Gezgin Doganlar

Zeynep anlatiyor

Şiir Şarkı Opera derken

Bir gün sınıfta öğretmen 5. Sınıf öğrencilerinden bir şiir yazmalarını ister. Bu şiiri istedikleri bir canlıya ve hatta cok sevdikleri oyuncak gibi cansız birşeyi anlatmak için kullanmalarını ister. Sınıfta şaşkın ama cin cocuklar şiir yazmak cok sıkıcı, şiiri onu yazan şairden başkası okumaz ki diye isyan eder.
Öğretmen ise öyle kolay pes etmeyecektir, peki söyleyin bakalım kimler pop müzik seviyor? Hemen eller kalkar havaya! Peki Rock! Ya Rap! Evet evet iste hemen hemen tüm parmaklar havada, öğrenciler şiirden kurtulduk diye hevesli, ama öğretmenin niyeti farklı. Henüz tüm eller havada iken anlatmaya başlıyor o sevdiğiniz müzik türlerinin hepsinde sözler var duyguları anlatan, hepsi özünde birer şiir ama müziğe uyarlanmış oldukları için siz şarkı diyor öyle zevkle okuyorsunuz. Klasik müzikte söz yok ama öğretmenim diyor bir tanesi, öğretmen de cevap çok; Eh o da senin icinde o şiiri yazdırıyor sana, başkasının sözlerine ihtiyacın yok diyor.
Bu Cloud Busting adlı kitaptan yapmaya çalıştığım bir çeviri, tabii kitap çok daha keyifli bir çocuk kitabı. Şiir yolu ile anlatılan arkadaş ilişkilerine dayalı bir kitap. Konusu da çok önemli olan bu kitaptan yine bahsederim ben ama burada anlatmak istediğim şiir gibi bana göre cok zor ve hatta ağır bir yazıyla duygulari hisleri istekleri arzulari anlatım metodunu ne de guzel anlatıyor, ulaşılabilir olduğunu gösteriyor olması.
Bana kimse müzik şiir nota ilişkisini böyle anlatmadı. Ne olurdu anlatsalardı derseniz bilemeyeceğim ama müzik ile daha erken yakınlaşmış olurdum fena mı.
Bu kitabı okumadan kısa bir süre önce sevgili Patricia’yi da alıp bir sinemaya gitmiştik. Dustin Hoffman’ın ilk yönetmenlik denemesi olan Quartet adlı filmi seyretmekti amacımız. Patricia yaşlılıktan, Basri alışkanlıktan ara ara uyusa da Arda ve ben zevkle ve ilgiyle izledik. Film aslında yaşlılar evinde geçiyor ve bu evde kalanların hemen hepsi müzisyen, klasik müzik sanatçısı kimi zamanında keman, piyano çalmış kimi ise söylemiş aryalar ve daha neler neler. Film ve konusu ayrı güzeldi umarım izlersiniz. Hatta izlediğinizde belki bu yukarda yazdığım konu ile benzediği yeri de farkedersiniz. Opera ile rap in aslında nasıl da aynı olduğunu sadece jenerasyon ve kültür farkından alakaları yokmuş gibi durduğunu görürsünüz.

20130213-210622.jpg

Şubat 13, 2013 Yazan: | zeynep'ce | , | 1 Yorum

İsviçre

2012 Aralık ayının son gunleri, 2010 kayak hikayeleri adlı yazıdan bu yana tam 2 yıl geçmiş ve de biz yine yeniden yollara düşmüş İsviçre’ye doğru gidiyoruz. Bu sefer hedef direk Bern’e gitmek ve de bir an önce kayak olayına girmek şeklinde. Tabii hasret de gidilecek.
Gidiş yolunda Fransa’da Laon adlı bir kasabada kalıyoruz. Kalıyoruz dediysem yanlış anlaşılmasın bu yolculuklarda sadece geceyi gecirmeye yonelik bir kalıştan bahsediyorum. Kullandığımız oteller en temel ihtiyacınız olan düz bir yatak, temiz çarşaflar ve temiz bir banyo tuvalet ihtiyacınızı karşılamaya yönelik oteller, Fransa da genelde otobana yakın yerleşim birimlerinde oluyorlar. Formule1adlı bu otell zincirinde 3 defa kaldık ve de gayet memnun ayrıldık. Asıl hedefe ulaşırken hiç zaman kaybetmeden dinlenebileceginiz bir mola yeri.
Neyse iste sabahtan yeniden yollara düştük. Fransa otobanları ile Avrupa’yi transit geçişini baya iyi çözmüş. Tabii parasını oduyorsunuz, herhalde toplamda 50€ falan tek yone vermişizdir. Yol kenarındaki mola yerlerini iki ayrı tipte yapmışlar birisinde yemek ve tuvalet ihtiyacınızı giderebiliyorken kuyruklarda baya uzun oluyor. Yok ben birsey almayacağım sadece tuvalete girip çıkacağım ve hatta biraz da bedavadan hava alıp ayaklarimi gerecegim derseniz ‘Aerial’ diye agaclar arasında bina olarak sadece tuvalet bloğu olan bir diğer mola mekanı yapmışlar, sen yeterki dinlen de kaza yapma.
Neyse efendim biz İsviçre’ye planladığımız saatten 1 saat geç olmak uzere vardık. Bu gecikme Ufuk ve Arda tarafından pek hoş karşılanmadı tabii ama önümüzde 7 tane 24 saat olunca idare ettiler.
Kayak olayı için bu sefer hazirlikliyiz. En basta ev sahiplerimiz bu konuyu çözmüşler ve zaten yolculuga daha çıkmadan hemen hemen tüm masraflar belirlenmiş öyle pek sürprize yer bırakılmamış durumdayız. Bu sefer Basri de yanımızda olunca arabalarla dağa çıkabiliyoruz. Ama aracımızın İngiltere’den geldiğini ve de direksiyonun yolun iç kısmında değilde dışarda olduğunu hatirlarsanız bu dağlardaki yolculuklar yer yer korkutsa da başardık heryeri gezdik.
Kayak merkezi olarak Zweisimmen’i secmistik, burada kayak okulu da var zaten bizimkileri ozellikle Fulyayi taniyorlar. Pazartesi’nden itibaren herkes gruplarında kayak olayına başlıyor ve 4 gün boyunca tüm gün kayıyorlar. Tüm gün dediğime bakmayın sabah 8:30 ile ogleden sonra 3:30 arasi kayak zamani sonrasinda evde oyuna zaman kaliyor. Hava yumuşak ve güneşli ve kar kaymaya elverişli, tek sıkıntı son kayak gunü yağan yağmur ama o kadar olurmuş.
Dağlarda agaclarda kar, berrak göller ve nehirler derken bir kez daha hayran kalıyoruz İsviçre’ye. Peynirleri ve çikolataları ile bu doğadan yararlanmayı çok iyi biliyorlar. Dağda arabayla çıkarken korktuğumuz yerlerde yürüyenler ve hatta bisiklete binenler var.

Biz Basri ile kaymadık ve de bol bol cevreyi gezdik. Interlaken,Zürih, Luzern ve tabii Bern arasında en çok Luzern’i beğendik. Emmental ve Gravuer peynirlerinin yapılış koylerine ve de fabrikalarına gittik. Çikolataciya da gittik.
Cok cok keyifli bir geziydi ve de 2013 yılı tatil planini yaptik bile. Arda’nın yeri tamam ama Basri ve benim icin durum oyle degil, kayak yapmayacaksanız kış tatiline gelmeyin dedi evsahipleri. Haklilar tabii biz kaymadigimiz icin onlari da engellemis olduk.
Şimdi ben bu durumu değerlendirip kayak olayına Basri’yi de katmayı planlıyorum. Kayak hikayelerimiz burada bitmemeli değil mı?

20130204-214328.jpg

20130204-214353.jpg

20130204-214424.jpg

20130204-214504.jpg

20130204-214544.jpg

20130204-214659.jpg

Şubat 4, 2013 Yazan: | bizden haberler..., GEZGIN DOGANS | , | 1 Yorum