Gezgin Doganlar

Zeynep anlatiyor

Tepsideki ne?

İçeri geliyor musunuz diye soruyor kapıdaki görevli kadın.

Bir kahve içer, otururuz düşüncesi ile geldiğimiz sanat galerisinin binasına giriş yaptığımız sırada bu soru geliyor önümüze. Binanın bahçesinde denk geldiğimiz yaşlıcana bir kadın bize mekânı sormuş biz de evet burası demiştik içeri girerken ama sanki onu takip ediyormuşuz gibi bir durum oluşturduğumuzu görevlinin bu sorusu ile fark ediyorum.  Orada ne var ki diye sorduğum soruya aldığımız, canlı sanat gösterisi cevabını çok da irdeleyemeden kendimizi salonun içinde buluyoruz. O gün için bir planımız veya bir yerlerde bizi bekleyen bir başkası olmayınca gösteriyi izlemek iyi bir fikir gibi geliyor. Ama ne sanatçı ne de içerik hakkında hiçbir bilgimiz yok. 

Eskiden kilise olarak kullanılan binanın en yüksek tavanlı salonundayız artık. İçeridekiler kapı tarafında bir tezgâh arkasında bir kadını izliyor pür dikkat. Sanatçı kişi olduğunu düşündüğümüz bu kadın, endüstriyel boyutlarda bir mutfak tezgahının arkasında, ızgara üzerindeki büyük bir tepsiye koyduğu materyali karıştırıyor. Hali tavrı izleyenler umurunda değilmiş gibi ama izlendiğini biliyor. Izgaranın altında ateş harlı, tavanda da davlumbaz görevi yapan iki metal borunun gürültüsünden başka ses yok.

Etrafıma alıcı gözlerle, anlamak amaçlı bakınıyorum. Bizim arkamızdan başka giren olmayınca kapanan kapının üzerinde bir uyarı yazısı var “içeride kesici aletler kullanılmaktadır, çocuklarınıza dikkat edin”. Salona daha bir dikkatli bakıyorum. Kirli beyaza boyalı iki yan duvara büyük metal dikdörtgenler çakılmış. Üzerlerinden elastik olduğunu sonradan anlayacağım kemer gibi birer siyah bant, yukardan aşağı olacak şekilde geçiyor. Karşımdaki duvarda ise tavana yakın konuşlanmış pencereler var, ortam aydınlık ve ferah. O duvarda ilk anda göze çarpan bir obje göremiyorum. İlerde sağda bir kalorifer borusu var gibi. Kapı üzerindeki kâğıtta bahsedilen kesici aletleri henüz görmedim.

Elli kişi kadar var ama kimseden ses çıkmıyor. Pür dikkat hepsi. Kocam ve benden başka diğer herkes kimi izlediğini, neden orada olduğunu biliyor olmalı. Kendi adıma sesli anlatıma ne kadar ihtiyaç duyduğumu, beynimin bir köşesinin ee ne yapıyor, niye yapıyor, olay ne diye diye debelendiğini hissediyorum.

Bu arada sanatçımız ızgara üzerindeki tepsiyi yine metalden yapılmış, upuzun kolları olan bir tutacak ile tekerlekli bir araca aktarmış ve sonra bu aracı törensel bir edayla salonun başka bir köşesine götürüyor. Sonra geri gelip tezgahının arkasına, başka bir tane yerleştiriyor ızgaraya. Hazır olunca onu da alıp başka bir duvarın kenarına götürüyor. Bu tepsileri götürüp bıraktığı duvar dibinin üzerinde aşağıya konulanı yansıtacak aynalar konulmuş. Tepsiyi yerleştirince kapağı kapalı bir kovaya çıkıp duvardaki aynaya bir şeyler resmediyor, ya da mesaj yazıyor. Sadece o sırada sesini duyuyoruz. Kısa bir iki kelimelik cümleleri kullandığı ve büyük ihtimalle gösterinin içeriği ile ilişkisi olan bu anlatılar bana pek anlamlı gelmiyor ilk başta. Zaten o kadar mırıltılı ki duyamıyorum bile.

Tezgâha gidiş gelişleri arasında duvarda asılı olanları yeni hatırlamış gibi duruyor birinin önünde bir ara. Üzerinden geçmekte olan kemeri odanın ortasına doğru çekmeye başlıyor. Ucunda ne var ki demeye kalmadan hop o esnettiği kemeri en tepeden bırakıyor ve şaaakkk! diye tepsiye çarpıyor ucundaki nesne. Havada uçuşan ve yere düşen parçalardan anlıyoruz meğer o bir patates imiş. Diğer tüm tepsilerin üzerinden geçen bantların ucunda birer patates bağlanmışlar bekliyorlar. Gösteri boyunca birer ikişer hepsi aynı akıbete uğruyor. Önce havalara uçuyor, sonra o beraber yükseldiğini sandığı el daha fazla tutmayınca boşluğa bırakılıyor, bir hızla inişe geçiyor ve daha neye uğradığını bilemeden duvardaki tepsiye çarpıyorlar. Tepsilerin görevi sanırım bu darbeden duvarı korumak, patatese üzülen bile yok. Havada uçuşan parçalardan kaçışıyor izleyiciler, üzerime yapışmasın, üstüne basmayayım telaşı oluyor salonda o an. Sonra kadını izlemeye dönülüyor çünkü aktivite devam etmekte.

Sıra diğer aletlere geliyor. Sanatçımız bu defa camlı duvara doğru gidiyor. Benim ilk anda kalorifer borusu sandığım ama belli ki yanıldığım metal boruyu salonun ortasına doğru çekmeye başlıyor. Bulunduğum yerden önümde diğer insanlar olduğu için sadece kadının bir şeyi havaya çekiyor olduğunu, sonra da bıraktığını, duvara çarpan bu şeyin çıkardığı paatttt sesini duyuyorum. Kadın bu işlemi birkaç kere tekrarlıyor. Az ilerde izleyicilerden birinin telefonu ile çekmekte olduğu videoyu fark edip, onun telefon ekranından izliyorum. Teknoloji iyi bir şey. Bu kamera vasıtasıyla gördüklerimden anlıyorum ki meğer bu boru yine tavandan aşağıya elastik bir iple bağlanmış, ucunda keskin bir bıçak olan bir uzatma mekanizmasının parçası imiş. Salonun ortasında havada bekleyen bu bıçağı bir anda bırakıyor ve bıçak geldiği yere doğru hızla geri dönüyor ve baammm! diye duvara çarpıyor. Bu işlem birkaç defa tekrarlanıyor. Amacına ulaşınca ki amacı meğer o duvarda tavandan sarkan bir başka ipin ucunda asılı olan limonu kesmek imiş, bu hareket de sonlanmış oluyor. Kesik limonu sol yan duvarda önceden yerleştirdiği ki benim ancak işlemi yaparken orada olduğunu fark ettiğim, bir kolu duvarın bir ucunda ikinci kolu diğer ucunda olan bir limon sıkacağına alıyor bu defa. Duvar boyu olan bu kolları birleştirmek için yine salon içinde geniş bir kavisle hareket ediliyor. Ve yine izleyiciler bulundukları yerden ayrılıyorlar, gerileyip açılıyor yer değiştiriyor eğiliyor kalkıyor kafamıza gelmesin akışı engellemeyelim telaşı ile. Ve sonuçta kollar birleşiyor ve limonu sıkılıyor. Daha sonra bu elde ettiği limon suyunu alıp yine tavandan sarkan bir yumurta çırpacağı ile hazırladığı krep hamuruna ekliyor. Büyükçe bir kasedeki bu hamuru tezgahında pişirmek için ızgaranın yanına geçiyor son olarak. Yaklaşık yarım saat kadar süren bu gösteri krepin piştiğinden emin olan sanatçının, ızgarayı kapatıp salondan çıkması ile bitti.

Arkasından bakakalan izleyiciler heyecanla alkışladılar. Biz de alkışladık tabii, yüzümüzde ne oldu şimdi gülümsemesi ile bakışırken kocamla.  Bizim içeri girmemize de vesile olan ve yüzündeki ifadeye göre o anda dünyanın en mutlu insanı olabilecek kadın dahil olmak üzere hemen herkes gibi, gösteriden kalanların objelerin, düzeneklerin fotoğraflarını da çektik. Bu arada sanatçı salona geri gelip izleyicileri ile sohbete geçtiğinde, biz ne izledik şimdi acaba diye şaşkın bir halde salonun dışına çıkmıştık. Salonun girişine yakın bir duvarda, gösteriye girmeden önce okumuş olmamız beklenen ama belki de aslında sonrasında bulduğumuz daha da iyi olan bilgilendirme levhası ile karşılaştık. 

Ve öğrendik ki, sanatçımız günlük objelerden yararlanarak hayatı anlamaya yönelik performanslar sunan, bu sanat alanında beğenilen Aki Sasamato imiş. Japon asıllı Sasamato bu gösterisinde günlük kullanımda olan mutfak pişirim ve yemek hazırlama eşyaları üzerinden hayatımızı anlatmaya çalışıyormuş. Sonradan bulduğum bilgi ve yorumlar Sasamato’nun malzemeyi kullanımına takılmış, elimizin altındaki günlük eşya ile olan ilişkimizi anlatıyor gibi yorumlar yapmışlar ama bana farklı bir düşünce tetiklenmesi yaşattı onunla geçirdiğim bu yarım saatlik süreç.

Gösterinin yapıldığı salon hayatımız olsa dedim. Gösteri boyunca bir tepsi içindeki malzeme gibi alttan uygulanan ısı ve tepeden çeken vakum arasında yaşadıklarımız, tıpkı doğadaki cam ve ya kaya gibi yapılanmamız, o sıcaklığından mutlu olduğumuzu düşündüğümüz ortamlardan hiç beklemediğimiz bir anda birileri tarafından çekilip alınıp bambaşka köşelere götürülüp orada bir ayna altında kendi halimize bırakılışımız, ya da onu tutan ipe güvenip havalarda uçarken ansızın boşluğa bırakıldığı için duvara çarpan bir patates gibi zaman zaman birilerinin bizi sanki katapulta koymuş da fırlatmışçasına hissettiğimiz o duvara çarpma hissi, ya da keskin darbelerle kesilen limon gibi aldığın bıçak yaraları ile  geriye kalan hayatında hissettiğin can suyunun sıkılmış hali,  ve tabii ızgaranın üzerine yerleştirilmiş davlumbazın odadaki kokuyu dumanı çekiyor diye katlanılan yaygarasından kaynaklanan gerilim içinde bir insan hayatı. Geride biriktiğimiz eser, malzemeleri eksik bir krep.

Beni en çok düşündüren kısım ise tüm bunlar insanın hayatında olurken başından geçerken diyeyim onunla o salonda ya da işte o hayatta bulunan insanların etkileşimi oldu. Sanatçı elinde sıcak tepsiyi iterken ona açılan yol ya da kocaman bıçağı sallarken izleyicilerin önünden, ayak altından kaçışı. Limon sıkacağının kolunu alıp bir uçtan bir uca giderken hem kendi kafalarına çarpmasın hem de geçişi engellemesinler hikâyenin akışını bozmasınlar diye eğilip çekilen kafalar ve sanatçı durduğunda yeniden yanı başında yerleşen izleyici grubunda bozulan ilişki düzeni. Performans boyunca başında en önde izleyen kişilerin performans süresinde geride yanda uzakta ve tekrar yakında pozisyonlanması. Tüm bunların istemsiz oluşu. Sadece gelen etkiye verilen tepkisel devinimler.

Hayat dediğimiz şey, böyle bir kapalı salonda gerçekleşen bir gösteri ise, bizimle içeri kapatılan herkesle beraber kişisel gösterimizi yaşıyormuşuz gibi bir durum olmaz mı? Başrolünde olduğumuz hayat sahnesinde, bizi seven herkesle beraberiz. Yaptığımız her harekette bizi saran bu sevgi ve hayranlık dolu insanlar bizi izliyor takip ediyorlar. Hareketimizin yarattığı etkiye göre, elimizde taşıdığımız yükün sıcaklık veya keskinlik durumuna göre kendilerinin de koruyarak ilerlememize izin veriyorlar. Bunu yaparken kâh yaklaşıyor kâh uzaklaşıyorlar ama kimse terk etmiyor bizi. O salonda beraberiz.  Ta ki sanatçı kapıyı açıp gidene kadar. Sonrasında kişinin arkasından kalanların hali. Birbirlerine bakışı ve belki aa sizde mi buradaydınız diye fark edişi. Birkaç fotoğraf, biraz sohbet ne güzeldi şeklinde

Ve hayata devam.

Yaş 55’e gelirken fark edilenlerden biri daha iyi ki

Bilgi: Aki Sasamoto (d. 1980), New York’ta yaşayan ve çalışan, özellikle performans, dans, yerlestirme (enstalasyon), ve video sanatları alanlarında üretim yapan Japon sanatçıdır. Günlük hayatın saçmalıklarını, insan davranışlarını ve çevreyle ilişkisini mizahi ve doğaçlama bir dille sorguladığı disiplinlerarası işleriyle tanınır.

https://www.instagram.com/p/DXToZVQF4fG/?igsh=MWNteTlqbWFvZWh2aw==

Limon ve bıçak
Krep diyebilir miyiz?

Nisan 19, 2026 Yazan: | #deniyorum, Entertainment, GEZGIN DOGANS, kissadan hisse- derlemeler, zeynep'ce, İyiki | , , , , | Yorum bırakın