Sabah sabah
Sabah güneşi bir manzarayı bu kadar mı değiştirebilir?
Haftada iki gün, Çarşamba ve Perşembe günleri trenle Londra’ya gidiyorum. Yıl boyu süren bu yolculuklarda havanın şartlarına göre gördüğüm manzara değişiyor. Ama yanlış anlaşılmasın değişen manzaranın ana elemanları olan evler ağaçlar ve yollar değil tabii. Güneşli ve ya gri ve hatta yağmurlu olması arasında ne kadar fark oluyor aynı evin aynı ağacın bana verdigi hislerde onu anlatmak istiyorum.
Yağmurda üzgün üzgün akan nehir güneşli havada sakince evlerin arasından süzülüyor gibi geliyor. Nehir kenarındaki ördekler ve kazlar bile aynı yıllardır ama güneşli bir sabahta sanki onlar bile farklı davranıyor.
Hani deriz tablo gibi bir manzara diye ve de Hakkı Devrim çok kızar yazılarında (Radikal’de yazardı) asıl tablo manzara gibi diye! Bu ülkeye geldiğimden beri tabloyu bıraktım manzarayla yasamaya başladım diyebilirim. İnsanlar ne yaşıyor ne görüyorsa onu yazıyor, çiziyor ve de sonuçta sanatçı oluyor. Hatırlarım okulda resim derslerinde kar yağdığı zaman kar resmi yapmamız istenirdi. Beyaz bir kağıda divit kalem ile bir çok çatı ve ev resmi yapardık çünkü pencereden gördüğümüz kar altında bir şehir idi. Nehir ve kar altında nehirde yüzen kuğular falan görmedik ki Kuğu Gölü balesi ilhamı gelsin.
iste böyle doğa ile iç içe yasarsanız evinize manzara tablosu asmanız gerekmez. Pencereyi acmak, bahçeye çıkmak ve ya hadi en basitinden yol kenarında yürümek de yeter.
Bana kablo demeyin…
Bir evin bütün elektrik uzatma kablolarında bir sorun olabilir mi
Bir aile ki hep bir uzatma problemi yaşamak durumunda…
Aldığınız aletlerde iki çıkış ama sizin evdekiler üç girişli olunca bu durumda bu şirin elektrik fişleri ile uzatmalarda özel girişleri tutturmaya çalışırsınız. 4 tane girişi var heyoo diye aldığınız çoklu uzatmada bir tane giriş çalışıyorsa mutlu olursunuz:…
Günlerce önünüzde duran Wire-less İnternet e bağlanmayı sağlayan mutluluk çubuğunu o en lazım olduğu zamanda artık bulamıyor olmak…
Mutfakta bilgisayar da olsun, hani aileyi ayırmayan biraraya getiren tipinden olsun dersiniz, bir koşu gidip en uygun, maliyeti az birşey alırısınız sonuç: çalışmazzz… Saatlerce sürünür çalıştırırsınız ama artık hevesiniz kaçmıştır…Wireless internet ağınıza sizden izinsiz kimse girmesin diye şifre koyarsınız, sonra şifrenizi unutursunuz yeni makinede bu sefer siz giremezsiniz…
Eski lap-top da bir şey vardı bir şifre, dur bir açayım bakayım dersiniz çalışmaz pili bitmiştir ve tabii siz şarj aletini bulamazsınız.
Bu arada 2 tane hiç açılmamış headset Microphone , neyi birbirine bağladığı bilinmeyen bilumum kablo, ara bağlantılar, 2 tane web cam bulursunuz, ama yok şarj aletini ve de o mutluluk çubuğunu bulamazsınız!!!
En son geçen hafta artık video kameranın şarj aletini aramayı bırakmıştım galiba.
Bu evden bazı şeyler kayboluyor, acaba korkmalı mıyım?.. En son okuduğum kitapta, bu evden birşeyler kaybolma olayını muzip cinlerin yaptığına dair yaşanmıs bir hikaye vardı da…
Eski yeni arkadaslar
İnsan sevdiklerini görmek için eline geçen fırsatları değerlendirmeye nasılda uğraşıyor! 2008 yılı Ağustos ayında Bursa’da Tamer Amcalarda kalıyoruz. Küçük sultan Ezgi hanımla Arda nın arası da cok iyi![]()
Ve işte bugün daha tatile çıkmadan once haberleşmiş ve aynı zamanda Türkiye de olacağımızı sevinçle farkettigimiz Dubai’den sevgili arkadaşlarımız Nükhet ve Görkem ile buluşacağiz. İki tarafın aileleri de soruyor kim bunlar diye. Bize göre neden Bursa diye düşünülecek birşey yok aynı anda aynı şehirde olmuşuz Allah’tan bir mani yoksa neden yanlış şehir olsun ki. Netekim iki telefonla ayarlıyoruz, Bursa Carrefour’da buluşuyoruz.
Nükhet in büyük kızı Ezgi ile Arda’nın utangaç ama heyecanlı karşılaşması da cabası
J . Nükhet hiç çekinmeden Dubai’deyken de bundan daha sık görüşemiyorduk ki diyor. Haklı hani o hep orada olacak diye düşündüğünüz eş dost vardır ya hep bugün olmasa yarın olur acelemiz yok dediğiniz bir türlü zaman bulupta görüşemediğimiz. Sonra bir bakarsınız yok gitmiş. Neyseki biz şanslıyız, kah orada kah burada görüşebiliyoruz.Nerde okuduğumu hatırlamıyorum ne yazık ki onu not etmemişim, ayıp olmuş ama şu not çok hoşuma gitmiş ki üşenmemiş bilgisayara kaydetmişim :
‘Moda ile Yafa nın yakınlığı, sanki görünüşte birbirine fazla yakın durmayan iki sevdiğiniz insanın tanışırlarsa ne kadar çok anlaşacaklarına dair duyduğunuz dürtünün yarattığı duyguya benziyor. Hani tanışmalarından sizin hiçbir çıkarınız olmadığı halde ille de tanıştırmaya can attığınız o iki dostun düşlenen sevinci gibi… bu sevinç kendi içinde bir düş kırıklığı olasılığının ürkünç beklentisini de taşıyor elbette…’
Yıllar önce gurbetlerden Ankara ya geldiğimiz bir yaz akşamında gurbetteki can dostlarımızı Ankara daki canlarımıza tanıştırmıştık. Hesapta Dubai’dekiler Ankara’ya döneceklerdi ve biz Ankara’daki arkadaşlarımızla tanışmalarını çok istemiştik. Kırmadılar bizi güzel bir Ankara yaz akşamı geçirdik hep beraberce. Aradan 1 yıl geçti, o akşam o yemekte Ankara’da oturanlar İstanbul’a taşındı, Dubai’de kalacakları kesin gözü ile bakılan biz İngiltere ye göçtük ama en komiği Ankara’ya taşınacak olan arkadaşlar hala Dubai’deler.
Hic size de olur mu?
Hiç size de olur mu?
Hani filmlerde olur ya; başrol oyuncusu bir mektup alır, okurken sanki yazan kişi okuyormuş gibi seslendirilir. Bunları filmde okunan mektubu biz de anlayalım diye yapıyorlar tabii ki biliyorum. Benim anlatmak istediğim gerçek hayatta olanı.
Yıllar önce eşim Kağızman da askerliğini yaparken ben planlarımızı gerçekleştirmek üzere Ankara dan evi İstanbul a taşımıştım. Adamcağız kafayı yemişti. Yok yok ben ne yaptım diye değil, dedim ya herşey planlı idi. Tek derdi benim nerede oturduğumu kafasında tahayyül edememekti. Evi daha önce hiç görmemişti, neye benzediğini , eşyaların nasıl yerleştirildiğini,mutfağı kapıyı bacayı bilirsiniz işte. O zaman farkettim ki aslında telefonla konuşmak yeterli olmuyordu. Sizin gerçekten iyi olup olmadığınıza inanabilmesi için içinde bulunduğunuz ortamı yaşamak istiyordu, en azından hayal ederek.
O zamanlardan beri dikkat ediyorum eğer yazan kişiyi tanıyorsam mektubunu onun ağzından sesinden dinlemek benim için çok kolay oluyor. Mesela Can Dündar ın yazılarını hep onun sesi ile okurum ben, sanki televizyonda programını sunuyormuş gibi gelir bana. Nasıl mı? Yani mesela bir mektup bir not ve ya daha günceli bir email okuyorum değil mi ben yazan kişinin sesiyle okuyorum, kendi kulağımda onun sesi var, gözlerim okuyor ama. Sonra evlerini yani nerede yaşadıklarını bilirsem de mektubun sahibini o evde o masada yerleştiriyorum kafamda. Sanki karşılıklı sohbet ediyormuşuz gibi oluyor.
Diyeceksiniz gurbetteyken ikinci bir gurbete gitmek dokundu bu kıza. Yok yok ben iyiyim. Sadece sizlerin yazılarınızı okurken sizleri de görmüş oluyorum ve de çok seviniyorum demeye çalışıyorum. Hem belki size de oluyordur, ya da belki sizde denersiniz belki benim gibi sizi de mutlu eder.
Hani derler ya telefonda gülümseyin karşınızda ki ses tonunuzdan anlayacaktır diye, işte ben maillerimi okurken bile gülümsüyorum, hatta msn de sohbet ederken bile….
Siz Cocuklar sadece canavardan korkar saniyorsaniz cook yaniliyorsunuz
Aslında onlar en çok başaramamaktan korkuyorlar. Hani öyle büyük işler başarmaktan değil ha tamamen küçük günlük hedeflerden bahsediyorum. Bu korkuların onlarda yarattığı hırçınlıkları aslında hepimiz yaşıyoruz ama hiç nedenini anlamaya çalışmıyoruz. Son bir aydır Arda ile yaşadıklarımızı bu gözlükle inceledim ve de bakın ne korkuları varmış benim minik köftemin.
Çok güzel oynamışlardı ve artık gitme zamanı geldiğinde evsahibi konumundaki çocuk ondan dağılan oyuncakları toplamasını istedi ve de kıyamet koptu Sanki biraz önce gayet eğlenen o değilmiş gibi bir daha o eve gitmeyeceğini beyan edecek kadar olaya sinirlenmişti. Anne baba olarak olayı tam anlamasak da kendi çapımızda odayı toplayıp evden ayrıldık. Yolda neden bu kadar sinirlendiğini anlatmasını istedim, kısa sürede olayın * toplanılacak oyuncakları nereye koyacağını bilmediği* yani aslında yanlış yapmaktan korktuğu için çıktığını anladık. Hemen geri dönüp evsahibi konumundaki arkadaşımıza neler hissettığimizi anlattık ve birbirlerini anlamanın verdiği mutlulukla sarıldılar. Bir sonraki buluşma planları bile yapıldı ayaküstü…:))
Hemen her akşam yemek konusunda tartışma yaşanıyordu evimizde. Masaya daha oturulmadan menüden şikayete başlanıyordu. Hep bir pazarlık hali… Sonra bir yerde bu küçük afacanların neden bu yemek olayına agressif yaklaştıklarına dair bir yazı okudum, hem de bir makarna üreticisinin web sayfasında. Diyor ki, çocuğunuz yemeğin kendisini değil, porsiyonun büyüklüğünü kabul etmek istemiyor olabilir. Ve de ekliyor, biz erişkinlerin yiyebildiği miktarı yemek üzere başlayıp bitirememekten korktuğu için ama bunu akıl edip de derdini anlatamadığı için olayı tümden redediyor olabilirmiş. Akşam yemeğinde denedim ve özellikle de O’nun için küçük tabakta yemeğini sunduğumuzu bile üzerine basa basa dile getirdim.
Sonuç ne mi oldu? Gerçektende çok başarılı bir denemeydi, hala aynı yönteme devam ediyoruz ve de artık sorun çıkmıyor. Aynı yazıda çocuğunuza bir kez daha yemekten isteyebilmesi için ona fırsat tanıyın da deniliyor gerçi biz henüz ilk ve tek tabağı yiyoruz ama sorunsuz.:))Geçen gün bizim kendi çocukluk oyunlarımızın hiçbirisini bilmediğini farkettik ve de hemen bir oyun *Yakan Top* öğretmeye kalkıştık. Oyunun yarısında kendi kurallarını koymaya kalkıştı ki bunu bekliyorduk, biz izin vermeyince de oyun alanını terk etti. Bekliyorduk dedim ama nasıl yaklaşacağımızdan emin değildik sonra konuşmaya başladık. Topu atacağı sırada babasının topu tutmak üzere yaptığı hoplama zıplama hareketlerini sevmediğini, top atılana kadar put gibi durması gerektiğini ve de babası bunu yapmadığı içinde oynamaktan vazgeçtiğni söylediğinde işimiz kolaylaşmıştı. Bu sefer de topu kaptırmaktan ve de başarısız olmaktan korkuyordu. Oyunun asıl eğlencesinin topun kapılması ile ilgili olmadığını, asıl şamatanın babasını topun ters yönüne yatırması olduğunu anlattık, nasıl karşılık verebileceğini anlatmamız oyuna dönmesine yetti.:))
Ne yazık ki biz büyükler kendi büyük hayatımızda bu yavrucukların endişelerini görmeden yaşıyoruz ve de ısrarla canavar diye bir şey yok diyoruz ama aslında ne kadar küçük şeylere takıldığını ve de kendini mutsuz ettiğini görmek insanı şaşırtıyor. Düşünüyorum hiç farketmediğimiz daha neler var acaba ona canavardan
daha büyük bir korku veren…Ilk Gun Ilk Heyecan
Okulların açıldığı şu sıcak Eylül ayında tüm annelerin yürekleri pırpır; “Aman benim okul çağına gelmiş bir çocuğum varmış” şaşkınılığı ve mutluluğu yaşıyorlar. Küçüklerde anneden ayrılma korkusu; büyüklerde okulu özlemiş olmakla oyundan geri kalınacağını bilmenin arasında kalan bir duygu herkes bir umut bir heyecan okul yolunda. Özellikle Dubai’ye yeni taşınmış ve de yavrucak İngilizceden bihaberse endişeler büyüyor ama vazgeçmek yok bu iş yapılacak.
İster yeni gelmiş olun ister sadece okulu değiştirmiş olun yeni okulda ilk gün hep zordur. Yaş, dil ırk ayırtetmez hep ya olmazsa, ya bu maya tutmazsa korkusu vardır. Küçüklerde bu hissi anneler babalar taşırken büyük sınıflar kişilik gelişimindeki iniş çıkışların yanısıra bir de bu strese göre biçim almaya çalışırlar.
Nerden mi biliyorum? Ben 11 yıllık ilk, orta ve lise öğretimi süresince 7 okul değiştirmiş biriyim. Her okul ayrı bir macera ama başlangıçlar yani ilk günler hep aynı sadece biri hariç. Hemen hepsinde ilk dersyılı açılış konuşması sırasında sınıflardan uzakta beklenilir, sonra sınıfa ya sınıf öğretmeni ya da müdür yardımcısı ile gidilir ve de sınıfa tanıştırılma işleminden sonra herşey normal akışına döner. Yani sınıf siz yokmuşsunuz gibi kaynaşır önce, sanki hiç size bakmıyor gibidirler ama aslında tepkilerinizi ölçerler ufaktan sizi denerler belki ama bunlar diğer günlerin konusu – yavaş yavaş araya kaynaşıverirsiniz. Koca ders yılının sonunda sizin ne zaman onlara katıldığınızı bile hatırlamazlar, sanki siz ta enbaşından beri oradaymışsınız gibi yaşanmıştır herşey. Önemli olan o ilk günü atlatabilmektir.
İşte 20 sene önce bir Eylül sabahı Mersin Anadolu Lisesi’nde hiç tanımadığım bir öğrenci grubunun yakınında onlara fazla karışmadan beklerken aklımdan geçenler bunlar. O gün okullar açılıyor ve ben öğrenim hayatımdaki 7. okula nakil oluyorum. Bu son olur diye umuyorum zaten lisenin bitmesine iki yıl kalmış bir daha taşınmayız herhalde. Aslında bu kadar okul değişikliği beni biraz -olaya alıştık artık- durumuna sokmuş yani pek bir sıkıntı yok. Müdür Beyin açılış konuşmasını bitirmesini bekliyorum, sonrası Allahkerim. Sınıfa giderim beklerim derken; duyduklarıma bir anlam veremiyorum. Müdür Bey ki bölgede disiplini ile ünlü biri, okullarında nakil öğrencileri hiç sevmediklerini bu dışardan gelen yaratıklar yüzünden okullarında sorun yaşadıklarını yoksa sevgili yıllanmış ögrencilerinin aslında ne kadar başarılı olduklarını falan anlatıyor. İnanıyor ki geçen yılın ÖYS sonuçlarında başarısız olan toplam 5 kişi de zaten bir ara bu okula bırakılmış nakil öğrencilerdenmiş…
Nasıl yani!!!!
İlk şaşkınlıktan kurtulmaya çalışıyorum ben de bir nakil oğrenciyim ve benim aralarına karışmama izin vermeyecekler mi acaba korkusu yasamaya başlıyorum. Herkes bilir ki balık baştan kokar ve bir sıkıntınız olduğunda koşacağınız yerdeki kişi size baştan işe yaramaz gözü ile bakıyorsa vay halinize…
Neyse ki olaylar korktuğum gibi gelişmiyor ve de sınıf arkadaşlarım beni ve benimle birlikte aynı sınıfa yeni gelen diğer kız öğrenciyi aralarına almakta hiç sakınca görmüyorlar. Hatta oturduğumuz sıraya gelip tanışanlar bile var. Sonradan öğreniyorum ki onlarda nakil gelmişler sadece benden 3-4 yıl önce ve de benden daha kötü şartlarla karşılanmışlar. O yüzden de beni aralarına almakta bir an bile tereddüt etmediler. Müdürün tavrı hiç değişmesede ben kendimi hiç yabancı hissetmedim o sınıfta.
Bir çocugun hayatındaki en büyük değişikliktir okul hayatı. Ve çocuklar değişikliklere yeniliklere daha açıktırlar.Okul en güzel mekandır arkadaslıklar için ve arkadaşların yardımı ile en zor günlerde atlatılır.
Kolay gelsin…
Dip Not: Hani o sıramıza gelip bana hoşgeldin diyen arkadaş vardı ya işte o benim hayat arkadaşım, eşim oldu sonunda.
Isim mi sormustunuz?
-
Arşivler
- Şubat 2026 (2)
- Ocak 2026 (1)
- Ağustos 2025 (2)
- Haziran 2025 (1)
- Mayıs 2025 (2)
- Nisan 2025 (1)
- Haziran 2024 (1)
- Şubat 2024 (1)
- Mayıs 2023 (1)
- Mart 2023 (1)
- Ocak 2023 (1)
- Kasım 2022 (1)
-
Kategoriler
- #biryazihareketi
- #relocation
- #tasinma
- amsterdam
- Aralik 2009
- Arda's travel
- bizden haberler…
- bu kitabi okurken neler hissettim/dusundum
- Entertainment
- GEZGIN DOGANS
- gezgindoganlar family trip rocks
- Hobbies
- Hollanda
- Kasim 2009
- kissadan hisse- derlemeler
- roadtrip2019summer
- seyahat
- Taşınma
- Turkiye seyahatleri
- Uncategorized
- zeynep'ce
-
RSS
Entries RSS
Comments RSS




