Gezgin Doganlar

Zeynep anlatiyor

Çılgın gençlik kararları yaşlılıkta başa bela (mı?)

22 November 2015Kasım ayındayiz, Arda ile gittiğimiz alışveriş merkezindeki restoran girişinde yer gösterilmesini bekliyoruz. Önümüzdeki 5 kişilik grup dikkatimi çekiyor. 3 yetişkin bayan, bir kız çocuğu ve bir yaşlıca beyden oluşan grubun elemanlarının torun,anne,teyze,anneanne ve tabii ki dede olduğunu düşünüyorum. Bu beyefendiyi yazının geri kalanında Dede olarak tanımlayacağım. 

Her ne kadar bayan grubu vıdı vıdı konuşuyorsa da Dede öyle dimdik bekliyor. Bir süre sonra farkediyorum Dede’nin bir sağlık problemi olmalı çünkü biraz da tutuk bir hali var.

Bu arada yerlerimize oturmuş ve bir şekilde onu görebilecek konumda kalmışım. Dışarda buz gibi ayaza inat pırıl pırıl parlayan Kasım güneşinin gözümde parlamasıni da hesaba katınca iç mekanda Dedeyi izlemekten başka bir çarem kalmıyor.

Bahsettigim gibi Dede biraz tutuk, fazlaca sakin, sessizce bekliyor. Yemekleri geldiğinde farkediyorum ki elleri de titriyor. Hatta bir keresinde elinde kaşık bir iki dakika evet o kadar uzun sure bekledi sonra kaşığını ağzına götürdü. Kabaca Parkinson tarzı bir rahatsızlık olabileceğini düşündüm. 

Bütün bunlar arasında ellerinin üzerinde ki dövmeleri de farketmiştim. Her iki elinin üzerinde desenini tam anlayamadığım ince ince işlenmiş dövmeler vardı. Vücudunda başka biryeri göremiyordum ama sadece ellerinde olmadığından emindim.

İlk aklıma gelen, “bak ya gördün mü gençken yaptırmışsın şimdi kel alaka kalmış” işte bak oldu. Hemen daha bu düşüncemin beynimdeki geçidi bitmeden bir başka düşünce yetişti ve resme girdi. Bu yeni düşünce bana bu karşımda sakince yemeğini yiyen Adamın şu anda bulunduğu duruma gelmeden önce nasıl bir hayat yaşadığını ve aslında gayet keyif aldığını, vücudu üzerinde şu anda kontrolü olmasa da eskiden çok değil sadece kısa bir süre öncesine kadar patronun o olduğunu söyledi. 

Dedim tabii ya, bundan daha güzeli olabilir mi? Eminim benim görebildiklerim ve göremediklerim de dahil olmak üzere o dövmeler cesur, kuvvetli, arzulu yaşanmış bir hayatı anlatıyor. 

İngilizlerin cenaze ve anma törenlerinde dediği gibi ” Let’s celebrate his life” , yaşanmış ve yaşanmakta olan bir hayatı kutlayalım! 

 ◦ 

Nisan 3, 2016 Yazan: | kissadan hisse- derlemeler, zeynep'ce | , , , | Yorum bırakın

Hadi hayırlısı..Twyford 2. Sezon yayında 

  Korkuyorum desem acaba abartmış olur muyum?
Ama yani gerçekten korkuyorum. 

Dikkat ediyorum ama farketmeden yine bir büyük laf etmiş isem o da kısa-orta-uzun vadede gelip beni en ummadığım yerden vuracak diye korkuyorum.

Evet büyük lokma ye büyük laf etme demişler. 

Eh ben bunu biliyorum da olmuyor aklımdan geçiyor ve ne yazık ki geçmesi bile yeterli.

Küçüktüm mesela, üniversiteye girmeden önce haberlerde gecen “Tek ders Affı” da ne ola ki zamanında çalışıp versinler derslerini demiştim deneyimsiz aklımla, tek ders affi bir bana çıkmadı, kimse de nasil olur demedi. Aslında denilesi bir durumdu ya neyse gecti gitti.

Dedim ya çocuktum bilmiyordum yaptık bir hata.

Ama iste duramadım söyledim, üstelik bu sefer olgun aklımla, deneyimlerime dayanarak dedim.

“Cocuk dediğin heryere alışır, yeterki ebeveynler ne istediğini bilsin” demiştim 

Taşınma, yer değiştirme konusunda maximum deneyimli aklımla dedim ama olmuyormuş, olamayabiliyormuş işte.

Alışamıyormuş..

Tası tarağı toplatıp yola döküyormuş.

Evet bugun 1 ay 2 gun oldu, İngiltere’ye geri döndük. Babamızı bıraktık o sarı sıcakta biz  geldik yeşil yaylaya. Ev aynı eski evimiz, benim işim aynı. En güzeli de mahallemiz, basketbol klübümüz hepsi bizi sıcacık kucakladı.

Okul hariç herşey aynı yani. Bu kısmı biraz gıcık ama olumlu bakmak zorundayız. Mesela Okulun evden yürüme mesafesinde olmayışı oğlanın otobüs kullanmayi öğrenmesine sebep oldu. Ben diyeyim büyümek ve sorumluluk sahibi olma yolunda bir büyük adım attık siz deyin oğlan özgürlüğünü kazanmış.

Bilemiyorum ama Kocamcan’ın da  henuz gelemediğini hesaba katarsak bir acayip ayrılık paydasına  oturduk bakalım. Bu sefer de cocuğun istediğini yapıyoruz. 

 Allah pişman etmesin…

Ekim 3, 2015 Yazan: | bizden haberler..., GEZGIN DOGANS, zeynep'ce | , , | 2 Yorum

Bitti mı gerçekten

3-4 yıl once okuduğum bir kitaptı, yazarı Selim İleri, “Dostlukların Bittiği Gün”.
Okurken anlamamıştım ne demek istiyor kitabın asıl hikayesi konusu nedir diye diye okumuştum.

Sonra üstünde çok da durmadım.
Ama şimdilerde anlıyorum çünkü başıma geliyor.

Görüştüğüm konuştuğum zamanların arasının açıldığı dostlarım var. Mesafelere yüz vermeyen ben yeniliyorum, gözden ırak gönülden ırak olurmuş derlerdi ama bunun gerçekliğine inanmaz sitem niyetine kullanırdım, sonuçta sitem sevgiden doğuyordu degil mı!

Var evet hayatımdan düşenler var… Ben yenilerini eklerken, artarak ilerlerken ya da öyle olduğunu sanarken, kendi istegi ile olduğuna inandığım şekilde gemiden inenler hayatımdan çıkıp gidenler var.
Hele bir iki tanesi var ki kabul etmek zorluyor ama ne yapalım kendi istekleri ile gidenlere saygım sonsuz .
Bir ümit belki yeniden gelirler diye kapıyı kapatmıyorum.

Kitapta geri gelme yok ama gercek hayatta olurmuş gibi geliyor.

Ağustos 14, 2015 Yazan: | bu kitabi okurken neler hissettim/dusundum, zeynep'ce | | Yorum bırakın

Kader dedikleri 

Tarih:22 Temmuz 2015 Saat:@22.30 

Yer: Ankara Mersin yolu

Son iki yıldır Mersin’e gelmeyeceğim diyorum 

Yaz günü bu sıcağa çağırmayın beni diyorum

Gönül koymayın istiyorum  

Ama olmuyor iki yıldır mecburen ve giderek daha kötü sebeplerle apar topar gelmek zorunda kalıyorum. Geçen sene Ağustos’da annem riskli bir belfıtığı ameliyati gecirdi diye gelmiştim. 

Bu sene ise çok sevdiğim, yeri kalbimizde apayrı olan yengemi kaybettik işte yine Mersin yollarindayim.

Yengem amcamın eşi olmakla kalmamıştı , annemin 48 yıllık arkadaşı idi, telefonun diğer ucunda neşeli, içten dolu dolu bir “Meraabaa” idi. Kısıtlı bir zamanda da olsa Mersin’e gelip de uğramadan dönmediğimiz idi.

3 kardeştik üçümüze de ayrı yetişti, eşlerimizi de çocuklarımızı da cok sevdi. Bıraktığı boşluk çok büyük. 
Mekanın cennet olsun Yengecim, seni cok özleyeceğiz. 

Temmuz 26, 2015 Yazan: | Uncategorized | Yorum bırakın

2014 in review

WordPress.com istatistik yardımcı maymunları bu blog için bir 2014 yıllık raporu hazırladılar.

İşte bir alıntı:

Bir San Francisco teleferiği 60 kişi kapasitelidir. Bu blog, 2014 içinde yaklaşık 350 kez görüntülendi. Eğer bu bir teleferik olsaydı, bu kadar çok kişiyi taşımak için yaklaşık 6 tur atacaktı.

Raporun tamamını görmek için buraya tıklayın.

Aralık 30, 2014 Yazan: | Uncategorized | Yorum bırakın

Bir Christmas hikayesi

Bir Christmas hatırası 2008

Yine Aralık ayındayız ve İngiltere’de ki ilk Christmas’da baya zor anlar yaşadığımızı hatırlıyorum da zaman ne çabuk geçiyor ve de insan nasıl da öğreniyor diyorum.
‘Festive Season’ denilen Kasım ayının  ikinci yarısında  başlayan  ve de Aralık  ayının girmesi ile zirve yapan bu dönem ile ciddi olarak ilk tanışmamız  2008 yılında oldu.
Gerci biz Dubai’den aşina idik Christmas ağacına, Noel baba ile yapılan anlaşmalara falan ama bu sefer olay farklı idi.
Bi kere ilkokul döneminde İsa’nın doğumunun anlatıldığı bir miktar mizah unsuru da katılarak bir küçük piyes hazırlanıyor. Hemen hemen 4 hafta süren, kıyafetlerin dikimi, rollerin dağıtımı, provalar provalar  hummalı bir calışma yapılıyor.
Rollerin dağılımı derken oyunu hazırlamakla görevli tüm sınıf rol alıyor, ışıkçıdan müziğe herkes görevli.
Bu arada herkes birbirine kart yazıyor, okulun ortasına konulan kırmızı posta kutusuna atılıyor. En büyük sınıfın gorevi bu kartları sahiplerine ulaştırmak.
Yazılan kartlar arasında Noel Babaya yazılan istek listesi de var.
Sonra okulun son ders gunünde Kiliseye gidiliyor, şükür duasi yapılıyor ama sanırsınız konser, alkışlarla dualar birbirine karışıyor.

Tüm bu hengâmede bir akşam Arda yatağına yattı ve ağlamaya başladı. Hayırdır inşallah neyin var oğlum dememle de döküldü  inciler: Kendisinin  Hristiyan olmamasından dolayı bu eğlenceli hazırlığın dışında kaldığını hissettiğini, tüm arkadaşlarını ziyaret edecek olan Noel Baba’nın kendisini ziyaret etmeme olasılığından korktuğunu  söyledi ve sordu

” bir çocuğun hangi dinden olacağına kim karar veriyor?”

Ne dersiniz daha 7 yaşına bile girmemiş, kimliğini bulmaya çalışan bir küçük adama. Kendi küçük ama soruları kocaman.
“Sen doğduğunda adını babanla beraber ben koydum, dinin de bizim dinimiz “İslam”oldu. Ama sen büyüdüğünde hem adını hem dinini değiştirebilirsin merak etme.” Dedim.
Ayrıca “bizim evimize de Noel baba gelir sen merak etme ” dedim “Sonucta Noel Baba yıl boyunca uslu duran cocuklara geliyorsa bize de gelecektir sen merak etme” diye de ekledim.
“Ama bizim evin bacasi yok, nerden girecek!” dedi.” Pencereden girer o ” deyiverdim.
Sakinledik ama bu olaydan sonra ki 3 sene boyunca Noel babaya yazılan listenin iceriginden emin olmakla kalmayip bir de Christmas Aksamı yani Noel babanın geldigi düşünülen aksamin sabahi icin masada yarım bardak süt ( rengeyigi icmiş ) bir yarım kurabiye ve de hediyeler ağacın altında olacak sekilde sahne hazırladık.
Oyle inandi ki hatta son defasında Christmas doneminde Almanya’da seyahat halinde olacaktık nasıl bizi bulacak diye pek bi telaşlandık mesela.

Artık büyüdük Noel babayı beklemiyoruz ama hediye listemiz hala var.

Bu yazı ilk olarak  Aralık 2013 tarihinde Lulutata.com’da Karar Kim’in başlığı ile yayınlanmıştır. http://lulutata.com/konuk-yazarlar/4/karar-kimin-mutlu-noeller

IMG_3952.PNG

Aralık 2, 2014 Yazan: | Uncategorized | Yorum bırakın

Sana güveniyorum arkadaşına güvenmiyorum

Dun Arda’yı okuldaki arkadaslarından birinin evinden alıyorum bir yandan da Babası ile ayaküstü tanışma konuşmaları yapıyoruz.
Arkadaşı bize gelecek ve gece yatıya kalacak, yani durmak yok.Çocuğun diş fırçasını da almasını beklerken Arda bir heyecan bana tüfekle atış yaptığını söylüyor.
Açıkcası çok da dikkat etmeden gülümsüyorum ve eve doğru yola çıkıyoruz.

 Yol boyunca çocuk bir çok şey anlatıyor ve ben bu tüfek olayını unutuyorum. Hani önce yanlız kalınca konuşacağız seklinde ertelemiştim ama iste cocuk bize gelince unutmuşum. Ta ki aksam onları odaya gönderdiğimizde  Basri’nin hatırlatmasına kadar.
Bizim ki gerçekten de bir tüfekle bir gazoz kutusunu vuruyor, filme almışlar bir de üstelik bizim akıllı Instagram’a koymuş marifet ya!
Hemen siliyorum, ona da sabah görmesi icin bir mesaj bırakıyorum. Sabah Arda gayet anlayışli. Tüfek kullanımında cocuğun babasının haberi olduğunu söylüyor. Ben şaşkınım! 

Sabah oluyor, cocuğu kahvaltı sonrasında evine götürmek üzere yola çıkıyoruz.
Arabada geçen konuşmalarda sinirlerimizi iyice geriyor. Konu hızlı arabalar ve fiyatları..Bu cocuk Arda ile yaşıt olmasına rağmen bizim risk olarak gördüğümüz aktiviteler onun icin tehlike arz etmiyor.
Daha kötüsü Arda onun hayatını eğlenceli buluyor.

Yıllarca bu cümle kulaklarımızda çinladi durdu.
Arda büyüdükce arkadas cevresinde degisiklikler olacağını biliyor ve kendimizce risk çalışmaları  yapıyorduk. Ama Allah var bu hiç aklımıza gelmemişti. Bizim hızlı arabalara yaklaşımımızı gören Arda hiç eğlenceli olmamakla suçluyor bizi, çocuk ise merak etme babam seni bizim spor arabayla gezdirir diyor! Basri ile bakışiyoruz, tedirginlik diz boyu.

Neyse cocuğun evine geliyoruz, ben bu sefer anne ile konuşuyorum Basri telefonda meşgul. Daha biz iki kelime etmeden Arda çocukla beraber koşarak yanımızdan geciyor ve sonradan onların olduğunu öğrendiğimiz spor arabanın sürücü koltuğuna yerleşiyor ve bir heyecanla o kendinden pek emin cocuğun da talimatları ile arabayı çalıştırıyor. 

Bu bir otomatik araba, bir yığın düğmesi olandan yani arabayı çalıştırmak icin anahtarın deliğe girmesi gerekmediği gibi hareket ettirmesi de an meselesi, nasıl durur o ayrı!

Arda’yı arabadan çıkarırken cocuğun annesi “aa bisey olmaz bizimki hep yapıyor” diyor!

O an anlıyorum ki her ikimiz de anneyiz ama tehlikelerimiz korkularımız aynı degil. Onun icin 12 yasında bir cocuk yanlızken arabayı çalıştırabilir ya da bir küçük bahçede bir tüfekle boş kutulari da vurabilir.  Kabul ediyorum her cocuk her ebeveyn farklıdır ama sana emanet edilmiş, daha once hiç görmediğin bir cocuğa tüfek  vermek ve ya arabayla oynamasına izin vermek bana dogru gelmiyor. 

Derdimizi Arda’ya anlatmamız cok onemli, cocuk iyi bir insan ve arkadas olabilir ama evi tehlikeli, alışkanlıkları can yakacak kadar riskli. Arda bunu anladi neyse ki ve çocukla iliskisini kendisini tehlikeye atmayacak sekilde tutuyor.

Simdi soruyorum size, sizin icin normal olanın bir baskası icin riskli olabileceğini düşünmek bu kadar zor mudur? Yoksa Bu sadece kültürel ve sosyoekonomik etkenlere gore şekillenir ve de dogrusu yok mudur?  Sana emanet olarak evine misafir edilmiş bir cocuğun saglıgından ve de hayatından sorumlu olmak degil mıdır yetiskin gözetimi. 

Lütfen bana bir deyiverin çok şey mı istiyorum! 

Ekim 10, 2014 Yazan: | bizden haberler..., kissadan hisse- derlemeler, zeynep'ce | , , , | Yorum bırakın

Loom band çılgınlığı

Akşam saat 6 ama hava hala sıcak ve ben Arda’nın antreman yaptığı sahanın çevresinde yürüyüş yapmaya niyetliyim. Ancak son anda yanıma saç bandımı almadığımı hatırlıyorum. Çantanın içinde bu amaçla yapılmamış olsa da işe yarayacağını umduğum renkli loom band’den yapilmis bilekligi buluyorum. Ve gülümseyerek hatırlıyorum bunu bana geçtiğimiz yaz yaptığımız Ingiltere ziyaretimiz sırasında arkadaşım Anna’nın oğlu Alex vermisti 🙂 Evet dikkatlice, kopar mı diye korkaraktan saçım yerleştiriyorum ve onu orada unutuyorum. O kadar hafif ki..

Nedir bu loom band derseniz anlatayim.:

Loom Band renkli küçük ama gercekten küçük silikon halkaların birbiri içine geçirilerek bir çeşit örgü/ nakış tarzında bir bileklik haline getirilmesinden ibaret bir oyuncak. Sonradan öğreneceğim ki aslında sadece bileklik yapılmıyormuş hatta en son elbise yapıp eBay de satan bile varmış. Yani ben saç bandı yapmışım bişey değil.
Ingiltere ziyaretimizin ilk konularından olan bu ilginç oyuncaği kaldığımız sure boyunca kâh radyo programında kendi yaratıcısından, kâh kullanıcıları olan çocuklardan bol bol da ebeveynlerden dinledim. Yaratıcısı Malezya’dan Amerika’ya göç eden iki kız çocuğu babası bir mühendis,emniyet kemeri üreten bir firmada tasarım mühendisi imiş galiba. Neyse ilk olarak kendi cocukları icin bir elastik band oyuncak yapıyor. Ama sonra kızların arkadaşları, sonra onların arkadaşları derken işi ticarete dökmeye karar veriyor. Ancak tabii ilk yıllar da pek duyulmuyor falan. Amerika’yı bilmiyorum ama İngiltere’ye gelişi Yeni Zellanda’yi ziyaret eden Düşes Kate’in bir loom band bilezik takması ile oluyor ve tabii bir salgına dönüşüyor.

Kate Yeni Zellanda’ya Nisan ayinda gitmisti, Temmuz ayında Loom Band cilginligi  İngiltere’yi sallıyordu. Artık renk renk kutu kutu loom band alınıyormuş. İşin ilginç yanı loom band sadece kız çocukları ve ya belli bir yaş grubuna yönelik tipik oyuncaklardan değil. Her yaş cocuk ve hatta büyük yetişkin ellerinde bantlar birşeyler yapıyor. Hani tabiri caizse Lego tuğlaciklari gibi kullanılıyor.

Bence son 10 yılın en başarılı buluşu ödülü varsa buna verilmeli. Bir kere insanlar elektronik ortamda degil gercek fiziksel beceri konusturuyorlar. O birbirine denk görülen seçilen renk cümbüşü bir harika. Tasarı, yaratıcılık daha ne istersen var.Havaalaninda ucak bekleyen cocuklar vardi mesela onlerinde bir koca kutu gayet keyifle sabahin korunde bileklik yapiyorlardi.

Dubai’de henüz görmedim, Türkiye’ye ulaştı mı hiç bilmiyorum ama merak ediyorum nerden çıkacak diye.

IMG_3843

Eylül 23, 2014 Yazan: | Hobbies, zeynep'ce | , , , | Yorum bırakın

New York’a niyet Brooklyn’e kısmet

Yıllardır Arda’yı kıskandırıyorduk, biz gördük sen görmedin diye ama söz vermiştik 2014’de beraber gidecegiz demiştik bir kere.
Sonunda plan yapıldı ve 2014 Temmuz ayı için biletler alındı. 10 gün sadece New York ve Manhattan civarında olacaktık, koşuşturmadan sakince New York nezdinde Amerika ile tanışılacaktı.
Biz Turkiye harici seyahatlerimizde otelde kalmak yerine gittiğimiz şehri ve kültürü daha iyi anlamamıza imkan sağladığını düşündüğümüz şekilde airbnb tarzı evlerde ya da apart otellerde kalmayı seviyoruz. Kalacağımız yer kriterlerinde odanın büyüklüğü  değil ama özel banyosu olması şartımız bizi Brooklyn’de bir daireye getirdi.
Biz tipik turist olmayi sevmiyoruz ya başladık çevremizi tanıma turlarına.
Brooklyn Nets oynuyormuş dedik Barclays Arena’ya gittik. Cevresini dolaşıp Prospect Park’a gidecegiz derken McRae Youth Club tarafından düzenlenen yaz kampını gördük ve daha biz nasıl yani diyene kadar Arda çoktan oynamaya başlamıştı bile. Böylece 10 günlük tatilin 7 günü antrenmanlara katılmakla yetinmeyip bir de şehrin diğer takımlarının da katıldığı turnuvada da oynadı. Arda antrenmanda iken biz de Brooklyn de uzun yürüyüşler yaptık. Antrenman bitişinde ise hemen metroya atlayıp Manhattan geçtik.
Tam anlamiyla bir NY turisti olamadık belki ama elimizden geleni yaptık.

Mesela Özgürlük Anıtını Brooklyn Köprüsünden yürürken gördük.
Diğer turistlerle Central Park’a da gittik ama Little Italy’deki küçük parkta polisin bir evsize gayet insancıl yaklaşımını izlemek daha ilginç geldi.
Bir Broadway oyunu izlemedik belki ama Beysbol maçına gittik. Sırf Arda istiyor diye Yankee Stadyumu’na gittik ve O’nun o heyecanını görmek çok güzeldi. Bize defalarca teşekkür etti hem getirdik hem de tişört aldık diye. Biz tabii neye evet dediğimizi çok bilmiyormuşuz bu maçlar aslında çok uzun sürermiş. 2. Saatte ve sadece daha 4.oyunda tam bu daha ne kadar sürecek acaba derken imdadımıza yetişen yağmura şükrettik. Maç iptal oldu biz de maç bitmeden çıkalım diye oğlanı ikna etme derdinden kurtulduk.

Ünlü kitapçı Barnes &Noble da en sevdigim yazarlardan Malcolm Gladwell’ın söyleşisine katılabildiğime ayrı sevindim. Arda’ya bir çırpıda okuyacağı romanları Corner Bookstore da buldum. O da sağ olsun ülkeden ayrılmadan bitirdi.

Manhattan Brooklyn arasinda tum trenleri kullandık hatta hızımızı alamayıp Coney Islanda da gittik. Atlantik Okyanusunun bu tarafından da ayağımızı denize sokmus olduk.

Biz döndük ama oğlumuzun aklı orada kaldı. Yıne geliriz söz dedik.

Sent from my iPhone

Eylül 3, 2014 Yazan: | Arda's travel, bizden haberler..., GEZGIN DOGANS, gezgindoganlar family trip rocks, seyahat | 1 Yorum

Gezi planını cocuk yaparsa

Arda’lı hayatın ilk yıllarında biz onu gezdirmiştik şimdilerde ise O bizi gezdiriyor.
Küçük yaşta cocukları olanlara hep diyorum, gezecekseniz simdi gezin, cocuk fikir beyan etmeye başlayınca ortalık karışıyor diye.
Mesela bizim seyahatlerde Arda 6 yaşına gelene kadar bizim dediğimiz yerlere gidilmiş, bizim listemizde görecek yerler görülmüştü. Tabii çocukla geziyoruz diye Tayland’da Singapor’da hayvanat bahçesi, Paris’te Disneyland vardı ama
ne zaman ki adam sporla ilgilenmeye başladı bunlar yetmez oldu.
6 yaşında tüm gun geçirdiğimiz Paris Disneyland çıkışında “..ama ben bugün hiç futbol oynayamadim!” diye hayiflanmasi sonucunda aldığımız top ile ertesi gun tüm Paris merkez parklarında futbol oynadık mesela. Romantik Paris’e yüz vermedik.
7 yaşında Atina’da bize tüm eski Yunan tarihi ve mitolojisini yılların deneyimli rehberi edasıyla anlattıktan sonra Akropolis karşısında sokakta futbol oynayan cocuklara karışmış, oyun sonunda bu adlarını bile bilmediği ve tek kelime dahi aynı dili konuşmadığı cocukları bir daha göremeyeceğim diye ağlamıştı.
O donemde arabamızda hep futbol topumuz vardı ve nerde bır yesıl alan görsek ınıp top oynuyorduk. Gerek kısa mesafe gerek uzun mesafe butun araba yolculuklarımızda durup top oynadığımız yetmezmıs gıbı Londra da  St. James Park’ta turistlerle de futbol oynamışlığı var.
O zamanlar futbolcuyduk sonra basketbol ile tanıştık ve artık en buyuk tutkumuz basketbol ve onun ile ilgili olan her şey. Artık basketbol topları fışkırıyor evden.
9 yaşındaydı aylar sonra memlekete gidiyoruz diye İstanbul’da arkadaşları toparlayalım dediğimiz de posta koydu. ” Siz masa basında oturup yiyip içeceksiniz biz çocuklar sıkılacağız” dedi buluşma basketbol maçına çevrildi, 25 aile çoluk çocuk basketbol maçı yaptık hatta küçük katılımcılara birer katılım sertifikası bile verdik. İşi ciddiye aldık yani.
Dost ziyaretine gittiğimiz Ankara’da, yazlığa diye gittiğimiz Ayvalık’ta
ve hatta cenazeye diye gittiğimiz Mersin’de kısaca herhangi biryerde kalışı 3 günden uzunsa sonunda kendine antrenman yapacak bir basketbol takımı bulmasına hiç girmiyorum bile.
Bu hafta New York’tayiz. 10 gun kalacağız.
Gelmeden once Yankee’s maçına bilet alınmıştı zaten. Ne ben ne de sevgili babamız Beyzbol ve American futbolunu bilmiyoruz, yaşadığımız ülkelerde de bilinmiyor. Bizim ki sadece meraktan öğrendi her iki oyunu da kurallar, takımlar, ünlü oyuncular..

Yankees Stadyumuna geldiğimizde yaşadığı sevinci görmek çok keyifliydi. Defalarca teşekkür etti getirdiğimiz için, aldığımız tişört için. Sayesinde hiç aklımızda yokken bir Home Run gormuş olduk, üstelik heyecanla yerimizden fırlayacak kadar durumu anlayarak.

Ah bir de Amerikan futbolu ve de NBA sezonu olsaydı..
NBA sezonuna yetişemedik ama heran tüm sokaklarında basketbol oynandığından emin olduğu bu sehirde bizim oğlan kendine katılacak bir antreman buldu tabii. Brooklyn’de bir parkta başlarında bir koç, zulada bir buzluk dolusu su şişesi ile basketbol oynayan çocuklara katıldı. Şimdi son 3 gündür antremana geliyoruz haftasonu turnuva varmis. New York gezi planı Brooklyn Sokak Basketbol kamp planına dondü.

20140724-085201-31921198.jpg

20140724-085202-31922173.jpg

20140724-085230-31950674.jpg

20140724-085255-31975762.jpg

20140724-085256-31976759.jpg

20140724-085254-31974955.jpg

20140724-085330-32010626.jpg

Temmuz 24, 2014 Yazan: | Arda's travel, bizden haberler..., GEZGIN DOGANS, Hobbies | , , , , , | 1 Yorum