Çayımın şekeri
Evimizde misafirlerimiz var, bizim liseden can arkadaşımız olan anne kaynaklı 20 yıla yakın bir aile dostluğu var ama çocuklar ilk defa bu kadar uzun zaman geçiriyorlar birbirleri ile.
14, 9 ve 3,5 yaşlarında 3 oğlan ve de tabii bizim 11,5 yaşındaki abi!
İkinciler hızlı gelişir, birincinin harcadığı zamanın yarısını bile harcamaz derler ki hani oyun parkında anlarsınız kim ilk kim ikinci çocukmuş diye. Şu kısa beraberlikte tecrübe ettik ki üçüncüler o süreyi bile harcamazmış! Sanırsınız en yakındaki abi-abla ile arasında yaş farkı bile yok. Tek fark o küçüklere ve küçüklüğe özel hak olan yerli yersiz ağlama diretme rutinleri ki onunda sonuna geliyor farkında.
Çocuklarla diyalogda olan bir insan dinlemeyi becerebilse ama en önemlisi aslında birazcık durdurabilse kafasındaki diger sesleri oyle dinleniyor ki.
Arda 4 yaş itibariyle çektiği ilk fotograflar oldukça ilginçti, farkettik ki bizim o acıdan çekebilmemiz icin eğilip bükülmemiz, çömelmemiz gerekiyor yoksa aynı görüntüyü yakalamamız imkansız.
Hayata bakış da aynı degil mı? Kendi gözümüzden farklı birsey görmenin tek yolu bakış açısını değiştirmemiz oluyor, kaçarı yok.
Aynı sekilde yine öğrenilen bir beceri olan mantıklı yaklaşımda farklılık gösteriyor. İhtiyaçlar ilgiler belirliyor algimizdaki seçimi.
Çocuklarla nehir kenarında yürürken yağmurdan kocaman bir ağacın altına saklanarak kurtulduğumuz bir anda 9 yaşındaki bir oyun başlattı, tavuk olmasa yumurta yiyemezdik, inek olmasa süt içemezdik seklinde giden nesneleri birbirine neden sonuç iliskisi ile bağlayan bu oyuna ufaklik br heyecanla kendi fikrini sundu:
Çay olmasa şeker koyamazdık!
Arda
Bu yazı icin yillar oncesinden sayfa acmış ve başlık bile atmıştım. Arda ve Year 4 diye, amac 4. Sinif maceralarini yazmakti herhalde. Ama ben dönüp gelene kadar adam 5.sinifi bitiriyor.
Bu da zamanın ne hızla aktığını söylüyor da başka da bir işe yaramıyor.
Evet aslında 1-2-3-4-5 derken okulda olan fazla değişen birsey yok. İlk geldiğimizde bizi etkileyen seylerin aslında aynı olduğunu goruyoruz. Dunyanın başka bir köşesinde olsaydık da boyle hissedermiydik bilemiyorum.
Okul denilen sey benim icin derslerden ziyade arkadaşlarımı bulduğum sonra onları kaybedip yenilerini bulmayi öğrendiğim bir mekan benim icin. Arda’yı da yıllardır okula ama arkadaşlarını göremezsin bugun gitmezsen diyerek yolladim. Cunku hayat kitaplarda yazmıyor. Her ne kadar herseyin aklınıza gelen herseyin en az bir kitabı ve de dersi olsa da bu ülkede siz yine dönüp arkadasınızdan öğreniyorsunuz.
Arda ile kiz erkek iliskileri hakkında konuşuyoruz “anne merak etme arkadaşlarımla hallederiz biz” diyor. “Küçükken hayat ne kolaydı! “diye de ekliyor. Yaş 10 bile degil..
Au-pair
Aralık 2007’de Ingıltere’ye taşındık ve hayatımızda ne kadar da büyük bir yeri olduğunu bildiğimiz sevgili Anu’dan ayrılmak zorunda kaldık. İlk 6 ay da ailemizin 3 üyesi ciddi anlamda zorlandı desem inanır mısınız?
Anladık ki aslında biz Arda ile geçirdiğmizi düşündüğümüz zamanlar da bile beraber degilmişiz. Nasıl mı Şöyle bir örnek verebilirim
Restoranda yemek masasında yemek gelsin diye bekletmemişiz ardayı bırakmışız gezsin dolaşsın diye yemek servısı yapılana kadar, peki bu bizi neden rahatsız etmemiş bugune kadar çünkü ne ben ne de Basri bu konudan sorumlu olmamış, masadaki sohbeti bırakıp gitmesi gerekmemiş, takmışız Anuyu peşine oğlan memnun biz memnun.. Anu memnun muydu bilmiyorum. Ama işte şimdi oturması gerekıyor,sıkılmadan sonuna kadar..neyse ki öğrenmenin yaşı yok..
Arda doğduktan Dubai’ye taşınana kadar geçen sürede bir Zehra Hanım vardı mesela. Bize de bakmıştı yemekleri ıle.. Arda onun elinde büyüseydi boğazına düşkün bir çocuk olurdu bu kesin. Sonra 1 yaşından 6yaşına kadar Anu vardı hayatımızda… Yemek konusu değil ama yoldan geçen herkesle konuşabilme yeteneğimiz de oradan geliyor. Anu Türkçe Arda da biraz Srı Lankaca öğrenmişti bu ilişkinin sonunda mesela.
Ama işte İngiltere’de işler böyle yürümüyordu. Ne Anu ne de Zehra teyzemiz vardı bizimle ilgilenecek. Ama lütfen bahsettiğim yemek temizlik ihtiyacı değil. Meğerse biz ne özgürmüşüz! Hani Arda isterse bizimle geliyor istemezse gelmiyordu ya.. Artık heryere 3ümüz beraber gidiyoruz ya da hic gidemiyoruz.. En kötüsü Ardanın hep sizinle olmak zorunda mıyım ben demesi ile oldu.
Işte bu isyan sonucunda çocuğu sürüklemeyelım ama biz de biraz daha özgür olalım diyerekten komşunun 15 yaşındakı kızı ile anlaştık. Bu üçümüzünde üzerinde ki baskıyı kaldırdı. Ama 1 yılın sonunda anladık kı bu cok da ekonomık bır çözüm değil. Bir başka abla bulduk. Sıbel Ablamız hem evin temizliğine hem ütüye yardımcı olucak şekilde bir gece yatılı olarak girdi hayatımıza. Böylece özgürlüğümüzü saatlik değil 24 saatlik olarak alabiliyorduk.
Sonra benim iş hayatımda ki gelişmeler esnek çalışma saatlari olması gerektirdi. Ve kaçınılmaz son eve yatılı bir yardımcı almaya karar verdik.
2010 Ekım’de evimize ilk Au Pair ablamız Melek geldi. Bizimle sadece 3 ay kaldı.Soruları,ihtiyaçları ile bir garip Türk kızı idi ve de eve tatile diye gidip babası yollamadı diye geri gelemedi. Hala ayakkabıları duruyor, biri gelip alır diye bekliyoruz.2010 Aralık’da bır yandan Avrupayı gezerken bır yandan da yeni bir eleman aradık.Basri Nürnberg’de kaldığımız otelin önbüro görevlisine bile sordu gelmek isterse arabada yer var şeklinde!
2011 Ocak’ta Belarus’dan bır kızcağız geldi.Sveta.. Ne derdi vardı bilmiyoruz ama 1 sene boyunca toplam 30 kelıme etmedik. Verdiğimiz tüm görevleri yaptı ama kendinden birşey yapmadı,konuşmadı. Evin içinde hayalet gibiydi. Tek derdi Londra idi. 1 yıllık görev süresi sonunda da Londra’da bir iş bulup gitti.
2012 Ocak’ta bu sefer Çek Cumhuriyeti’nden Veronika diye bir ablamız var. Sveta’da ne yoksa bunda var. Ailenın 4. ferdi oldu daha ilk günden. Önce hoşumuza gitti. Bu aralar rahatsız edecek sekilde fazla içimizde olduğuna karar verdik. Lütfen yanlış anlaşılmasın kız çok iyi bir kız ama çocuğunuzun eğitimine karışması, anne oğul konuşurken bana da söyleyin diye yanınızda dolanması biraz fazla değil mi?
Neyse diyeceğim çocuğunuz varsa hayatınızda yapmanız gereken değişiklikler bebekbezi, puseti,gece uykusuzluğu gibi başlasa da bu minikler büyüyene kadar yani evde kendi başına kalabileceği zamana kadar hayatınıza sokacağınız bir grup insan tipinı de sokacağinız anlamına geliyor. İşte buna hazır mısınız?
Yeni bir alan
Merhaba
Burasi yeni bir mekan biraz zorlama bir gecis oldu ama belki daha kolay kullanirim. 2004 ten beri yazmisim ama son bi senedir ihmal etmisim
Belki bundan sonra daha sik yazarim
Hello world!
Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!
Telefondaki fotolar
Business Class ta ben!!!!
Ben de Yazacam!
– Gordun mu yazdiklarimi?
– Gordum
– Okudun mu? (E yillar var biliyor artik benim her gordugumu okumadigimi)
– Okudum
– Nasil olmus?
– Cok guzel walla. Imrendim.
– MCan dediki "hic beklemezmis", Elif de "E iyi geziyorsunuz bakalim" diyor. Babam henuz okumadi galiba.
Ve o an caart diye catladim ve ben de dedim ki kendime "lan oglum yillardir isterdin yazmayi, neden simdi baslamayasin?". Ve basliyorum.
___________________
Benim adim Basri oldugu icin oyunun kurallarini ortaya koyup da bundan sonra okuyacaklariniz icin bir beklenti ortaya koymam lazim. Yapmicam.
Benim adim Basri oldugu icin bu yazimda (‘blogumda’ mi demeliydim?) ne gibi konulara deginecegimi en azindan belirtmem lazim. Maalesef onu da yapmicam:)
"I can feel it coming in the air tonight. Oh no. Oh no. Oh no. Oh no." Bazilarinizi SMS ile de baydigim gibi gectigimiz Persembe ogleden sonrasi, aksami, gecesi bu modaydim. Phil Collins Dubai’de. Elini ayagini cekmeden once ciktigi turnesinde dun aksam Dubai’deydi. Gencken sarkinin girisindeki drumlari arka arkaya onlarca defa kaydetmistim, hep geri alip dinlemek zor oluyordu cunku:) Sanirim 50li yaslarda ama jetiyle aybasinda Yunanistanda, gectigimiz haftalarda Lubnan’da ve Israil’de, dun de Dubai’de. Nerden mi biliyorum o ulkeleri gezdigini? Anlaticam birazdan, sabredin.
Dunun onemli basliklarindan birisi de Ataturk’un olum yildonumu olmasiydi. Arda’nin bu konuda cok bilgisi olmamasi hosuma gitmedi. Aslinda duzeltiyorum. Bir miktar bilgisi var. Mersin’e annemleri ziyarete gittigimizde hep beraber benim ilkokuluma, -herkes bilsin- Aliye Pozcu Ilkokulu, ugramistik. Ve orada Arda’ya "bak oglum bu Ataturk, ulkemizi dusmanlardan kurtardi" diyerek bir giris yapmistik. Internetten Turk bayragi indirdim, 2 kopya renkli bastirdim. Ataturk’un cesitli fotograflarini ve Anitkabir’i de yanyana koyup 2 kopya renkli de onlari bastirdim. Sonra da kendimce onemli oldugunu dusundugum Ataturk hakkinda bilinmesi gerekenleri altalta siralayip bastirdim bir kopya ki Zeynep, ben ve Anu benzer seylerden bahsedelim Arda’ya diye. Sonra da aksam yemegi (‘savasi’ da deniyor) sirasinda calistik Ataturk bilgisine. Arda’yi taniyanlar bilir. Hemen yapistirdi tabi "Ataturk’u senin okulunda da gormustuk" diye kerata. Seviyorum Arda’yi. Andik Ata’yi ailece. Siz de andiniz mi?
Simdi anlatacaklakrimla isler biraz karisacak. Hazirlanin. Eski sirketimden bir arkadasim is icin Dubai’ye gelmis. Cok severiz ailece O’nu ve esini. Hatta bu Yunan ciftin dugunu icin Corfu adasina bile gitmistik. Kardes ulkenin guzel insanlari Spiros ve Georgina. Iki hafta once Dubai’delerdi ama ben seyahat ettigim icin gorememistim (gerci onlar Zeynep ve Arda ile gezmislerdi beraber). Spiros soyledi Phil Collins’in ay basinda Atina’da oldugunu. Spiros’la da Arda ve Ataturk dersini konustuk disari cikinca. Birbirimizi hic politik konularda kirmadik simdiye kadar. Cok guzeldi sohbet. Tabi sasirabilirsiniz bunlarin hepsini Persembe gunu nasil yaptiniz diye. Bilenler bilir, biz burada Cuma ve C.tesi tatil oldugumuz icin Persembe geceleri biraz gec biter, sabah 3-5 arasi 🙂
____________________
Bilenler bilir Peter Drucker’i. Kisaca "Management Guru" (detaylarini baska birgun anlatirim). Bugunlerde hergun bir sayfa okuyoruz Drucker’dan gecen haftanin beni etkileyen basliklarindan birisi Drucker’in sirket yoneticileri icin onerdigi aylik birseyleri yoketme onerisiydi. Kisaca ayda bir gun "hangi bolumu, hangi urunu, hangi servisi yoketmeliyiz?, nasil?" gibi sorularin tartisildigi bir toplanti oneriyordu. Detaylarina girmek istemiyorum ama tabii ki zevk icin degil sirketin gelecegi acisindan uretkenlik/karlilik/degisen stratejiler geregi yapilmasi gereken yoketmelerden bahsediyor Drucker. Dusundum. Biz de ayda bir defa ozel hayatimizda yillardir bizimle beraber giden ama artik bize zarar veren ya da hicbir yarar saglamayan bir konu/kisi ya da herhangi birseyden kurtulsak! Oradan kazandigimiz zaman/para/vb. bizi ve cevremizdekileri daha mutlu edecek baska birsey icin kullansak, ne guzel olur degil mi? Ne dersiniz?
____________________
Bu ilk denemeydi. Burada bitti. Yorumlarinizi beklerim. Kendinize iyi bakin.
Basri
-
Arşivler
- Şubat 2026 (2)
- Ocak 2026 (1)
- Ağustos 2025 (2)
- Haziran 2025 (1)
- Mayıs 2025 (2)
- Nisan 2025 (1)
- Haziran 2024 (1)
- Şubat 2024 (1)
- Mayıs 2023 (1)
- Mart 2023 (1)
- Ocak 2023 (1)
- Kasım 2022 (1)
-
Kategoriler
- #biryazihareketi
- #relocation
- #tasinma
- amsterdam
- Aralik 2009
- Arda's travel
- bizden haberler…
- bu kitabi okurken neler hissettim/dusundum
- Entertainment
- GEZGIN DOGANS
- gezgindoganlar family trip rocks
- Hobbies
- Hollanda
- Kasim 2009
- kissadan hisse- derlemeler
- roadtrip2019summer
- seyahat
- Taşınma
- Turkiye seyahatleri
- Uncategorized
- zeynep'ce
-
RSS
Entries RSS
Comments RSS

