Listen kadar konuş 🤷♀️
2023’e gireli oldu bir 6 ay, sosyal medyada gündemi taşıyan, kullanıcıyı takip eden tüm uygulamaların çalışanları için önemli bir döneme girmiş olmalıyız.
2022 sonundan hatırlarsanız nasıl listelerle tamamladık.
Her bir yanımızdan bu yıl neler yaptınız listeleri çıktı önümüze. Yılın o 365 gününün bilançosunu yaptırdı sosyal medya, en çok kiminle görüştün, en çok hangi müziği dinledin, hangi araca bindin şeklinde yıllık listeler.
Sonra hiç utanmadan arlanmadan paylaşsana hadi görsün herkes diye gaza getiriyor seni bir de.
Bütün bu verileri üzerimizde taşıdığımız elektronik aletlerden, girip çıktığımız digital sosyal ortamlardan topluyor. Digital ayak iziniz diye önümüze koyuyor sonra da. Benim bildiğim ama çoğunu kullanmadığım daha başka bir çok uygulama var, yürüdüğünü yediğini uyuduğunu ve hatta kadınsal döngünü takip eden.
Bana bu sene neler dinledin listesi yapmadi Spotify, nerelere kimlerle gitmişşsin sen bakayım dosyasını da FB yollamadı. Önce bir neden acaba dedim, öyle ya digital olarak kayıt yapmamışsan hiç yaşamamış olabilirsin!
Herkes gibi ben de bu geçtiğimiz bir sene içinde indim çıktım tepeleri huzur yaylasında yürürken ya da mutluluk heyecanı denizinde yüzerken. Dijital kayıt yapmadıysam da dijital teknolojiyi kendi amacıma kullandım bol bol. Heryere yetişmeye çalıştım sanki oturduğum yerden, yetiştim gibi hissettim.
Ama benim bu sene dinlediklerimi sadece ben dinledim, sanırım o yüzden öyle çok çalanlar dinlenenler listesine adlarını yazdıramadılar.
O yüzden de listemi ben yapayım dedim.
İlk önce yanıbaşımda herhangi bir teknolojik alete yapışık olmadan dinlediklerimden başlayacağım.
Sıranın başını kocam alıyor; son beş yıllık döneme göre iki başımıza geçirdiğimiz günler 2022 yazından itibaren giderek azaldı ama uzun uzun yürüyüşlerin, inişli çıkışlı tonlamalarının hararetine bir de havanın neminin ya da rüzgarının yönünün yarattığı basınç eklenmesinden etkilenerek yapılan uzun sohbetlerde genelde dinleme sürem konuşma süremden daha uzun.
Sonrasında büyüklerimi dinledim. 2021 Mayıs 2022 Temmuz arasında Türkiye’de yaşayınca yanıbaşımda olan annem, babam ve kayınvalidemi bol bol dinledim. Her birinin beklentisi, ihtiyacı, aldığı ve verdiği ayrı önemli olan bu sohbetlerde dinlediklerim konuştuklarımdan çok olsun isterdim, becerebildim mi bilmiyorum. Umarım onların hayal ettiği kaliteyi verebilmişimdir.
Yanıbaşımda olup da beni dinleyenler de vardı çok şükür ki bence bu çok daha önemli bir liste.
Ezgi ve Fulya var mesela, beni en çok dinleyenler listemizde baya baya yukarlarda, bu sene. Teker teker ya da üçümüz beraberken, Türkiyenin çeşitli köşelerinde, karda kışta, buz gibi soğukta ve deli sıcakta, susuyor olsan bile konuşmanın akışında olduğun o harika ortamlarda. Ben de dinledim onları, yani öyle olduğunu düşünüyorum. Eşit dağılım yapmışızdır umarım, hep onlar beni dinlememiştir değil mi? Ama öyle iyi geliyor ki insanı dinleyecek birinin olması.
Kocam dinledi beni, konuşma sıram gelince artık kendi istediklerimi dinletebildiğim aşamaya gelmişim bak bu benim için bir çeşit Nirvana.
Teknolojiden yararlanıp, yanıbaşımda gibi dinlediklerim sırasının birinciliğini paylaşıyorlar Arda ve Funda. İstanbul trafiği sağolsun belirledi uzunluğunu Funda ile günlük görüşmelerimizin, dedim ya teknoloji sağolsun hiç mi kesilmez😉
Oğlumu dinliyorum gözlerim kapalı, onu dinleme kısmı bu konuşmalarımızda daha bir keyifli, umut ve heyecan verici oluyor. Bak istese bu kaydı verebilirdi bana WhatsApp ya da Facetime. 2022 de en çok kiminle görüntülü arama yaptınız listesi. Gerçi liste uzun değil, ama her bir görüşme oldukça uzun, bilmiyorum listeler için süre mi yoksa sayı mı önemli.
Bu arada gerekli gereksiz yerli yersiz fotolarımız da olmuş tabii, FB da onları toparlayıp getirir dedim ama öyle sanal dünyada nefes alanların dosyalarından çok daha kısa olunca o da gelmedi.
Gidip gördüğüm, gezdiğim deneyimlediğim heryer her şey iyi ki yapmışım, varsın FB beni yeterli görmesin. 2021 ve 2022 yıllarının seyahatleri hep bir son dakika kararı, haydi hop rastgele şeklinde çıkılan yolculuklarla dolu. Yolun üstünde ya da yakınında bir eş dost akraba varsa direksiyonu o tarafa kırarak yapılan güzergah değişikliklerinden yararlanıp nerde akşam orada sabah gezilerinden oldu bu sene. Yoldan arayıp, geçiyorduk uğrayalım deyiverdiğimiz dost ziyaretlerinde dur FB için foto çekeyim demiyor insan, anı yaşıyor keyfine varıyor. Ne güzel insanlar biriktirmişim diye mutlanıyor.
Peki bu sene sıklıkla cevaplamak zorunda kaldığınız sorular listesi oluyor mu acaba?
Benim sadece bu son sene değil ama son iki senenin tartışmasız en çok maruz kaldığım ve içtenlikle sorulduğundan hiç şüphem olmasa da cevaplamakta artık yorulduğum sorusu eve dönmek nasıl? Bu iki senede evin neresi olduğunu tanımlamamız gerekti ama hala tam bir karar varamadık biz bu durumda nerden nereye gittiğimiz ya da döndüğümüz bir muamma. Ama ülke bağımsız herkesten gelen ortak soru, eve dönmek nasıl bir şey Mersindekiler de Twyford’dakiler de taşındığımız zaman aynı soruyu sordular biz de aynı şekilde cevapladık, şimdilik iyiyiz.
Sene sonlarının neler yaptınız listelerinden sonra en gıcık ikinci listesi de yeni yılda neler yapmak istersin listeleri. İlginç olanı FB ve Spotify bu sene için öngörü listesi yapmıyor, her şeyi senden bekliyor, malzemeyi alıyor senden sonra ortaya karışık bir yeni icat ile çıkıyor karşımıza.
Ben yeni yıldan bir şey bekleyerek girmiyorum, bakalım neler yaşayacağım şeklinde oluruna bırakıyorum sanırım. Benim dilek ve beklentilerim daha çok Hıdrellez akşamını bekliyor. Hatta Hıdrellezden bir kaç hafta sonra canım bir şey dilemek istese daha kaç defa uyuyacağız hıdrellez icin acaba diye hayıflanıyorum.

Pasaport..bilet..adaptör
Klimalar biraz önce çalışmaktaydı ama şimdi çalışmıyor, neden olabilir ki?
Önce elimizdeki kumandanın düğmelerine basıyoruz, tık yok!
Ne kadar süre geçiyor bilemiyorum, çok değil ama kesinlikle hemen denilecek kadar az da değil,aklıma biraz önce kapattığım iki tane elektrik prizi geliyor. Öyle ya evin o odasını kullanmayacaktık ve çocukluğumdan kalma tasarruf kuralları ile onları kapatıvermiştim. Bu, prize elektrik gelsin-gelmesin diye konulan anahtar kontrolü sadece Birleşik Krallık Standartlarında olan bir ek güvenlik, bu kadar yer gezdim British Standart kullanılan yerler haricinde bu sistem yok. Gerekliliği tartışma götürür ama eğer alışık değilseniz alet mi bozuk acaba diye kesin telaş yaparsınız.
Koşup açıyorum o anahtarları ve ta-da! klimalar yeniden çalışmaya başlıyor.
Klimaların çalışmasını çok da sevmiyoruz aslında ama sonuçta kullanacağımız kesin, kaçış yok, hava nemli ve sıcak. Üstelik kalmakta olduğumuz evin öyle ifil ifil esecek, hatta arada cereyan yapacak dereceye gelebilecek esintiye maruz kalacak karşılıklı iki penceresi bile yok. Ev büyük ihtimalle binanın dükkan katının eve döndürülmesi ile dubleks daire haline gelmiş. Zaten farkettik ki kentte özellikle bizim kaldığımız bölge olan Valetta bölgesine kentsel dönüşüm gelmiş, birçok eski binanın duvarında bir dışını bozmadan içini yeniden yapmaya yönelik insaat izin ilani var, eski binalar turistlere yönelik odalara çevrilmeye başlanmış.
Bizim tuttuğumuz evin kapısı da zaten dükkan kapısı gibi, hani yaz aylarında at önüne iki tabure, salla zarları oyna tavlanı türünden, yüksek tavanla birleşen iki kanadı ile ardına kadar açılabilecek ahsap kapılardan ama tabii renovasyon sonucunda edepli, tek kapı açsak da olur hale gelmiş. İki yan kanadının üst bölmelerine pencere yapmışlar, yine ahşaptan olan kapakları açınca eve ancak ışık giriyor.
Bu girdiğiniz kapıdan ilk önce mutfak ile karşılaşıyorsunuz, göreceli geniş bir boş alandan geçip üst katta ki kapısız yatak odası bölmesine geçtiğiniz gibi bir de aşağıya ana yatak odası olarak planlanmis mahzene inen merdivenlerle karşılaşıyorsunuz. Mahzen tabii güzel bir odaya dönüşmüş, bir de duş/tuvalet banyo eklenmiş mekana hatta çamaşır makinesi de içinde olacak şekilde küçük ama ferah olmuş.
Evdeki ikinci pencere alt kattaki banyoda. Olması gerekenden daha bile büyük ama çok da ışık almıyor.
Evden ilk dışarı çıktığımda dışardan bu pencere nereye bakıyor acaba diye aranıyorum, fakat bulamıyorum, kot farkı ile ne tarafa açılıyor anlaşılmıyor. Eve dönünce ilk iş içerden açıyorum ki karşıma bir küçük termosifon çıkıyor, şaka gibi. Pencere yolun altında kalan bir boşluğa açılıyor ve bu alanın yol ile buluştuğu yerin üzeri bir mazgal ile kapanmış. Neden güneş enerjisi kullanılmıyor ki diye düşünürken şöyle bir de soru geliyor aklıma, bu termosifon aslında dış cephede korunmasız olarak duruyor. Yani üzerinde bir tel ızgara var ama sonuçta yağmur suları toplanmayacak mı acaba bu mazgalda? Biz varken yağmur yağmasın bari demekten başka bir çarem yok sanırım.
Malta’nin eski bir Birleşik Krallık kolonisi olduğu düşünülünce prizinden, trafiğine bir küçük İngiltere olmasına şaşmamak lazım.

Tüm devlet yazışmaları ve işlemleri İngilizce. Oysa halkın kendi arasında kullandığı dil farklı, orjinali Arapçadan esinlenmiş Maltaca dilinde gırtlaktan gelen sesler var, ancak yazıda kullanılan alfabe Latin alfabesi. Wikipedianın dediğine göre de Maltaca söz varlığının yaklaşık üçte birini Arapça kökenli kelimeler oluşturuyor ve bunlar genellikle günlük hayatta kullanılan temel kelimeleri kapsıyormuş. Yakın komşu Sicilyaca ve İtalyanca da katılımı ile Malta ve kardeş adacıkların kendine özgü bir dil oluşmuş ama hemen herkes gayet iyi İngilizceyi de konuşuyor. Hatta öyle ki ülkenin önemli gelir kaynaklarından biri de İngilizce dil okulları.
Malta ülke olarak üç adadan oluşuyor ve renklerden gidecek olursak en sarısı büyükçe olan Malta adası en yeşili de Gozo adası diyebiliriz. Adanın doğal coğrafik yapısı, uzun yaz ayları söz konusu olunca binaların ve tarihi eserlerin hemen hepsi bu bal rengi taştan yapılmış. Binaya rengi veren sadece canlı renklere boyanmış kapı ve pencere ahşapları.

Zaten tarihi evlerin içinde yaşıyorlar, kale surlarının arasından trafik akmaya çalışıyor. Tarih ve bu tarihe dayalı turizm adanın en büyük gelir kaynağı olunca da bu tarihi korumak ve yaşatmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Kalmakta olduğumuz Valetta bölgesi çok değil bir 20 sene önce evsizlerin ve yakındaki tersanenin genelde kaçak işçilerinin mesken tuttuğu, tekin olmayan bir bölge iken hükümetin gentrification-kentsel nezihleştirme programı sayesinde kısa sürede bugünkü gözde turizm ve yerleşim yeri haline gelmiş.
Evsahibemiz Chou, Şu diye okunur, özellikle bu bölgede 15-20şer kardeşten oluşan koyu katolik ailelerinin yüklü miras intikal vergileri yüzünden ilgilenmedikleri evlerin de bu program sayesinde paylaşılmasının kolaylaştırıldığını ve sonucunda da evlerin bakıma alındığını bir çırpıda bir aksam vakti evinin önünde karşılaştığımızda ayaküstü anlatıveriyor.
Ayaküstü yaptığımız sohbetin sonunda bizi kendi gittiği lokal puba yolluyor, pubın sahibi Bertu’ya selamımı söyleyin demeyi de ihmal etmiyor. 4 gece sonunda yeni bir yere gidiyoruz diye heyecanlanıp bir hevesle Vinos’a vardığımızda

farkediyoruz ki geldiğimizden beri dönüp dolaşıp kendimizi kah sabah kahvesinde kah aksam içkisinde hep aynı sokakta bulmaktayız. İşte yalınayaklı Bertu’nun Vinos’u da burada ve adadaki diğerlerine çok benzese de bizce en şirini olan ve her ne kadar adı St John caddesi olsa da bizim için merdivenli sokaktaki 3. favori mekanımız oluyor
Masaya oturup da kendimizi tanıtırken Bertu güleryüzü ile hemen uyarıyor ve merdivenli sokakta nasıl güvenli oturulur hatırlatıyor,sırtını aşağıya verme diyor! bir kez daha adada misafirperverliği ve içtenliği hissediyoruz.
Genel anlamıyla adanın tüm sokakları daracık, mesela Mdina bölgesine giderken kullandığımız otobüsün şoförüne hayran kalıyorum, her biri birbirinden küçük dönel kavşaklarda ileri geri yapa yapa sakin ve kararlı ilerliyor gün boyu.Dar caddelerdeki trafikte boğulanlar Valetta bölgesindeki denize bakan sokakların merdivenli olmasının keyfine varmayı da çok iyi biliyorlar. Günün değişik saatlerinde bu merdivenlere atılmış masa ve ya minderlerde servis yapıyor restoranlar,café ve publar.
Başından sonuna 4-5 ayrı restoranın paylaştığı kısacık ve de daracık bir sokakta canlı müzik yapacak olan sanatçı ekip kendilerine sokağın karşılıklı iki duvarı arasına yapılmış balkonu seçmiş, aşağıdaki masalara çalıp söylüyor mesela.
Esnafın çalışma saatleri de bir garip, sabah 08:00-16:00 arası çalışan memurlar, bankalar ve onlara hizmet eden café, restoranlar var. Bir de 13:00-16:00 arasında siesta yapan esnaf var. Akşam yemeğine 20:00’den sonra çıkıyorlar ama saat 18:00’da da yiyecek yer bulabiliyorsunuz. Hemen her saatte acık bıryer var, İtalya’da Modena’da başımıza geldiği gibi aç kalmanız imkansız yani.
Evin önünden geçen araçta Modern Talking-Cheri Cheri Lady çalıyordu da hatırladım. Bunu söylemeden bitirmek olmaz, bu ülkede müzik 80li yıllarda kalmış. Geldiğimizden beri sanki Stüdyo54 karma kasetini dinliyoruz tüm ada, şarkıların sıralaması bile aynı.
Dışardan gelen bu müzik sesi havanın hafiflediğini ve artık akşam yemeği için hazırlanmam gerektiğini hatırlatıyor. Ütüyü elime alıyorum, o da ne ütünün fişi Türkiyedeki gibi ikililerden ancak biraz önce de bahsettiğim British Standartına uygun yanı 3lü girişi var. Kısacası ütü var ama evde kullanabilmek için adaptör gerekiyor.
Neden bu işlerde tek bir standart yok ki? Amsterdam’a taşındığımızda da evdeki hiçbir eletrikli aleti adaptörsüz kullanamadığımızı farkettik mesela, oysa Dubai-İngiltere geçişlerimiz ne kolay olmuştu. Amsterdam’da kısa süre kalıncada hiç bir aleti yenileme fırsatımız olmadı ve aynı adaptör sıkıntısı Türkiye’de de devam ediyor.
Evi taşımış olunca daha kalıcı çözümler buluyor insan ama turist olarak 3 günlüğüne gittiğin bir ülkede şaşkına dönmek işten değil.
Bu durumda da tabii o ülkede hangi elektrik fişini kullanacağız diye tasalanmak, adaptörleri aldığımızdan emin olmak, pasaport ve biletlerin yanısıra gerekli elektrik teçhizatını da unutmadan yola çıkmak önemli hale geliyor benden söylemesi.
2010 Kayak Hikayaleri
Efendim nerde kalmıştık. 2010 da Belçika Almanya derken İsviçre’ye Bern’e vardik. Burada abimlerde 1 hafta kalacağız.
Kesin kararlıyiz kayak yapacagiz. Ancak cevreyi yolu yordamı bilmiyoruz. Bildigimiz ( yani benim israr ettigim) teksey daglara arabayla çıkmayalım karda kista! Basri 3 günlüğüne Mersin’e gitmiş oldugundan bir kisi az olduk ama hala tek arabaya sığmıyoruz.
Neyse sabah bir heves tren saatleri falan bulduk ve yola çıktık. Abimin elinde bir bavul icinde onların kasklari, batonlari falan var. Fulya ve ben oğlanları ve kayakları aldık düştük yola. Tramwayla tren istasyonuna, tren aktarmaları ile de kayak yapacağımız yere vardik. Ama bu o kadar kolay olmadı yani boyle bir cümlede yaziverildigi gibi olmadı tabii. Biletleri çözmeye çalıştık:

Öğlen saatlerinde Kayak yapmayı hedeflediğimiz yere vardik. Ancak benim ve Arda’nin kayak alet aksesuar ve kıyafeti olmadıgı icin bunları bulmaya çalıştık. O anda yapılan alışverişlerde pazarlık yapma şansınız olmaz malum.
Botlari kiyafetleri kayaklari kasklari aldik ustumuzu degistirdik.1 İsvicre frangi ile calisan dolaplara emanetlerimizi biraktik ve de kayak yapilan zirveye cikmak uzere haziriz.Neyse sonucta saat 1:30 itibariyle öğretmenimizin onundeyiz. Fulya’ya, Arda’ya ve bana ayrı ayri öğretmenimiz var.
Abim ve Mert ile Ufuk bizden ileri seviyedeler.
Cok cok keyifli ama bunun bir de dönüşü var diye düşünmeden edemiyoruz.

Aksam dönerken emanetlerin bir kısmını bırakıp ertesi güne daha hafif gelmeyi başarıyoruz. Evet yarin yine gelecegiz!
Tıpkı diger kayakcilar gibi haziriz bu sabah.

Tam bir eziyet idi gidiş ve dönüş ve ne kadar acemi oldugumuzu anladık. Ama kayak olayının kendisi cok keyifli idi malum.
Fulya usta bir kayakci olmus, Ufuk madalyalarini topluyor, abim ve Mert de keyifle kayiyorlarmis.Bildigim kadarıyla bir daha kayak merkezlerine ulasmak icin tren kullanmadılar neden acaba?
Biz mı? Biz yine gidicez benim gönlüm orada kaldi. Ama herhalde arabayla gideriz!
Mamma Mia- 24 Kasim 2008
Bugün 24 Kasım 2008. Hemen hemen iki ay önceden planladığımız bir buluşmamız olacak arkadaşlarla, Mamma Mia adlı ünlü müzikali görmeye gidiyoruz. Sırf hanımlardan oluşan grubumuz yavru kuşlarını emin ellerde (babalarına )bırakabilmeyi başarmanın verdiği mutlulukla bir heyecan Londranın yolunu tutmuş çoktan
Bu özel günün planını hemen hemen iki ay önceden yaptık. Bir Eylül akşami Hatice nin evinde yaptığımız , piiama partisinde
karar vermis ve de hemencecik takvimlerimize işaretlemiştik (bu ülkede takvimler ve önceden planlamak çok önemli) 24 Kasım, hem herkese uyan tek gün hem de Hatice’nin doğumgünü için ideal bir kutlama olur![]()
Neyse müzikal Londra’da ya biz 5 bayan Oxford tan Banu, Surrey den Fusun , Maidenhead ten Fıgen, Windsor dan Hatice ve Twyford tan ben çeşitli tren yolculukları ile Londra’ya ulaştık. Müzikal öncesi bir şeyler yemek için TGI Friday’s te oturduk, bu arada ekip Londradaki elemanımız Canan’ında aramıza katılması ile tamamlandı. Garsonunda yardımıyla gırgır şamata bir yemek yedik, evet biraz da içtik![]()
Bir heyecan tiyatroya giriyoruz.Cok uzun zaman olmuş benim için şöyle güzel bir oyun seyretmeyeli değil ki kaliteli bir müzikal. Acaip mutlu ve heyecanlıyım. Konusunu bile bilmiyorum( filmini ısrarla seyretmedim) ki bunu seviyorum, bir beklentim yok orada olmam yeterli benim için.
Bu hislerle başladığım müzikalden muhtesem bir gösteri izlemiş olmanın mutluluğu ve de tatmini ile çıkıyorum. Gerçektende oynayanların performansı takdire değerdi. Komik ama ben Mamma Mia ve ABBA nın eserleri ilişkisinden bile habersizdim, yıllardır orada burada dinlediğim şarkıların birbiri ardına söylenmesi ayrı bir güzellikti… Bu arada Füsun bize en ön sırayı baya uygun bir fiyata bulmayı da basarmıştı ama açıkçası orkestranın hemen yanında oturacağımızı da hiç tahmin etmemistik. Böylece gösteride rol alan herkesi görmüş olduk. Hatta sahne altında yer olmadığı için ayrı bir oda da olan baterist ile orkestra şefinin birbirlerini kameradan izlediklerini de görmüş olduk….
Çıkışta günlük monoton yaşantımızdan farklı birşeyler yapmış olmanın dayanılmaz hafifliği ile evlerimize yine çeşitli tren yolculuklarını kullanarak dilimizde şarkılar aklımızda yine yapsak ya düşünceleri ile döndük.![]()
En büyük ve en iyi iki arkadaşımız buradaydı !!!
Ezgi Bebek bize geldi… Pembe Kiz…
Merhaba
Bayramda bize guzel bir kiz geldiJ) Pembe Kiz ya da Ezgi Bebek adiyla da biliniyorJ) Biz onu cok sevdik… Hatta Arda bizim olsun dedi, yanlis anlamayin hemen spekulasyonlara kapilmayin derdi kardesim olsun degil, Ezgi yi istiyor. Ama Nurcan yenge bize vermedi kizini, ee Tamer i ver dedi Arda , ama onu da vermedi.. Napalim biz de Bursa ya gider oynariz onlarla… Sonra ilerde zaten birbilerini nerde olsa bulurlar degil mi?
Ezgi yi biz ilk defa gorduk.Yani Basri Bey Amca nin birkac kere gormuslugu vardi ama Arda ve Bana kismet olamamisti, oyuzden de cok onemli idi ilk tanisma ani.. ve uzun bir bekleyisten sonrahavaalaninda pusetinde gordum kucuk hanimi…baktik once soyle bir uzaktan.. Aman sen ne guzelsin deyip kucagima alinca sesini cikarmadi bakti uzun uzun, sonra ona “sen mi beni YENGE yaptin bakiim “ deyince gulumsedi kerata.
Sabah Arda ile karsilasmalarida ayni guzellikteydi.. Arda gercekten abi olmus, sarip oksarken incitmemek icin elinden geleni yapti… Ezgi de abisini sevgiyle yemek icin ugrastiJ)Ben bebeklerin kendilerini seven kisileri anladiklarini dusunuyorum, genelde yanilmiyorumda… Galiba pozitif bir enerji aliyor cocukJ)
Valla arkadaslar bilenler bilir cocuklar buydukce anne ve babalar ilk zamanlarini unuturlar. Hatta bazen oyle yorumlar yaparlar ki sanirsiniz onlarin hic bebekleri olmamis, o cocukta onlara oyle gelmis direk 4 yasinda baslamis beraberlikleri… Ama galiba bu doganin bir oyunu, ilk basta cektiginiz eziyeti unutacaksiniz ki yine yeniden bebek yapabilesiniz. Neyse iste bizde bu dogal dengeye ayak uydurup ilk gunlerimiz unutmusuz, sonra tam ilk yilin son aylarini da unutacakken Ezgi bize geldiJ) Itiraf etmeliyim guzel kizim hic zorluk cikarmadi.. Hic huysuzlanmadi . Turkiye saati ile Dubai deki gezilere ayak uydurmaya calisti. Yani hersey yolundaydi. Yanlis anlamayin Ben unutuyordum derken benim anlatmak istedigim asama bebislerin aanelere ve babalara cikardigi dertlerini degil babalarin annelerin olmayacak seyleri bile dert ettigi halleri unutuyormusum. Saglikli, sesi solugu cikmayan minicik bir bebegin ogrenmek adina yaptiklarini iste ne bileyim. Mesela Basri nin bana ne kadar yardimci olabildigini hatirladim ve de ikinci cocuk defterini kapattim bilmem anlatabiliyor muyum…, tesekkurler Ezgi…
Simdi anneler babalar hep konusuyor ben EZGI yi konusturucam biraz…:
“…. Mesela..masada ne varsa cekip bakmak ogrenmem icin cok onemli…ee bu arada dusup kirilmissa benim sucum mu ne yapalim ogrenmek hicde kolay bir sey degil hele ucuz hic degil…( Dubai de gittigi 5 restoran da 4 tabak; Sansli restoran Chilli s de vukuatimiz yok)
Sonra sirf buyukler istedi diye arabayla bilmem nerelere gitmek cok mu sart. Ben gitmek istemiyorum diye mizildandim duyuramayinca da cigiligi bastim ne yapalim sizde acele etseydiniz, daha kisa mesafelere gidin benimle..diye yirtindim .. Bak Basri amcam Babami Fujierah ya goturdu, yengem dediki uzak orasi Ezgi dayanamaz sikilir diye ne iyi etti, bende evde Annemle kaldim. Banyomu yaptim Arda Abim beni cok guldurdu, Anu abla bana N oldu canim dedi.Anu ablanin rengi biraz koyu ama benim icin onemli degil, beni seviyorJ)Arda abimi yakalayip yalamaya calistim, neden mi cunku cok sevdim ee bir de tadina bakayim dedim hani benim yasim geregi hersey agzima koymam gerekiyor ya iste onun icin olmadi ama elimden geleni yaptim. Saolsun abimde bisey demedi, galiba tirnaklarim uzunmus biraz cizmisim yuzunu ama olsun hic kizmadi, beni seviyor galiba…J)(fotograflardan gorebilirisniz nasil yemeye calistigimi)
Sonra Zeynep yengem beni tasimaktan yoruldu galiba illa da beni bir yerlere oturtmaya calisti benim icin daha iyi olacakmis emeklemeliymisim ama ben kucakta daha hizli ulasabiliyorum istediklerime, bilmiyorum bu emekleme isini dusunmem lazim… Gerci kucakta da beni tasiyan kisinin eli karnima basinc yapiyor cok da rahat degil ama neyse iste deneyecegiz bakalim…
Basri amcam da beni sevoyor biliyorum, ama muhendismis kafasi pek almadi benim gunluk programimi daha dogrusu annecigimin benimle bu kadar ugrasmasini ama dedim ya iste muhendisler boyle oluyomus Zeynep yengem cok onemli degil ; Arda abinle de aynisi olmustu ama buyuyunce cok eglenirsiniz beraber dedi, bakalim gorucez…
Hani hic biryere gitmedik de demiyorum canim galiba hemen hemen butun alisveris yerlerine gittik, sonra bir de THAi lokantasina gittik, ama babam cokm sevmedi garip bir tadi olan birsey yemis bu ne yaa diye soylendi durdu butun aksam…Sonra o unlu col olayina da giremedik annem daha once yapmis, babam da beni birakmak istemedi,-ya dab en oyle olduguna inaniyorum ne var…
Aaa artik gitme zamani gelmis, bavullar hazirlandi.. Aman bisey unutmayalim diye kosturdular, sonra yol boyunca dedikodu ettiler kimler neler unutuyor diye sonra ne olsa begenirsiniz en onemli seyi unutmuslar. Yok Yok beni degil benden sonraki ikinci onemli sey CANTAM… Neyse Arda agabeyim ve Anu evden havaalanina kadar getirdiler, sagolsunlar.. O canta olmazsa nasil yemek yerim, mamam, bezlerim herseyi orda.. Cantasiz cikmam ki… Acemilik iste… Daha cok seyahat etmeliyiz ki alissinlar… Simdi nereye gidiyoruz.. Aa Anne lutfen Arda abimin de oldugu seyahatler yapalim o beni cok gulduruyorJ)….
Iste boyle bence Ezgi bebek bu seyahati boyle yorumlamis olmali…
Biz cok eglendik, ozellikle evimize guzel bir kiz gelmeyeli cok olmustu. Insan niyet ederken neler dusunuyor oyle mi gelelim, cocukla zor mu darken bazen vazgeciveriyor.. Ama bence yanlis zamanla o zorluklari unutup gidilip gorulen yerdeki guzel anlari hatirliyorsunuz, hem hele birde calisiyorsaniz aslinda o tatilde sizde cocugunuzla tanisiyorsunuz… Ben oyle dusunuyorum ve yapiyorum.. tavsiye ediyorum…Seyahatten sakin Vazgecmeyin…
Yaptiklarim yapacaklarimin garantisidir…
Tesekkurler Nurcan Yenge ve Tamer Amca… Vazgecmeyip geldiginiz icin.. Bize bu guzel Pembe Kizi getirdiginiz iicin…Bizim icin zevkti… Yine bekleriz…
Hepinizi bekleriz…
Siradaki…
Dogans& Dogans in Dubai
Bayramda Arman lar bize geldi:))))
Merhaba gunluk/space
Nasilsiniz?
Bayraminiz iyi gecmistir umarim herkesin. Bizim icin cok iyi gecti ve misafirlerimiz vardi Alper Dayi; Fulya Yenge ,Mert abi ve de Ufut bize gelmislerdi:)) ve onlar icin de oyle oldugunu dusunuyorum.Gittikein de butun gun mahzun bir Arda vardi evde,bende calisiyor oldugum icin ilgilenemedim neyse sonra oyun alanina gitmislerde kendine gelmis.
Bayram icin Dubai ye gelen kuzenlerini cok iyi agirladi Arda, ortalama 2 saate bir tartisma dustu ama fazla uzamasina izin vermediler ve buyuduklerini gosterdiler bize. Oyuncak seciminde ki makul davranislari,uzaklara sirf birkac renklibalik gorucez diye gitmeyi Kabul edip yolda hakli olarak mizildansalarda sonra tesekkur etmeyi bilmeleri:)) Sonra Chilli s te guzelce yemeklerini yemeleri cok guzeldi. Kosulabilecek bir ortam varsa hic kacirmdilar. Sonra kucukler midilli at ve deve ye (ki beni de bindirdiler) binerken Mert buyukler kadrosundan 4×4 le colde tur atti indiklerinde cok hoslarina gitmis oldugu anlasiliyordu, yanliz Fulya nin bu turdan 4 saat sonra "ben aslinda bu tip seylerden korkarim nasil oldu d bindim ben ona" demis olmasi daha guzeldi:))
Donus ucaginda tipki geliste oldugu gibi ICE sisteminin olmasi icin dua lar ederek gittiler.
Geldiginiz icin tesekkur ederiz…
Yine bekliyoruz sizi…
Bekliyoruz hepinizi….
Opuyoruz…
Dogansindubai…
bu bayram da bitti:((
Aralik 2005 Istanbul Cikartmasi
-
Arşivler
- Ağustos 2025 (2)
- Haziran 2025 (1)
- Mayıs 2025 (2)
- Nisan 2025 (1)
- Haziran 2024 (1)
- Şubat 2024 (1)
- Mayıs 2023 (1)
- Mart 2023 (1)
- Ocak 2023 (1)
- Kasım 2022 (1)
- Ekim 2022 (1)
- Eylül 2022 (2)
-
Kategoriler
- #biryazihareketi
- #relocation
- #tasinma
- amsterdam
- Aralik 2009
- Arda's travel
- bizden haberler…
- bu kitabi okurken neler hissettim/dusundum
- Entertainment
- GEZGIN DOGANS
- gezgindoganlar family trip rocks
- Hobbies
- Hollanda
- Kasim 2009
- kissadan hisse- derlemeler
- roadtrip2019summer
- seyahat
- Taşınma
- Turkiye seyahatleri
- Uncategorized
- zeynep'ce
-
RSS
Entries RSS
Comments RSS






























