Listen kadar konuş 🤷♀️
2023’e gireli oldu bir 6 ay, sosyal medyada gündemi taşıyan, kullanıcıyı takip eden tüm uygulamaların çalışanları için önemli bir döneme girmiş olmalıyız.
2022 sonundan hatırlarsanız nasıl listelerle tamamladık.
Her bir yanımızdan bu yıl neler yaptınız listeleri çıktı önümüze. Yılın o 365 gününün bilançosunu yaptırdı sosyal medya, en çok kiminle görüştün, en çok hangi müziği dinledin, hangi araca bindin şeklinde yıllık listeler.
Sonra hiç utanmadan arlanmadan paylaşsana hadi görsün herkes diye gaza getiriyor seni bir de.
Bütün bu verileri üzerimizde taşıdığımız elektronik aletlerden, girip çıktığımız digital sosyal ortamlardan topluyor. Digital ayak iziniz diye önümüze koyuyor sonra da. Benim bildiğim ama çoğunu kullanmadığım daha başka bir çok uygulama var, yürüdüğünü yediğini uyuduğunu ve hatta kadınsal döngünü takip eden.
Bana bu sene neler dinledin listesi yapmadi Spotify, nerelere kimlerle gitmişşsin sen bakayım dosyasını da FB yollamadı. Önce bir neden acaba dedim, öyle ya digital olarak kayıt yapmamışsan hiç yaşamamış olabilirsin!
Herkes gibi ben de bu geçtiğimiz bir sene içinde indim çıktım tepeleri huzur yaylasında yürürken ya da mutluluk heyecanı denizinde yüzerken. Dijital kayıt yapmadıysam da dijital teknolojiyi kendi amacıma kullandım bol bol. Heryere yetişmeye çalıştım sanki oturduğum yerden, yetiştim gibi hissettim.
Ama benim bu sene dinlediklerimi sadece ben dinledim, sanırım o yüzden öyle çok çalanlar dinlenenler listesine adlarını yazdıramadılar.
O yüzden de listemi ben yapayım dedim.
İlk önce yanıbaşımda herhangi bir teknolojik alete yapışık olmadan dinlediklerimden başlayacağım.
Sıranın başını kocam alıyor; son beş yıllık döneme göre iki başımıza geçirdiğimiz günler 2022 yazından itibaren giderek azaldı ama uzun uzun yürüyüşlerin, inişli çıkışlı tonlamalarının hararetine bir de havanın neminin ya da rüzgarının yönünün yarattığı basınç eklenmesinden etkilenerek yapılan uzun sohbetlerde genelde dinleme sürem konuşma süremden daha uzun.
Sonrasında büyüklerimi dinledim. 2021 Mayıs 2022 Temmuz arasında Türkiye’de yaşayınca yanıbaşımda olan annem, babam ve kayınvalidemi bol bol dinledim. Her birinin beklentisi, ihtiyacı, aldığı ve verdiği ayrı önemli olan bu sohbetlerde dinlediklerim konuştuklarımdan çok olsun isterdim, becerebildim mi bilmiyorum. Umarım onların hayal ettiği kaliteyi verebilmişimdir.
Yanıbaşımda olup da beni dinleyenler de vardı çok şükür ki bence bu çok daha önemli bir liste.
Ezgi ve Fulya var mesela, beni en çok dinleyenler listemizde baya baya yukarlarda, bu sene. Teker teker ya da üçümüz beraberken, Türkiyenin çeşitli köşelerinde, karda kışta, buz gibi soğukta ve deli sıcakta, susuyor olsan bile konuşmanın akışında olduğun o harika ortamlarda. Ben de dinledim onları, yani öyle olduğunu düşünüyorum. Eşit dağılım yapmışızdır umarım, hep onlar beni dinlememiştir değil mi? Ama öyle iyi geliyor ki insanı dinleyecek birinin olması.
Kocam dinledi beni, konuşma sıram gelince artık kendi istediklerimi dinletebildiğim aşamaya gelmişim bak bu benim için bir çeşit Nirvana.
Teknolojiden yararlanıp, yanıbaşımda gibi dinlediklerim sırasının birinciliğini paylaşıyorlar Arda ve Funda. İstanbul trafiği sağolsun belirledi uzunluğunu Funda ile günlük görüşmelerimizin, dedim ya teknoloji sağolsun hiç mi kesilmez😉
Oğlumu dinliyorum gözlerim kapalı, onu dinleme kısmı bu konuşmalarımızda daha bir keyifli, umut ve heyecan verici oluyor. Bak istese bu kaydı verebilirdi bana WhatsApp ya da Facetime. 2022 de en çok kiminle görüntülü arama yaptınız listesi. Gerçi liste uzun değil, ama her bir görüşme oldukça uzun, bilmiyorum listeler için süre mi yoksa sayı mı önemli.
Bu arada gerekli gereksiz yerli yersiz fotolarımız da olmuş tabii, FB da onları toparlayıp getirir dedim ama öyle sanal dünyada nefes alanların dosyalarından çok daha kısa olunca o da gelmedi.
Gidip gördüğüm, gezdiğim deneyimlediğim heryer her şey iyi ki yapmışım, varsın FB beni yeterli görmesin. 2021 ve 2022 yıllarının seyahatleri hep bir son dakika kararı, haydi hop rastgele şeklinde çıkılan yolculuklarla dolu. Yolun üstünde ya da yakınında bir eş dost akraba varsa direksiyonu o tarafa kırarak yapılan güzergah değişikliklerinden yararlanıp nerde akşam orada sabah gezilerinden oldu bu sene. Yoldan arayıp, geçiyorduk uğrayalım deyiverdiğimiz dost ziyaretlerinde dur FB için foto çekeyim demiyor insan, anı yaşıyor keyfine varıyor. Ne güzel insanlar biriktirmişim diye mutlanıyor.
Peki bu sene sıklıkla cevaplamak zorunda kaldığınız sorular listesi oluyor mu acaba?
Benim sadece bu son sene değil ama son iki senenin tartışmasız en çok maruz kaldığım ve içtenlikle sorulduğundan hiç şüphem olmasa da cevaplamakta artık yorulduğum sorusu eve dönmek nasıl? Bu iki senede evin neresi olduğunu tanımlamamız gerekti ama hala tam bir karar varamadık biz bu durumda nerden nereye gittiğimiz ya da döndüğümüz bir muamma. Ama ülke bağımsız herkesten gelen ortak soru, eve dönmek nasıl bir şey Mersindekiler de Twyford’dakiler de taşındığımız zaman aynı soruyu sordular biz de aynı şekilde cevapladık, şimdilik iyiyiz.
Sene sonlarının neler yaptınız listelerinden sonra en gıcık ikinci listesi de yeni yılda neler yapmak istersin listeleri. İlginç olanı FB ve Spotify bu sene için öngörü listesi yapmıyor, her şeyi senden bekliyor, malzemeyi alıyor senden sonra ortaya karışık bir yeni icat ile çıkıyor karşımıza.
Ben yeni yıldan bir şey bekleyerek girmiyorum, bakalım neler yaşayacağım şeklinde oluruna bırakıyorum sanırım. Benim dilek ve beklentilerim daha çok Hıdrellez akşamını bekliyor. Hatta Hıdrellezden bir kaç hafta sonra canım bir şey dilemek istese daha kaç defa uyuyacağız hıdrellez icin acaba diye hayıflanıyorum.

Kim o?
Yaklaşık 4 sene kadar önce okumuş olduğum hikayenin serideki diğer kitaplarını da okumalı diye düşünürken buldum kendimi. Seri kitapları çok sevmiyorum, daha önceki deneyimlerimde ilk kitabın tadını vermiyordu serinin uzadıkça eklenen bölümleri, bu da öyle olabilir mi acaba?
Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım adlı hikaye Elena ve Lila’nın ilk çocukluk ve gençlik yıllarını, içinde büyüdükleri mahalle ile yaşayarak anlatıyor.
Yazar açık, akıcı, çekici, kavrayıcı bir üslupla anlatıyor, öyle ki
–Kan. Genellikle feci lanetlemer ve iğrenç küfürler havada uçuştuktan sonra akardı yaradan. Sıralama buydu.
cümlesini okurken 3.sınıfta Ankara’da Hamdullah Suphi İlkokulunun bahçesinde koşarken düştüğüm icin açılan dizimdeki yarayı farkedip, açılan yaradan sızan kanı ilk görüşümü hatırlattı bana. Sağ bacağımda hala hafif de olsa duran yara izime baktım kaldım bir süre desem inanır misiniz?
Yazarın kendi içsel duygu, düşünce iniş çıkışlarını bu kadar iyi anlatabilmesini çok sevdim. Lila ile beraber yaptıkları, yaşadıkları hemen her çocuğun, genç kızın başından geçebilecek olaylar. Yazarın anlatımı ile ben de o mahallede oyunlara katılan biri oluveriyorum. Pek çok şey var evet benim de başıma gelmişti diyebileceğim ama o Napoli’de iken ben Türkiye’de büyüdüm aslında. Dünya nasıl da küçük ve insanlar ne kadar da benzer yaşıyorlar aslında.
Kahramanımız Elena’nın yaşadığı bazı olaylar için insanlar üzerinden yıllar da geçse hapse atılıyor mesela. Ama o bu durumu olay çıkarmasına neden olacak bir şey gibi düşünmüyor. Mesela misafir olarak bulunduğu evde, ev sahibi gece uykusundan kalkmış, mutfak tezgahında duran bir bardak suyu almış, içmiş kadar basit olağan bir durummuş gibi anlatıyor, şimdilerde olsa ciddi bir taciz davasına dönüşebilecek bir olayı mesela. Hikayenin geçtiği dönemde henüz bir #metoo hareketi yokmuş tabii.
Okurken dikkatimi çeken bence onemli bir husus da, başlarına gelenleri algılamaları, tutumları ve birbirleri ile olan ilişkilerinde en ufak bir serzeniş sızlanma olmaması. Sadece ortamdan ve ya başkalarından değil, kesinlikle ve asla Lila’dan da şikayet etmiyor. Hayatı geldiği gibi, üzerinde fazla da düşünmeden yaşıyorlar, neden-nasıl şeklinde yorumlamıyorlar sanki. Boylesi daha mi iyi acaba?
Yazarın dili Italyanca olunca çevirisinden okumak durumunda kaldım. Çeviri bir eserde yazarın hikayesini anlatırkenki sesinin tonunu direk alabilmenin tek yolu çevirenin bu tonu yakalayabilme başarısına kalmış biliyorsunuz. Emeğine sağlık sayın Eren Yücesan Cendey çevirisini yaparken yazar Elena Ferrante’nin kaleminden dökülenleri çok net akıcı bir şekilde aktarabilmiş ki ben hikayedeki figüranlardan biriymişim gibi izledim, okudum sayfaları. Kitabı ve hikayesini sevme nedenimde onun etkisi büyük bence.
Hepimizin hayatında O’nun için, O’na rağmen, O’nunla, O’nun sayesinde, O’nun yüzünden yaptığımız şeyler, başımıza gelenler, aldığımız kararlar, yanılmalar ve iyikiler vardır. Bu kitapta sanki sadece bir tane O vardı ve de o kişi Lila idi. Düşünüyorum benim Lila’m kim olabilir diye. Bende kadın- erkek, büyük- küçük, yetişkin- çocuk bir çok Lila var, hepsinin tekli ve sonra da kümülatif etkisi ile ortaya bir Zeynep çıkmış işte.
Peki ya siz hiç düşündünüz mü, kim O?

Bitti mı gerçekten
3-4 yıl once okuduğum bir kitaptı, yazarı Selim İleri, “Dostlukların Bittiği Gün”.
Okurken anlamamıştım ne demek istiyor kitabın asıl hikayesi konusu nedir diye diye okumuştum.
Sonra üstünde çok da durmadım.
Ama şimdilerde anlıyorum çünkü başıma geliyor.
Görüştüğüm konuştuğum zamanların arasının açıldığı dostlarım var. Mesafelere yüz vermeyen ben yeniliyorum, gözden ırak gönülden ırak olurmuş derlerdi ama bunun gerçekliğine inanmaz sitem niyetine kullanırdım, sonuçta sitem sevgiden doğuyordu degil mı!
Var evet hayatımdan düşenler var… Ben yenilerini eklerken, artarak ilerlerken ya da öyle olduğunu sanarken, kendi istegi ile olduğuna inandığım şekilde gemiden inenler hayatımdan çıkıp gidenler var.
Hele bir iki tanesi var ki kabul etmek zorluyor ama ne yapalım kendi istekleri ile gidenlere saygım sonsuz .
Bir ümit belki yeniden gelirler diye kapıyı kapatmıyorum.
Kitapta geri gelme yok ama gercek hayatta olurmuş gibi geliyor.
Benim dostum olur musun?
Yazar diyor ki “gercek dostluk duygusal bir iliskidir ve sıradan arkadaşlıktan dostluk aşamasına geçerken her şartta anlayış, destek tabanlı bir iliski olacağını her iki tarafta bilir ve kabul eder. Tamamen duygusal, sevgi ve ilgi ile beslenmiş bir paylaşımdır oyle ortaya atılmış bir imza falan da yoktur.” Gerçi o bunu iş ilişkilerine bağlamaya çalışmış ama ben her türlü insan iliskisinde temel unsur olarak görüyorum ve hatta arttırıyorum:
Bir insanı sevmekle başlar herşey oyle ki bir insanı kırmak bile onu sevgisini kazanmak ile olabilir ancak.
Çünkü insanı kırabilecek bir sey yapabilmek icin oncelikle cok sevilmek lazımdır. O sevgiye inanmak ve o yüce sevginin bitmez tükenmez bağışlayıcılığına güvenmektir aslında yanlışların en büyüğü.
Oysa sadece ve sadece anneler ve babalar çocuklarına kırılmaz, gucenmez ve affeder. Hatta çocuk hata yaptığında faturayı kendine keser neden bu hatayı yapmasına izin verdim, nasıl da doğrusunu öğretemedim diye.
Yol boyunca edindiğimiz arkadaşlıklar ya da küçükken söylediğimiz gibi kendimize arkadaş yaptığımız bu insanlarla ne kadar devam edebildik, ne paylaştık ne paylaşamadik acaba?
Bana en ilginç geleni ise biz kendimizi açarken onlar ne kadar açtı acaba? Yani tabii dostluk mertebesine ulaştıysanız bu tip kuşkulara yer yoktur degil mı?
Ama benim merak ettiğim bu dostluk mertebesine nasıl geliniyor, yani oyunda nasıl seviye atlayacağız bunu bilemiyorum.
Evlilik kararı gibi oldu galiba ama onda bile bir teklif aşaması var en azından konuşursun, ne bileyim beklersin herhalde! Ama yakın gördüğün arkadaşını kenara çekip romantik bir sekilde seninle bir ömür boyu, iyi günde kötü günde dost olmak istiyorum diyemezsin ki! Ya da diyebilir misin?
Diyelim ki sen dedin cevabı ne olacak diye merak yerine belki de uzatmalı sevgili aşamasında devam etmek daha iyidir.
Bilemedim…
Kızarkadaşlar günü
Bugün 2007 senesinde yazdığım bir yazımı alıyorum buraya.Aslında blogta eski notlar arasında bu yazı var olabilir ama yine yeniden okunmaya değer buluyorum.Yakında kitabı yeniden okuyacağım ara ara okumakta fayda var!
Buket Uzuner’in 1993 senesinde okuduğum kitabı Benim Adım Mayıs tekrar okumaya basladim. Kitap gecesinde konuşacağız biliyorum ama ben bekleyemedim, kusura bakmayın artık. Sıcağı Sıcağına yazmak istedim hissettiklerimi. Kitabı okuyanlar bilir okuyacaklar olduğu için anlatmak istemiyorum ama küçük öykücüklerden oluşan bir güzel kitap.
İlk hikayesine şöyle başlıyor: Dostluklarıyla beni çok mutlandırmış ve artık yittiğinde hep kederlendiğim bütün kız arkadaşlarıma hala sevgiyle….
Düşündüm benim kız arkadaşlarımı ve bu cümlenin ne kadar doğru olduğunu. Benim kızkardeşim yok, olsun isterdim. Küçükken farketmedim ama kızkardeşe ihtiyacım varmış ve ben her kızarkadaşıma olası bir kardeş ümidiyle yaklaşmışım. Aileden gelen göçebe hayatımda gittiğim şehirlerde, okullarda oluşturduğum arkadaşlıklarda hep kardeşlik yaşamaya çalıştım. Ve son 15 senedir de beni hep mutlandırmış kızarkadaşlarim, dostlarım oldu. Çok şükür ki yitirmedim, hastalıklar, yollar engellemiyor bizi.
Bugün bunları anlatma nedenim Buket Uzuner’in hikayesini okuduğumda hissettiklerim. Diyor ki basireti bağlanmiş sanki ve kızarkadaşını en ihtiyacı olduğu zamanda aramamış, ne konuşacağını bilemediği için ertelemiş!Şimdi pişman çünkü o kişi yitip gitmiş anılarda kalmış. Görüşmüyorlar artık. Ne kolayca kaybediyoruz dedim kendime insanları, yaşamımızın bir dönemine damgasını vurmuş güzel insanları. Oysa onlarla o binayı inşa ederken nasılda terlemiştik, uğraşmıştık. Sonradan akıl edemedim dediğimiz ne çok ihmali yapıyoruz en sevdiğimiz bizi çok eskiden bilen insanlara karşı .
Hikayeyi bitirdiğimde annem aklıma geldi. Geçen sene çok sevdiği bir arkadaşı vefat etti, kadıncağızın son 20 yılda yaşadıklarını –bir trafik kazası ile gelen tüm beden felci, kanser …; sayarsak aslında kurtuldu Nihal teyze. Ama annem kendini hiç affedemiyor, son zamanlarında yanına gidemediği, gitmediği, gitmeyi akıl edemediği için. Affetmesine olanak yok çünkü Nihal Teyzenin kızı affetmiyor, gelmediniz aramadınız diyor oysa sizi beklemişti diyor…Annemse basiretim bağlandı kızım bilemedim ki öleceiğini diyor ama nafile. Bazı hatalardan dönülmüyor.
Ve 30 yılın sonunda bana diyor ki annem “arkadaşlarına verdiğin önemi takdir ediyorum kızım” diyor, oysa hep kızardı onlar yüzünden ailemi ihmal ettiğim için, kısacık seyahatimi bile arkadaşlarımı görmeye yönelik planladığım için. Ben arkadaslarımı da en az ailemi özlediğim kadar cok özlüyorum. Biliyor musunuz ben aslında hergun msn ve Viber’de chat yaptığım arkadaşımdan mektup bekliyorum, hani o pul yapıştırdığmız zarfı ile postalanan nostaljik mektuplardan. İçinde yazanları zaten biliyorum chatte öğrendim ama olsun o mektuba dokunmak bile benim günü güzelleştiriyor.
Demem o ki lütfen basiretinizin bağlanmasına izin vermeyin, aileniz tabii ki öncelikli ama arkadaşlarınızı özellikle kız arkadaşlarınızı ihmal etmeyin, sizi ihmal etmelerine de izin vermeyin, belki onlarında basireti bağlanmıştır çözün o bağı tekrar sizin olsunlar. Kilometrelerin, dünyevi salak saçma işlerin aranıza girmesine izin vermeyin. O hergün saatlerce konuştuğunuz telefonu bu sefer onu aramak için kullanın, hattın öbür ucunda sesinizi duyacak kişinin yüzüne bir gülümseme kondurmak dünyalara değer lütfen ihmal etmeyin, ve ertelemeyin
Ve beni affedin sabah sabah boyle duygusal basladigim icin ama durduramadım kendimi, ertelemek istemedim.
-
Arşivler
- Ağustos 2025 (2)
- Haziran 2025 (1)
- Mayıs 2025 (2)
- Nisan 2025 (1)
- Haziran 2024 (1)
- Şubat 2024 (1)
- Mayıs 2023 (1)
- Mart 2023 (1)
- Ocak 2023 (1)
- Kasım 2022 (1)
- Ekim 2022 (1)
- Eylül 2022 (2)
-
Kategoriler
- #biryazihareketi
- #relocation
- #tasinma
- amsterdam
- Aralik 2009
- Arda's travel
- bizden haberler…
- bu kitabi okurken neler hissettim/dusundum
- Entertainment
- GEZGIN DOGANS
- gezgindoganlar family trip rocks
- Hobbies
- Hollanda
- Kasim 2009
- kissadan hisse- derlemeler
- roadtrip2019summer
- seyahat
- Taşınma
- Turkiye seyahatleri
- Uncategorized
- zeynep'ce
-
RSS
Entries RSS
Comments RSS


