYAZ GECELER turu yapmayı planlamaktalarmış. Ee kanbersiz düğün olmaz dedik ve de Arda ile hemen ucundan yakaladık teklifin. Okul 21 Haziran da kapandı biz 22 Haziran sabahı İstanbul da hazır ve de nazır idik.
THY nin 401 sefer sayılı St Petersburg uçağına bindiğimizde bu yöne giden tek grubun biz olmadığımızı anladım. Eğlence gemiye kadar beklemeyecek ve uçakta başlayacaktı. St.Petersburg –Moskova arasındaki turların tren,uçak ve ya gemi aktarmalı olmak üzere üç ayrı türü varmış. Ve işte bu üç ayrı tur grubunuda tek uçak İstanbuldan Petersburga götürüyordu. Bu seçilmiş uçağa binene kadar en az bir aktarma yapılmış olduğu için grup içi kaynaşma sağlanmıştı. Sırada gruplararası iletişim vardı. Önce klasik ne tarafa sorusu yani hangi turla demek istiyorum. Ellerde diğer grubun programları ve tabii ki fiyatları ve bu fiyata ne dahil tarzı detaya inmeler. Bu arada gündüz yapılan yolculuk sebebiyle aslında vaadedilen gün sayısındaki eksikliğin yeni anlaşılmasıda cabası. Uçağın arka tarafında tam bir kadınlar hamamı var. Zaten uçakta küçük öyle fazla uzağa da kaçamıyorsunuz hani.
Sonra yemek servisi başladı. Servisin başladığını görünce acıkmış olduklarını anladılar ve bu seferde yemek neden hemen onlara servis yapılmıyorki söylenmeleri başladı. Bu arada çok seyahat edenler bilir ki THY de servis istemek boşuna cabalamaktır. Genelde sizi duymayacak olan hosteslerin vicdanına bırakılmışsınızdır. Ancak bu uçakta ben yanılıyorum. Uçakta hemen hiçbir aksesuarın olmaması güleryüzlü servis elemanları sayesinde unutturuluyor. Hatta adı Tuba olan kızcağız elinden geldiğince o gülümsemeyi hiç bırakmadan hemen geliyorum diye sözler bile veriyor. Ama bu grup psikolojisi ile kendine güveni bir ton olmuş teyzeler onu rahat bırakmıyorlar. istemeye seslenmeye devam ediyorlar. İnsanların grupiçindeki özgüveni ise görülmeye değer. Bazı yolcuların Hosteslerden istedikleri servisi normalde bir altın gününde arkadaşlarından isteyemeyeceklerinden eminim. Ama en büyük yüzsüzlüğü çay kahve servisi sırasında görüyoruz. Tuba yine tüm şirinliği ile "Ben size çay tavsiye etmiyorum çaylar sallama çay kahve vereyim ben size" diyor. Teyze kendisine serviste kusur etmeyen kızı yakalamış "Ay acaba çicek çayı var mıdır?" diyor. Tuba akıllanmıyor ve "olmaz ki olsa olsa benim çantamda belki çıkar" diye şaşkın bir cevap veriyor ve teyze bir atmaca keskinliğinde "Ihlamur olursa iki tane isterim" diyor. Tuba şaşkın ama çantasına bakacağından eminiz. Ihlamur var mıydı bilemiyorum ama Tuba nın bu hislerle bu sektör de fazla kalamayacağını tahmin edebiliyorum.
Veeee 3 saatlik yolculuk sonunda yağmurlu bir Petersburg havaalanı bizi karşılıyor.
1 saat kadar pasaportta beklerken dışarda en az bir saatimiz daha olduğunu bilemiıyoruz tabii. Bizi karşılayan rehber hanım elimizdeki dövizi havaalanında değiştirmemiz gerektiğini önümüzdeki günlerde exchange yaptırmamızın zor olacağını söylüyor.Havaalanında beklediğimiz extra 1. saatin sonunda exchange ofisin parası bitiyor ve parasını bozduramamışların şaşkınlığını da alıp bizi gemimize götürecek otobüslere biniyoruz.
Kızarkadaslar Gununuz Kutlu ve de Mutlu Olsun!!!
Merhaba
Bugün Buket Uzuner’in 1993 senesinde okuduğum kitabı Benim Adım Mayıs’ı tekrar okumaya başladım. Kitap gecesinde konuşacağız biliyorum ama ben bekleyemedim, kusura bakmayın artık. Sıcağı sıcağına yazmak istedim hissettiklerimi. Kitabı okuyanlar bilir okuyacaklar olduğunu bildiğim için anlatmak istemiyorum ama kucuk öykülerden olusan bir güzel kitap.
İlk hikayesine şöyle başlıyor: Dostluklarıyla beni çok mutlandırmış ve artık yittiğinde hep kederlendiğim bütün kız arkadaşlarıma hala sevgiyle….
Düşündüm benim kız arkadaşlarımı ve bu cümlenin ne kadar doğru olduğunu.
Benim kızkardeşim yok, olsun isterdim. Küçükken farketmedim ama kızkardeşe ihtiyacım varmış ve ben her kız arkadaşıma olası bir kardeş umidiyle yaklaşmışım. Aileden gelen göçebe hayatımda gittiğim şehirlerde, okullarda oluşturduğum arkadaşlıklarda hep kardeşlik yaşamaya çalıştığım arkadaşlarım oldu. Ve son 15 senedir de beni hep mutlandırmış kız arkadaşlarım, dostlarım oldu. Çok şükür ki yitirmedim, hastalıklar, yollar engellemiyor bizi.
Bugun bunları anlatma nedenim Buket Uzuner in hikayesini okuduğumda hissettiklerim. Diyor ki basireti bağlanmış sanki ve kız arkadaşını en ihtiyacı olduğu zamanda aramamış, ne konuşacağını bilemediği icin ertelemiş, şimdi pişman çünkü o kişi yitip gitmiş, anılarda kalmış. Görüşmüyorlar artık. Ne kolayca kaybediyoruz dedim kendi kendime insanları, yaşamımızın bir dönemine damgasını vurmuş o güzel insanları. Oysa onlarla o binayı inşa ederken nasıl da terlemiştik, uğraşmıştık. Sonradan, o anda akıl edemedim dediğimiz ne çok ihmali yapıyoruz en sevdiğimiz bizi çok eskiden bilen insanlara karşı .
Hikayeyi bitirdiğimde annem aklıma geldi. Geçen sene çok sevdiği bir arkadaşı vefat etti, kadıncağızın son 20 yılda yaşadıklarını –bir trafik kazası ile gelen tüm beden felci ve kanseri sayarsak aslında kurtuldu hem Nihal teyze hem de ailesi. Ama annem kendini hiç affedemiyor, son zamanlarında yanına gidemediği, gitmediği, gitmek için çaba sarfetmediği için. Affetmesine olanak yok çünkü Nihal Teyzenin kızı affetmiyor, gelmediniz aramadınız. oysa sizi beklemişti, diyor. Annemse basiretim bağlandı, kızım bilemedim diyor ama nafile. Bazı hatalardan dönülmüyor.
Ama bu deneyim sayesinde belki de, annem “arkadaşlarına verdiğin önemi takdir ediyorum, kızım” diyor, oysa hep kızardı onlar yüzünden ailemi ihmal ettiğimi düşünürdü. Kısacık memleket seyahatimi bile arkadaşlarımı da görmeye yönelik planladığım için.
Yazışmalarınızda hep ailenizden ayrı kaldığınıza üzülüyorsunuz, peki hiç arkadaşlarınız yok mu özleyeceğiniz, sadece aileler mi özleniyor? Oysa ben arkadaşlarımı da çok özlüyorum. Hatta biliyor musunuz ben aslında her gün msn de chat yaptığım arkadaşımdan mektup da bekliyorum, hani o pul yapıştırdığımız zarfı ile postalanan nostaljik mektuplardan. İçinde yazanların çoğunu zaten biliyorum msn de mesajlaştığımıda öğrendim ama olsun o mektuba dokunmak bile benim günümü güzelleştiriyor.
Demem o ki lütfen basiretinizin bağlanmasına izin vermeyin, aileniz tabii ki öncelikli ama arkadaşlarınızı özellikle de kız arkadaşlarınızı ihmal etmeyin, sizi ihmal etmelerine de izin vermeyin, belki onların da basireti bağlanmıştır kim bilir. Çözün o bağı tekrar sizin olsunlar. Kilometrelerin, dünyevi salak saçma işlerin aranıza girmesine izin vermeyin. O her gün saatlerce konuştuğunuz telefonu bu sefer onu aramak icin kullanın, hattın öbür ucunda sesinizi duyacak kişinin yüzüne bir gülümseme kondurmak dünyalara değer lütfen ihmal etmeyin, ve ertelemeyin
Ve beni affedin sabah sabah böyle duygusal başladığım için ama durduramadım kendimi, ertelemek istemedim.
Teşekkür ederimJ)
Sevgiler..Zeynep Dogan
Arda 5 yasinda!!!! 2007 Subat 16
ARDANIN DOGUMGUNU PARTISI HAZIRLIKLAR/ARDA VE PARTI
Efendim gecen sene 4 yas partimizi bir otelin cocuk klubunde yapmistik ama okulun tatil oldugu bir zamana geldigi icin olsa gerek istedigimiz kalabaligi elde edememistik. Ve benim zipir oglum daha bu mekandan eve donerken ‘anne en guzel partim 3 yasimdaki, evde yaptigimiz partiydi’ demez mi? der. Sonra Anu ve Basri de ayni seyleri soyleyince bu sene icin fazla bir secenegimin kalmadigini anlamistim.
Sonra gunler yaklastikca beni aldi bir telas. Once okulun tatil olusunu bahane ettim, sonra Basri yok dedim sonra Pasadede ve Anneanne burada kalabalik etmeyelim dedim ve erteleye erteleye Subati bulduk. Ve artik Arda ve kankasi Peter tarafindan ne zaman parti sorusuna cevap vermeliydim ve verdim evet 16 Subat ve de EVDE yapilacakti. Basri Amerikadan donmus olacakti, ve Pasadede ve Anneanne de zaten 14 unde gidiyorlardi.
Neyse iste yapilacaklar listesi yapildi. Cagrilacaklar… Davetiye gonderilmesi gerekenler, sinifta kac kis var acaba kaci gelir ki? Olmusken tam olsun ailecek gorustugumuz arkadaslarimz da gelsinler hem Ardayi severler hem kimisinin de cocuklari var Arda ile oyanayan derken acildi yelken. Ben yaklasik 35 cocuk gelebilir seklinde hesaplamalara giristim. Ee 35 cocuk bunlar tek gelmiyor ya, ebeveynler, bakicilar, kardesler derken …
Bir grup davetiyeyi e-mail ile yolladik, itiraf ediyorum cok basarili ir yol bu email olayi. Diger elden verilemsi gereken davetiyeleri biz evde hazirladik basariliydilar.
Ne yedirelim bolumunun en iyi cevabi PIZZA oldu. Kucuklere Pizza, derken buyuklere de Pizza oldu mu!!Kac paket oldugunu saymadigim kadar pizza evde. Bir de Sausage roll dedikleri sosisli rulo ekmeklerden, 50 tane kadar…
Sonra bir de buralarin adeti cocuklar hediyelerin hepsini birakip giderken mahzunlasmasinlar diye ayrilirken dogumgunu cocugu onlara bir paket veriyor: Party Bag diyorlar iste kucuk sekerlemeler falan konuluyor. Koysam koysam ne koysam derken bu cantaciklara aklima kitap koymak geldi. Dishekimi ve anne olaraktan sekerlemelere sicak bakmamaliyiz ya bende kitaplar aldim. Hatta daha once bulamadigim Kursun Asker ve Kibritci Kizi bile buldumJJ Bence cok guzel bir hediye oldu, Anucum saolsun 4o tane kitap paketlediJ
Haa Pasta!!! Pastamizi Didem teyzemiz yapti. Guzel kizi Gulsenin yardimlariyla yapildi pastalarimiz. Tamda Arda nin arzu ettigi gibi Serif Yildizi seklindeydi, bir tanede dikdortgen ama cukulatali ve ustune CARS filminin uc onemli karakteri arabalari koyduk. Cok guzeldi. Ama o arabalari koymak riskli bir ismis geri alirken zorlandim. Cunku cocuklar gozkoydularJ)Neyse iste bekledigimiz gun geldiJ)
Sabahtan ev suslendi, balonlar asildi, Pizzalar siparis edildi falan.
Sabah 7 den itibaren arkadaslarim ne zaman gelecek sorusuna cevap vermek zorunda kaldik. Sonunda Duvar saatinde saat 2 yi gosterdik de onu beklemeye koyuldu yavrum. Akli saatte oynamaya gitti komsu Deniz e..
Saat 2 ye dogru baktim bizimki sandalye cekiyor kapinin onune ‘ Hayirdir oglum nereye ? diye sordugumda coktan kapinin onune yerlestirmis ve oturmustu. Megerse gelenler dogumgunu cocugunu gorebilsinler diye orada bekleyecekmis. Heyecanlanacagini biliyordum da bu kadarini beklemiyordum sasirdim ne diyeyimJ)
Ve yavas yavas gelmeye basladi arkadaslarimiz… kimisi adresi bulamadi ama israr ettiler geldiler. Siniftan, siteden, aileden toplanabilen 25 cocuk ve tabii aileleri hep beraber 4 saate yayilan bir parti yasadik. Cok guzeldi, kucuk anlasmazliklar, illede Ardanin odasindan varolan oyuncaklarla oynamak icin odayi ele gecirme ataklari falan oldu ama bence cok guzeldi.
Pastayi herkes cok begendi, birini kesip herkese yedirdik digerini aksama sakladikJ)
Ama cocuklar parti sonunda verdigimiz kitaplari cok sevmediler. Kucukler sevdi de artik kasarlanmis buyuk yaslar sekerleme yiyebilecekleri iyi bir firsati kacmis olmalarina pek uzgunlerdiL( Ne yapalim kismet..
Haa bir de galiba biz pizzalar icin siparis verirken karnimiz acmis cunku siparisimizin yarisi kaldi. Biraz etrafa dagittik ama hala var. Canim Babacim Pizza istiyordu acaba yollasam olur mu?
Veee paketlerin acilmasi… Gulsen’e zaten soz vermistik, herkes gittikten sonra paketleri acmasinda Arda’ya yardimci oldu. Tabii ben bu arada kimden ne geldigini gorememis oldum ne iyi degil mi?
Simdi gelecek yilin planlari yapiliyor. Anu diyor ki cok masraf yaptiniz, gerek yok seneye parti yapmayin. Yaslaniyor galiba oysa partinin evde olmasini encok o istemisti…
Bu arada Annemler icin ben kactilar diyorum onlar arkamizdan parti yapiyorlar diyorlar, vallahi 25 cocugun bizim bahcecikte kostugunu dusununce bence kacmakla iyi yapmislar derim, siz ne dersiniz?
Onemli olan oglumuzun mutlulugu, sagligi deyip devam ediyoruz. 6 yas partisi icin tekliflere ve onerilere de acigiz tabiiJ)
Bu arada yazmadan edemeyecegim, Fotografci bir arkadasimizdan gecen sene icin verdigi ama patronsal,projesel, issel sebeplerden dolayi tutamadigi sozunu acaba bu sene tutar mi demistik, cagirmistik. Ama gorduk ki hamam degissede, tas ayni kaliyor ve hep suyun akisini sikayet ediyor. Neyse dedim ya kismet.Bu yilda Digital fotograf maiknelerinden yardim aldik. Kimbilir belki seneye…
Kalin Saglicakla… Sevgiler….
-
Arşivler
- Ocak 2026 (1)
- Ağustos 2025 (2)
- Haziran 2025 (1)
- Mayıs 2025 (2)
- Nisan 2025 (1)
- Haziran 2024 (1)
- Şubat 2024 (1)
- Mayıs 2023 (1)
- Mart 2023 (1)
- Ocak 2023 (1)
- Kasım 2022 (1)
- Ekim 2022 (1)
-
Kategoriler
- #biryazihareketi
- #relocation
- #tasinma
- amsterdam
- Aralik 2009
- Arda's travel
- bizden haberler…
- bu kitabi okurken neler hissettim/dusundum
- Entertainment
- GEZGIN DOGANS
- gezgindoganlar family trip rocks
- Hobbies
- Hollanda
- Kasim 2009
- kissadan hisse- derlemeler
- roadtrip2019summer
- seyahat
- Taşınma
- Turkiye seyahatleri
- Uncategorized
- zeynep'ce
-
RSS
Entries RSS
Comments RSS
