Hadi kutlayalım
Geçtiğimiz yıllarda bir arkadaşla doğumgünü kutlaması neden önemlidir yoksa gereksiz bir para tuzağı mıdır diye bir tartışmaya girmistik. Tartışma tabii sanal ortamdaydı çünkü O Almanya’da ben İngiltere’deydim hatta kullandığımız yahoo grup ortamı da Türkiye’de idi.
O o günlerdeki terör olaylarınında etkisi ıle kutlanmaması gerektiğinde ısrar etmiş ben ise ona aşağıya kopyaladağım email ile cevap vermiştim. Birbiri ardına kutlamaya başladığımız 2013’deki doğumgünleri vesilesi ile sizinle de paylaşmak istedim bilmem bana katılır mısınız?
‘Ben yaşadığım hergüne sarılmak istiyorum, oğlumun gözlerindeki ışık sönmesin istiyorum ve ona hayatında kutlanmaya değecek şeyler olduğunu göstermem gerek yoksa günlük telaş arasında yılların geçtiğini nasıl anlayacağım.Her yeni yaşımla en büyük hediyem çevremdeki sevdiklerim ve sağlığımdır diye düşünüyorum ama onlar da elimde ne kadar bilemiyorum..
88 yasinda (şu anda 93 yaşında) bir bayan arkadaşımız var burada, arkadaş diyorum dikkat ediniz Elderly Friend olarak geçiyor, 40 yıldır yasadigi evinde tek basina, araba kullaniyor hala(1 yıl önce bıraktı direksiyonu!),torun çocuğunun Christening töreninden bahsederken gözleri parlıyor, iki haftada bir yaptığımız ziyaret için süsleniyor, Ctesileri sacini yaptiriyor,bizim icin hazırlanıyor nasıl da şık oluyor. Bu kadın savaşı yaşamış , kocasını oğlunu kaybetmiş ve tek kızı ile sık görüşemiyor ama demiyor ki ben yaşlandım artık oturayım,geçen gün kendine harika bir yüzük aldı…Tanışmadan önce bize aracı olan charity bu yaşta Demans olabilecegini soylemisti, ben unutuyorum o unutmuyor neden…
Hayatimda onemi olan tarihleri not etmeyi ve kutlamayi seviyorum ben, gecen sene nerdeydim o onemli gunde simdi nerdeyim diye ic muhasebemi yapiyorum. her bir kutlamayi bir bulusma vesilesi yapmaya calisiyorum.. Ha lutfen kutlama dedigim sey para harcamak degil olmayacak masraflar degil bahsettigim sey, sadece gunun farkinda olmak.. gecen zamanin farkinda olmak..hani eskilerin hasat zamanı dogmussun çok yağmur vardı dediği gibi.
Diyor ki dun okudugum bir yazi da (AXA PPP Healthcare magazin):.. belki de hafızanizda bir problem yoktur, en ufak birseyi hatirlayamiyorum diye unutkanlik basladi diye dusunmeyin belki de sadece artik daha az dikkat ediyorsunuzdur hayatınıza diyor.. Bi dusunsenize aramizda ben dahil istisnalarimiz var her 3-5 yilda bir duzen bozan yer yurt değiştiren ama çoğumuz yillardir aynı sehirde, aynı kisilerle aynı cember de yasiyoruz. Trafik lambasinda biraz uzun durunca farkediyoruz o kuru temizlemeci kapanmis yerine kebapci acilmis diye ama acaba orasi hep kebapci miydi? Hayatiniza yeni bir insan sokuyor musunuz zaman harciyor musunuz bu yeni geleni anlamaya?ya da aranizdan giden icin ne kadar agit yakiyorsunuz?Ilk geldigimizde deliler gibi insan bulalim iki cift laf edelim diye yahoogruplara uye olmustuk simdi gelen her maili acmiyorum ya, hep ayni diye birbirine hava atan insanlarla yasiyorum ama inatla her maili aciyorum ve cevap verebilirsem veriyorum. Biliyorum ki gurbet zordur taki degisen dukkani farketmeyene kadar yenisindir..
Is-guc yasam sartlari.. cocuk 1 cocuk 2 derken.. evet yaslaniyoruz.. ama Ingilizcedeki soruya bakarsaniz: How old are you? OLD… Arda buyuk ninesi icin anne o eski dediginde farketmistim yaslanmak dedigimiz sey eskimek midir diye..
Işte ben bu dunyada benimle beraber eskiyen herkesi bunu kutlamaya cagiriyorum.. Amacim sadece ben eskirken neler olmus onu farketmek.. Luks yerlerde harcayacak ne zamanim ne param var ama hadi arkadaslar toplaniyoruz dedigim de dunyanin en az 3 ulkesinde pesimden gelecek 8-10 arkadasim oldugunu gormek ve de onlarla beraber sanal da olsa paylasarak eskimek istiyorum.
Yanlis mi yapiyorum diye soracaktim.. ama yanlis yapiyorsam lutfen soyleme bu da benim olsun..(bu yazı ilk 2010’da yazılmıştı)
Dun canım oglum 11 yaşına girdı, haftasonunda önce oldukca basarılı bır basketbol macı,tam aman bir husran mı olucak derken bir anda cok keyıfli bır partiye dönüşen dogumgunu kutlamaları,hayal ettiği ama beklemedigi hediyelerini almak ve de telefondan fb den gelen kutlamalar ile 11. yaşına gerektigi gibi girdi ve şimdi hiç utanmadan sıkılmadan 12.yaş gününün planlarını yapıyor.Ben de benımkinı
Her doğumgününüz bir öncekinden daha güzel ve yaşanmaya deger, Her anindan keyif alacaginız kayda geçmeye değer bir hayatinız olsun. Ben de orada olayım!
Değiş Tonton
Daha 10 günü bile dolmayan bu yeni yılın ilk yazısı ne olucak diye düşünürken birbiri ardına gelen ayrılık,boşanma, ölüm haberleri ile şaşkına döndüm.
Ölüm Allah’ın emri diyoruz da acaba diyorum biz küçükken daha mı az ölüm vardı etrafımızda!
Ya da bu insan ilişkilerindeki yıpranma sonradan mı oldu yoksa hep oradaydı da bizim mi haberimiz yoktu?
“Biz büyüdük ve kirlendi dünya” diye bir şarkısı vardı Yeni Türkü’nün.
Bir araştırmaya göre Ocak ayı boşanmalarda, yani davaların açıldığı dönem olarak en yüksek ay imiş hatta avukatlar Ocak 2’yi hazır beklermiş! Bunu Aralık’ta duysaydım inanmazdım ama artık inanıyorum.
Galiba bunda eskiyi at yeniyi al tarzında pompalanan, yeni yılda yeni kararlar almalısın ısrarı etkili oluyor. Bir diğeri için de tabii bu Chrismas kutlayanlar icin geçerli bu özel dönemin etkilenmesini istemeyip kararın açıklanmasını yeni yıla ertelemek de diyebiliriz.
Su son 9 gunde ortalıkta gördüğümüz o kadar çok zayıflayacağım artık koşucusu var ki inanamazsınız. Bakalım Mart ayına kaç kişi kalacak!
Her ne olursa olsun bu karar sadece o güne ait listenin bir parçası olmasa gerek. Öyle ya bazı hediyeler sadece christmas da alınırken ( yaşlı teyzenin ördüğü ve sadece o etraftayken giyilecek çam ağacı desenli kazak gibi ) yavru köpek hediyesi de bir ömür boyu sürecek sorumluluk getiriyor bunu unutmamak lazım.
Öte yandan başta da söylediğim gibi ölüm Allah’ın emri yapacak fazla bisey yok. Ama diyorum ki etrafımızda hastalıklar ölümlerde mi arttı. Yoksa hep vardı da bizim mi haberimiz yoktu.
Bu teknoloji sayesinde dünyanın neresinde olursanız olun haberimiz olan insanlar ve onların dertleri hastalıkları derken acaba bilmeseydik daha mı iyi olurdu?Tanju Okan’ın şarkısındaki yok olan Balonlar misali !
Ya da bu yukarda bahsettigim kararlara bunların bir etkisi olabilir mi? Sonuçta intiharı bir bulaşıcı hastalık olarak gördüğümü düşünürsek Amerika’daki silahlı okul saldırıları bir imza atmak isteyenlere özgü ve heran salgına dönüşebilecek bir hastalık olarak tanımlayabilirim. Aynı şekilde artık belli bir hayatı yaşamış ve çevresinde hastalık ölüm haberleri artan insan birşeyleri değiştirmeye ilk olarak hergün gördüğü eşinden ayrılarak başlamak istemiş olabilir mi?
Kadın erkek farketmez herkes bir degisiklik arayışında orası kesin..
Ne diyeyim kolay gelsin herkese..
Aşk meşk
Yaklaşık olarak 2 sene önce seyrettigim bir film uzerine şoyle bir not almışım: Aşık olmak denilen his bir kisiye duydugunuz bir his mi yoksa birisiyle paylastigimiz o zamana özgü mü? Acaba aşık olunan kişi ile geçirilen zamandan ne kadar zevk alıyorsan o kadar mı aşıksın? Zaman içinde Aşk ölüyor deniliyor ya hani yoksa bu artık paylaşılan şeyler aynı zevki vermiyor mu demek ! İngilizcede aşık olmak iki şekilde ifade ediliyor: tam kelime anlamı ile: “falling in love” : aşka düşmek
ve “Being in love with someone” Birisi ile aşkta olmak.
Türkçe’de ise basitçe aşık olmak diye kullanılıyor neye ve kime aşık olduğunuz anlaşılmıyor ama zaten töreler gereği bu pek de konuşulmuyor.
Filmlerde izlediğimiz sıkıcı hayattan bir anda ortaya çıkan yeni kişi sayesinde kurtulan ana karakter aslında bu yeni kisiye degil yeniden hayata aşık oluyor gibi düşünüyorum. Hani saatlerce yapılan konuşmalar, eskimiş hikayeleri dinleyecek yeni bir kulak bulmuşken hafiften abartarak daha keyifli bir hale getirmek elinizde sonuçta o sizi bilmiyor ki! Ne derseniz inanacak yeni gelmiş hayatınıza siz ne kadar anlatırsanız o kadar bilecek, hatanızı zayıflığınızı siz söylemezseniz daha kendisi keşfedene kadar çok var.
Benim düşünceme göre bir insan ile beraber geçirdiğim zamanın kalitesi ve benim memnuniyet derecem o kişiye karşı olan hislerimle doğru orantılı. Bir sonraki anı beraber geçirmek istiyorsam demek ki sevmişim. Ha hayatımı geçirmeye karar verdiysem işte o aşk.
Meşk ise size kalmış..
“Bir çapkına yangınım
Her yanı bilsen ne hoş
Neşesine baygınım sarhoşum sarhoş…”
Bu dünyaya bir eser bırakmak
Yine bu bizim akıllı ermiş diyor ki;
“İnsan yüreğinin en derin ihtiyacı kendimizden daha önemli birsey uğruna yaşamaktir.” Bu degil mi kadınların bir eser bırakmalıyım şeklinde yola çıkıp bu çok değerli şey ‘çocuk’ olsa gerek şeklinde karar vermesine sebep olan his. Peki ya degilse!
Tabii ben bunu kadınlık ve kadınların açısından inceleyebiliyorum erkekler söz konusu ise galiba onlarda kendilerine bu evin geçimi benimdir, ben olmasam bu kadın ve çocuklar yaşayamaz ya da ben böyle çalışmazsam bu firma batar şeklinde kendilerine uğruna yaşayacak birşeyler buluyorlar. Bilemeyeceğim.
Ben bu kitabı okurken ve de özellikle bu cümlede kendim icin ne seçmiştim nedir benden daha degerli ve de uğruna yaşamaya çalıştığım şey nedir diye dusundum. Ve açıkcası cocuk olayının yani en azından benim bir çocuk sahibi olmak istemem bu eser bırakma ihtiyacı degildi diye düşünüyorum. Evet bebeğin hayatını şekillendirme işine bir puzzle ve parçaları olarak baktım ama bu benim eserimdir bakın ben yaptım diyemem ki.
Acaba birinin bize ihtiyacı olması mıdır kendimizi onemli hissettiren? Hani şu çevresindeki kisiyi hasta eden ve de kendine bağımlı kılan tipler gibi.
Eser olma hakkı nedir ki ben bu eseri once bulucak ve de ortaya çıkarıp sonra da insanlığa bırakacağım? Ya da belki de en önemli soru nedir bu insanların arayıpta bulamadığı önemli şey bilen var mı?
Sufle!
“If you haven’t picked the right people with the right spark to share your dream with, it’s like trying to bake a soufflé without the correct number of egg whites. The damned thing just won’t rise.”
Diyor ki araştırmacı yazar çevrenizde sizinle hayallerinizi paylaşacak kişiler yoksa bir yere ulaşamazsınız, tıpkı eksik yumurtayla pişirmeye çalıştığınız suflenin kabaramayacaği gibi! Bugünlerde okuduğum kitap iş dünyasındaki başarılar üzerine yazılmış ama insan ilişkileri söz konusu ise tum hayat icin geçerli diye düşünüyorum.
İnternette dolaşan mutluluğun anahtarı hep pozitif olun ve çevrenizde negatif insan bulundurmayın seklinde ki uyarılardan degil bu, gerçi o da doğru ya!
Geçenlerde bir arkadaşımla konuşuyorduk biraz da denk geldi diyelim. Dedi ki “siz” yani Basri ve ben “hayatınızda hedefler koyup o hedefe doğru ilerlemeye çalışıyorsunuz, yolda çıkan engellere de hedefin önemine, değiştirebilir olup olmamasına göre direniyorsunuz. Bunu nasıl yapıyorsunuz?” İşte hemen bu konuşmanın akabinde yine bir tren yolculugunda okumak icin evdeki kitaplıktan çektiğim kişisel gelişim tarzı kitabın rastgele açtığım sayfalarında yukarıya da bir kısmını aldığım konu vardı. Dedim ya denk geldi!Ya da sırf o konuşma yüzünden daha çok ilgimi çekti bilemeyeceğim!
Bizim önce dalga geçerek adını “5 yıllık ekonomi ve kalkınma planı” olarak koyduğumuz bu planlar doğrultusunda ilerliyoruz aslında biz, tıpkı hükumet gibiyiz muhalefet de var tabii, hele son 10 yıldır Arda saolsun tam muhalefet!
Neyse yazar olayı iş dünyasında çevrenizde sizin fikirlerinizi sizin gibi hissederek gerçekleştirmek isteyecek tiplerle iş kurun diyor, amacı şirketinize eleman alırken sadece teknolojik olarak ürünü ve ya servisi yapabilecek mi diye değil aynı hedefe beraber gidebilecek miyiz bu kişiyle diye de duşunun özellikle de yönetim kurulunuzda bu tiplerden bulundurun diyor. Çok da haklı!
Bence bu tarz secimi insan tüm özel hayatına da yansıtmalı. Hani aynı hayalleri paylaşmak dedikleri romantik türden bile olur. Yeter ki sizi o hedefe ulaşmak icin desteklesin, köstek olmasın.
Biraz da işim gereği diyelim hayatın birçok kesiminden insanla konuşuyorum, onlar için iş yaşamlarında önemli aşamalardan bahsediyoruz ve de sadece iş değil tam bir ülke şehir değiştirme gibi gerçekten ciddi değişiklikler de var düşünülmesi konuşulması gereken. Farketiyorum ki yeri geliyor iş ve kariyer açısından çok iyi bir adım da olsa eşlerin olaya sıcak bakmaması ile herşey bitebiliyor! Diyebilirsiniz ki herşey karşılıklı ve sonuçta aynı fedakarlık bekleniyor her iki taraftan da. Evet sonuçta bir fedakarlık bu ama bu gelişmeye ve getirdiklerine kendini feda etmek olarak degil de bunun sonunda ben ne kazanabilirim bunun bana ne yararı olur diye bakmak daha doğru degil mı?
Ortak bir hedef belirlemek ve bu hedefe giderken yapılan her fedakarlığı not alıp ılerde bak senin yüzünden bunu yapamadım demek yerine sayende neler yaptım diye bakmak benim
istediğim.
Hem is yaşamında eleman/ortak istediğiniz gibi çıkmadıysa ortaklık biter gider ama evlilik ğyle mı ya, iyi günde kötü günde beraber olacağız diye soz verdik bir kere.
Çocuk bu ister de bulabilir mi?
Yillar oncesinden bir sahne:
5 yaşlarındaki kiz cocuğu annesine:
“Anneciğim bale yapmak istiyorum” Der. O sırada misafir olarak bulundukları evin annesi de hemen bir CD koyar, Vivaldi’den Dört Mevsim eşliğinde küçük kiz bale gösterisini izleyenlere sunar…
Burada küçük bir kizin bale yapmak istemesi ve bulunduğu yerde hemen ona sunulan ortam mı gariptir yoksa bütün bu olup biteni şaşkınlıkla izleyen diger misafirler mı? İzleyicilerden biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki garip olan bizim sasirmamizdi.
Cocuk bu ister tabii diyeceksiniz de evde hazırda kac tane klasik müzik CDniz var söyler mısınız?
Bir defasında bir baska arkadas Arda’ya kağıttan uçak yapmıştı ilerleyen günlerde Arda gelip benden kagittan yolcu uçağı yapmamı istedi, kağıdını da getirmiş anlatıyor, kanatları yana açık olursa yolcu uçağı, geriye dogru olursa jet olurmuş… Yaşadığım dehşeti bilemezsiniz! Basri’nin olaya yaklaşımı internetten uçak resimleri bulmak seklinde oldu! Arda bir daha bizden kağıttan birsey yapmamızı istemedi.
Neymiş cocuklar aslında neyi kimden isteyeceğini bilir!
Ermiş ne demiş!
Ermiş, Sorfcu ve Patron adlı kitabı okudum gecenlerde. Bir kitap bu kadar mi amma da yapmış diyerek ama alti cizilerek okunurmuş inanamazsınız. Beni etkileyen taraflarından bahsedeceğim öncelikle.
Ermiş diyor ki:’ hayatimizda hoşlanmadiğimiz seyler aslında benim en iyi dostlarım, en büyük öğretmenlerim cunku kaderime, ideal hayatıma ulaşmamda bana yardımcı oluyorlar ‘ ve hatta ben öğrendikten sonra onlar benim icin iyi birer dost olucaklarmis. Hayatımın çeşitli dönemlerinde bu olaylardan ve tiplerden oldu ve de ben bu da boyleymis, bunu da boyle kabul edelim deyince rahatladım evet, ama bu herkes ve her türlü iliskide olucak diye birsey yok ki! Yani belki de ben o kisinin ogretmeniyim, ihtiyac duydugum sey icin onu zorlamam gerekiyor!!!
İste boyle not almişim yani altını cizmek yetmemiş bı de kendi yorumumu not almişim.
Bu kitabı okuduğum donemde beni rahatsız eden bir olay vardi, kitabı okurken çözüldü ve simdi sakın kafayla kabul ediyorum ki herseyde bir hayır vardır. Ne diyor şarkı: “if it doesn’t kill you it makes you stronger” yani oldurmeyen illet senin bünyeni ve seni güçlendirir!
İnsanlara neyi ne kadar vereceğini bilmenin, bilmiyorsan ogrenmenin yaşı yok.
Degisime karsı gösterilen direnç aslında bir çeşit hayal icinde yaşadığını farkedip degisme ihtiyacini kabul edememekten kaynaklanırmış. Örnekleyeceksek biz mutlu mesut yaşıyorduk, çalışıyorduk nerden çıktı bu yeni kural, müdür, organizasyon degisimi vs. tepkisinin kaynağında bu varmis.
Benim durumumda ise yahu hersey cok guzel idi ne oldu da bozuldu diye debelenirken bir de farkettim ki olay öğle değilmiş! Ne zaman ki farkettim aslında iliskide değişen tek sey bendim ve de bu degisimin kontrolü de bendeydi iste o zaman rahatladım.
Bunu farketmemdeki onemli bir etken de su yazdığı olsa gerek: “ne olduguna dair hiçbir fikrin yoksa başka bir ınsanda gördüğüm iyi ve ya kötüyü tanımamam !!!” Eh ben de bu karakteri çözemediysem demek ki benim bildigim türden degil! Ben bunu kotu olarak algilayip beni uzdugunu goruyorsam,iyi olarak kabul etmiyorsam çizgimi değiştirmemi ve ogrenmemi gerektiren bir davranış bicimi de olmadığına göre teşhis konur, gereken aşı vücuda yapılmıştır artık!
Sonuc insan bilmediğinden korkar ve çekinir, karşısında kendini güçsüz hisseder. Bu ister yeni bir yemek olsun, ya da hic çıkılmamış bir yolculuk ve hatta yepyeni bir his olsun önce öğrenmek ve bilmek ve bir fikrin oluşması gerek. Bunu da ustunde dusunmek, zaman ayirmakla yapabiliyoruz. Yani tedavinin %90’i teşhis ve dogru teşhisten sonrası tedavi ki zaman herseyin en iyi ilacı!
Kim korkar hain sınavdan
“Annecigim benimle gurur duyuyor musun?” “babacigim Tesekkur ederim beni sınava hazırladığınız icin!”
İste benim minik oğlumun sınavdan sonra söyledikleri.
Zormus sınav ama kazanmış olmak istiyormuş, kendisine basarili olduğunu göstermek icin..
Ozel okul var bı tane bize yakın, ister misin sınavına girmek dedim,” size işkence etmek istemem, cok pahalı, Reading Boys’a girerim ben!” diye yanıtladı:)
Sırf bu olgunluğu duymak icin bile değdi desem!
Anadolu lisesi devlet okuluna karsı !
Yarın oğluşum hayatının ilk sınavına girecek. Yıllardır futbol ve basketbol maçlarına takımıyla çıkıyor ama bu oyle degil. Tek kisilik ve performansına bağlı bunu biliyor.
İstersen yaparsın dedim hep bunun farkinda. Babasi ile ders çalıştılar haftalardır benim gorevim ise istemesini saglamakti. Yani bu okula gitmesini istetmek! Üstelik diger alternatifi kötülemeden cunku hayat bu belli mı olur, orada okumak durumu da var. Simdiki okulun %99.9 ‘u bu okula gidecek. Neyseki basarili bir okul ama iste digeri Anadolu lisesi kıvamında!
Bu calışma sürecinde zaman zaman isyan çıktı evde, yeri geldi bizi eşe dosta şikayet etti ama neyse ki bu öfkeli anları kendine güvendiği ve çalısmanın ise yaradığını farkettigi zamanlardan azdı.
En büyük sıkıntı arkadaslarından ayrılmak mecburiyeti. Bu sıkıntı hep var aslında, su andaki okulunda hayat komşu devlet ortaokuluna gidilecek zaten kasmaya ne gerek var seklinde devam ediyor ee cocuk da ben niye ayrılıyorum sürüden diyor tabii..
Bu konu da çeşitli taktikler buldum ama en başarılısı Ronaldo sayesinde oldu.
Ben arkadaslarımdan ayrılmak istemiyorum diye ağlayan cocuğunuza hayatının en az bir döneminde bu durumla karşılaşacağını ve kendi gelecegi icin karar vermesi gerekeceğini anlatmaya çalıştığınız donemde sevgili futbol idolü imdata yetişti:)) ” canim oğlum, Ronaldo Real’e giderken Man. UNITED takı arkadaslarım olmadan asla ” demis mıdır sence diye sordum, neyse ki dememiş!
Aradan zaman gecti yine ağladık, istemem diye. Son karar 7. Sınıfı deneyeceğiz olmazsa 8’de arkadaşların yanına gideceğiz. Kismet!
Sonuc yarin bu sınava girilecek ve sonra da notlar ateşe verilecek!
Arda
Bu yazı icin yillar oncesinden sayfa acmış ve başlık bile atmıştım. Arda ve Year 4 diye, amac 4. Sinif maceralarini yazmakti herhalde. Ama ben dönüp gelene kadar adam 5.sinifi bitiriyor.
Bu da zamanın ne hızla aktığını söylüyor da başka da bir işe yaramıyor.
Evet aslında 1-2-3-4-5 derken okulda olan fazla değişen birsey yok. İlk geldiğimizde bizi etkileyen seylerin aslında aynı olduğunu goruyoruz. Dunyanın başka bir köşesinde olsaydık da boyle hissedermiydik bilemiyorum.
Okul denilen sey benim icin derslerden ziyade arkadaşlarımı bulduğum sonra onları kaybedip yenilerini bulmayi öğrendiğim bir mekan benim icin. Arda’yı da yıllardır okula ama arkadaşlarını göremezsin bugun gitmezsen diyerek yolladim. Cunku hayat kitaplarda yazmıyor. Her ne kadar herseyin aklınıza gelen herseyin en az bir kitabı ve de dersi olsa da bu ülkede siz yine dönüp arkadasınızdan öğreniyorsunuz.
Arda ile kiz erkek iliskileri hakkında konuşuyoruz “anne merak etme arkadaşlarımla hallederiz biz” diyor. “Küçükken hayat ne kolaydı! “diye de ekliyor. Yaş 10 bile degil..
-
Arşivler
- Ağustos 2026 (1)
- Nisan 2026 (1)
- Şubat 2026 (2)
- Ocak 2026 (1)
- Ağustos 2025 (2)
- Haziran 2025 (1)
- Mayıs 2025 (2)
- Nisan 2025 (1)
- Haziran 2024 (1)
- Şubat 2024 (1)
- Mayıs 2023 (1)
- Mart 2023 (1)
-
Kategoriler
- #biryazihareketi
- #relocation
- #tasinma
- amsterdam
- Aralik 2009
- Arda's travel
- bizden haberler…
- bu kitabi okurken neler hissettim/dusundum
- Entertainment
- GEZGIN DOGANS
- gezgindoganlar family trip rocks
- Hobbies
- Hollanda
- Kasim 2009
- kissadan hisse- derlemeler
- roadtrip2019summer
- seyahat
- Taşınma
- Turkiye seyahatleri
- Uncategorized
- zeynep'ce
-
RSS
Entries RSS
Comments RSS







