Merhaba Komşu..Yunanistan
Bu yazı İngiltere’den Türkiye’ye araba ile yaptığımız seyahatin 7. Gününe denk geliyor. #allthewaytoTurkey2019
C: Zeynep, Mudanya mı Marmara mı istersin?
Z: Ne bu zeytin mi?
C: Konaklama bakıyorum ya sana işte..
Benim aklım fikrim yemekte olabilir ama zeytin değilmiş sohbetimizin konusu. Avrupa’ya yapacağımız araba yolculugunda Selanik’ten de geçelim ve hatta orada kalalım, denize de gireriz diye düşünüp bu bölgeyi iyi bilen arkadaşa sormuştuk ya, işte konu o. Meğer Selanik’in Ege Denizine doğru uzanan bir elin 3 parmağı gibi olan yarımadalar bölgesinden bahsediyormuş. Halkidiki yarimadasinda Yeni Mudanya ve Yeni Marmara diye yerleşim yerleri varmış, mübadele sırasında Anadolu’dan bu bölgelerden gelenlerin yerleştiği yerler imiş.
Nea Moudania olsun diyoruz, çok da bildiğimizden degil tabii her ikisi de misafirperver bolgelerimizdendir sonucta.
Bir apartman dairesi kiralıyoruz. Ödeme apartmandan ayrılırken yapılan türden.
Bu arada Arda’nın ilk basketbol koçlarından olan Miltos ve eşi Sofia ile İngiltere’de iken Bristol üniversitesine yaptığımız ziyaret sırasında denk gelmiş, seyahatimizden bahsedince de bölge hakkında tavsiyeler almıştık artık uygulamaya geçebilirdik. İlk planımızda Onlarla Selanik’te de görüşmek var ancak bunu seyahat aşamasında iken gerçekleştiremiyoruz.
Selanik bir Akdeniz şehri ve tabelalarda Yunanca yazmasa kendinizi Mersin ve ya Antalya’da sanabilirsiniz. Yemek işini hemen halledelim istiyoruz ve arkadaşlarımızın tavsiye ettiği mekanları arıyoruz ancak bulamıyoruz. İçi kalabalık olan bir lokantaya bir cesaret giriyoruz, sıcak tencere yemekleri sunan bu lokantada tek dil Yunanca. İşaretler ve beden dili ile derdimizi anlatabiliyoruz. Servisten kendimizi gerçekten de yine Türkiye’nin bir yerinde hissediyoruz, salatanın ekmeğin suyun parasının ödenmediği bir yer ancak memleket olabilir. Yunanistan bizim komşu işte sonuçta.
Selanik’e gelip de Atatürk’ün doğduğu evi ziyaret etmeden olmaz tabii. Atatürk’ün doğduğu ve ilk okula başladığı ev Türk konsolosluğunun bahçesinde yer alıyor ve binaya arka kapıdan giriliyor. Yanımızda Arda’nın kızarkadaşı da var ve ona tarihimiz hakkında bilgiler vermek için fırsatı kaçırmıyoruz. Atatürk’ün mumya modeli o kadar başarılı ki sanki gözleri ile hoşgeldiniz diyor.
Denize Nea Potidea Beach diye bir bölgede giriyoruz. Denizi tertemiz ve serin bu plaj sayesinde Ege denizinin en kuzey noktasında denize girmiş oluyoruz.
Bu andan 24 saat sonra Ege denizinin karşı kıyısından bakıyor olacağız. Yarının hedefi Bozcaada.
Ama tabii önce Sınır Kapısı var. İpsala Sınır Kapısı ilk durağımız olacak şekilde sabah erkenden yola çıkacağız.
Nurtopu gibi bir sitemiz oldu-Lulutata
Nurtopu gibi bir sitemiz oldu, www.lulutata.com
Geçtiğimiz Eylül ayında kuzenden bir mail aldım,” bir websitesi açacağım da senin blogda yazdıkların da benim bu websitesine uyuyor benim için de yazı yazar mısın acaba? ” diye soran bir email. Benim yazılarımın en büyük takipçilerinden zaten Özlem, yani alıcı gözle okuduğunu biliyorum, kayırmaca yok.
Eh ben bu fırsatı kaçırmadım tabii hemen atladım bu fikre. Yolladım bir yazı başladım beklemeye.
Sonra bir süre ses çıkmadı, çatladım tabii.
Zamanında önüme çıkan bu tip bir başka fırsatı acemilik, takipsizlik gibi sebeplerden kaçırmışım zaten kendime acaip sinirliyim o yüzden. Bu sefer de öyle olsun istemiyordum. Ama biliyorum kızın işi başından aşkın, kızdırmaya gelmez, al yazını da git derse ya!
Bir fırsat yaratıp bir yazı daha yolladım hani Kasım ayını kaçırdık Aralık ayı anlam ve önemine göre bir yazı yazdım istersen bunu koy şeklinde. Maksat durum nedir diye öğrenmek tabii, yazı bahane…
Neyse efendim sabreden derviş muradına erermis diyerekten biz de muradımıza erdik, aylardır beklediğimiz sitemiz, www.lulutata.com açıldı. Ve itiraf ediyorum beklediğimden çok daha detaylı, harika bir site olmuş.
Sitenin sahibi Özlem benim kuzenimin eşi olur, 4 yaşında bir oğlu bir de 1 yaşında kızı var, dünyalar tatlısı ikisi de. Anneyi oyalamak, meşgul tutmak icin türlü afacanlıklar peşindeler, ama işte annemiz yine de kendine ve de kendi için zaman ayırabilmiş, valla bravo!
Hepimizin aklında bir seyler yapmak var, yaptığımız işten zevk almak ya da zevk aldığımız işi yapmak en büyük hayalimiz. Cafe açanlar, kitap yazanlar, maşallah herkes yazar, herkes fotoğrafçı bu ara. Özlem’in de bir blogu var zaten kimin yok ki. Ama butun bunları ortak bir çatı altında toplamak, orada burada uçuşan bilgileri toparlayıp en uygun ve kolay hazmedilir yolla ilgiliye sunmak ayrı bişey, henüz herkesin harcı değil.
Merak ettim, anlat bana nasıl oldu da buraya kadar getirebildin diye sordum. Neyse ki mailde yaz demisim malum uluslarasi arasi roportaj biraz pahali olurdu. Elinden geldiğince yazıya dökmüş hatta sanki Oscar’ı kazandınız demişim gibi, emeği geçenlere teşekkür ettigi bir bölümü bile var. J
Eminim okudukca ah ben de yapacaktım diyeceğiniz türden bir hikaye Ozlem’in lulutata’ya kavusma hikayesi:
4 seneyi geçkindir bir homeoffice hayatım var. Efe’ye hamileyken aktif iş hayatıma ara verme kararı aldım. Ama hiçbir zaman da ‘ev hanımı’ olamadım. Şöyle ayaklarımı uzatıp dinlendiğim pek nadirdir. Önce yine başka bir iş kurdum, sigortacılık. Sıfırdan öğrendim, çok emek verdim, eğitimlerine gittim, sertifikalarını aldım. Hala da devam ediyorum. Bazen o iş bu iş derken yoruluyorum, bir azaltıma mı gitsem diyorum ama vazgecemiyorum bir yandan da Nerdeyse 2 senedir yine part-time’in da part-time’ı kayınpederimin yabancı ortaklı işinde hem pazarlama, hem insan kaynakları, aslında ne iş olsa yaparım tarzında işler yürüttüm. Çok şey öğrendim ondan, sayesinde paslanmadım tam tersine kendimi geliştirdim. ( kendine guven)
Ama bir türlü de asıl yapmak istediğim, hani şu ‘hobisini işe dönüştürme’ veya ‘işine aşkla bağlanma’ mertebesine de gelemedim. Sonra, bebeğimi emzirdiğim süre zarfında, elimden hiç düşmeyen akıllı telelefonum, internet merakım ve teknoloji bağımlılığım gece sabahın 5’inde aklıma bir şey düşürdü. Eren’e açtım hemen konuyu, ‘harika bir fikir yapalım bunu!’ dedi. Başlarda sadece beni geçiştiriyor sandım, yada gercekten öyleydi ama benim 1-2 gün sonra bilgisayarda hazırladıgım ekran görüntülerini ve içerik planlarımı görünce, işin ciddi oldugunu o da bir kez daha idrak etti. Eren’imle başladı her şey, her zamanki gibi bana inandı, ‘yapalım bunu!’ dedi. (en yakinlarinin inanci ve destegi)
Eren’in cok güvendiği yazılımcı bir arkadaşına konuyu actık, o da fikri beğendi. Ve bir toplantı yaptık, 1-2 gün içinde bu işe başladık. Aylardan Mayıs idi! Sonrasında bakış açımızın birebir örtüştüğü ‘yazılım ekibi’; logomu tasarlayan dünya tatlısı Şuşu (şuşunun öyküsü); ‘Benim için yazı yazar mısın?’ dediğimde işini gücünü bırakıp, yazı hazırlayan yakınlarım ve arkadaşlarım (sen, Cüneyt amca, arkadaşlarım: canel, sosyal güve, denizdogatoprak); 9 ay 10 günlük hamileliğini bana her hafta uzun uzun yazan çocukluk arkadaşım; detaylara takıldığımda beni, her zaman olduğu gibi, hemen silkeleyip kurtaran canım kapkam; instagramdan tanıdığım ve hayatımda yeni bir sayfa açmama vesile olan, bana ilk ışığı yakan, sevgili Ülkü (fotografik hatıralar); dualarını hiç eksik etmeyenler… Daha buraya yazamadığım o kadar çok kişinin emeği var ki bu işte. Hepsine ne kadar teşekkür etsem az.
Her şey başından beri öyle yolunda gitti ki. Onun pozitifliğiyle güzel bir şey çıktı bence ortaya. Daha da gelişecek site. Sadece biran evvel açmak istedik artık. Geliştiriceğimiz kısımların hepsi şimdiden belli.
Hamilelik bitti, 3. bebeğim Lulutata dogdu ve asıl iş şimdi başlıyor!
Ozlem, doğru insanların nasıl olup da aynı zincirin birer halkası olarak bir araya geldiğine hala şaşırıyorum diyerek bitirmiş mesajini. Oysa ben artık hiç şaşırmıyorum diyerek cevap verdim; “Bu basit bir Karma olayi, sen hayattan, kimden ne isteyeceğini bildiğin surece istedigine ulasmak cok kolay”
PS: Aralık ayı yazımı Lulutata’ya verdim, ilginize ve bilginize sunulur.
Sufle!
“If you haven’t picked the right people with the right spark to share your dream with, it’s like trying to bake a soufflé without the correct number of egg whites. The damned thing just won’t rise.”
Diyor ki araştırmacı yazar çevrenizde sizinle hayallerinizi paylaşacak kişiler yoksa bir yere ulaşamazsınız, tıpkı eksik yumurtayla pişirmeye çalıştığınız suflenin kabaramayacaği gibi! Bugünlerde okuduğum kitap iş dünyasındaki başarılar üzerine yazılmış ama insan ilişkileri söz konusu ise tum hayat icin geçerli diye düşünüyorum.
İnternette dolaşan mutluluğun anahtarı hep pozitif olun ve çevrenizde negatif insan bulundurmayın seklinde ki uyarılardan degil bu, gerçi o da doğru ya!
Geçenlerde bir arkadaşımla konuşuyorduk biraz da denk geldi diyelim. Dedi ki “siz” yani Basri ve ben “hayatınızda hedefler koyup o hedefe doğru ilerlemeye çalışıyorsunuz, yolda çıkan engellere de hedefin önemine, değiştirebilir olup olmamasına göre direniyorsunuz. Bunu nasıl yapıyorsunuz?” İşte hemen bu konuşmanın akabinde yine bir tren yolculugunda okumak icin evdeki kitaplıktan çektiğim kişisel gelişim tarzı kitabın rastgele açtığım sayfalarında yukarıya da bir kısmını aldığım konu vardı. Dedim ya denk geldi!Ya da sırf o konuşma yüzünden daha çok ilgimi çekti bilemeyeceğim!
Bizim önce dalga geçerek adını “5 yıllık ekonomi ve kalkınma planı” olarak koyduğumuz bu planlar doğrultusunda ilerliyoruz aslında biz, tıpkı hükumet gibiyiz muhalefet de var tabii, hele son 10 yıldır Arda saolsun tam muhalefet!
Neyse yazar olayı iş dünyasında çevrenizde sizin fikirlerinizi sizin gibi hissederek gerçekleştirmek isteyecek tiplerle iş kurun diyor, amacı şirketinize eleman alırken sadece teknolojik olarak ürünü ve ya servisi yapabilecek mi diye değil aynı hedefe beraber gidebilecek miyiz bu kişiyle diye de duşunun özellikle de yönetim kurulunuzda bu tiplerden bulundurun diyor. Çok da haklı!
Bence bu tarz secimi insan tüm özel hayatına da yansıtmalı. Hani aynı hayalleri paylaşmak dedikleri romantik türden bile olur. Yeter ki sizi o hedefe ulaşmak icin desteklesin, köstek olmasın.
Biraz da işim gereği diyelim hayatın birçok kesiminden insanla konuşuyorum, onlar için iş yaşamlarında önemli aşamalardan bahsediyoruz ve de sadece iş değil tam bir ülke şehir değiştirme gibi gerçekten ciddi değişiklikler de var düşünülmesi konuşulması gereken. Farketiyorum ki yeri geliyor iş ve kariyer açısından çok iyi bir adım da olsa eşlerin olaya sıcak bakmaması ile herşey bitebiliyor! Diyebilirsiniz ki herşey karşılıklı ve sonuçta aynı fedakarlık bekleniyor her iki taraftan da. Evet sonuçta bir fedakarlık bu ama bu gelişmeye ve getirdiklerine kendini feda etmek olarak degil de bunun sonunda ben ne kazanabilirim bunun bana ne yararı olur diye bakmak daha doğru degil mı?
Ortak bir hedef belirlemek ve bu hedefe giderken yapılan her fedakarlığı not alıp ılerde bak senin yüzünden bunu yapamadım demek yerine sayende neler yaptım diye bakmak benim
istediğim.
Hem is yaşamında eleman/ortak istediğiniz gibi çıkmadıysa ortaklık biter gider ama evlilik ğyle mı ya, iyi günde kötü günde beraber olacağız diye soz verdik bir kere.
-
Arşivler
- Ağustos 2026 (1)
- Nisan 2026 (1)
- Şubat 2026 (2)
- Ocak 2026 (1)
- Ağustos 2025 (2)
- Haziran 2025 (1)
- Mayıs 2025 (2)
- Nisan 2025 (1)
- Haziran 2024 (1)
- Şubat 2024 (1)
- Mayıs 2023 (1)
- Mart 2023 (1)
-
Kategoriler
- #biryazihareketi
- #relocation
- #tasinma
- amsterdam
- Aralik 2009
- Arda's travel
- bizden haberler…
- bu kitabi okurken neler hissettim/dusundum
- Entertainment
- GEZGIN DOGANS
- gezgindoganlar family trip rocks
- Hobbies
- Hollanda
- Kasim 2009
- kissadan hisse- derlemeler
- roadtrip2019summer
- seyahat
- Taşınma
- Turkiye seyahatleri
- Uncategorized
- zeynep'ce
-
RSS
Entries RSS
Comments RSS










