Gezgin Doganlar

Zeynep anlatiyor

Kim karar veriyor

Kasım 22, 2013 Yazan: | bizden haberler..., Uncategorized, zeynep'ce | , , | Yorum bırakın

Nice senelere Hayat!

Hayatta neyiniz olduğu ve ya nerede olduğunuz değil kiminle olduğunuz en önemlisi imiş. Doğru söze ne denir.
Sene 1988, aylardan Ekim hatta Kasım olmalı. O zamanlar şehir dışında ama deniz kıyısında olan liseden eve servisle donüyoruz ancak ben servisten erken ineceğim, Mezitli’de. Serviste geçirdiğim hepi topu 5 dakika boyunca bana o haftasonu yapılacak olan Çay’a gidecek miyim diye soruyor. Tamam son sınıfız hani en büyükler olarak bu tip organizasyonlar eglenceli olur ama benim pek niyetim yok. Israrın bini bir para dediklerinden. Sonunda “nedir diyorum, neden bu kadar istiyorsun gelmemi?” Hiç duraksamıyor “seninle daha guzel oluyor”diyor ve ekliyor “çünkü sen olduğunda herşey daha eğlenceli ve keyifli ve heyecanlı oluyor”
Eh ne dersiniz ne cevap verirsiniz! Ben gittim tabii o haftasonu Çay’a ve daha nice yerlere. Bugun o Çay’dan beri 25 yıl geçmiş. Daha nerelere gideceğiz diye bir merak var içim de heyecan desen ayrı.

20131106-082426.jpg

Kasım 6, 2013 Yazan: | bizden haberler..., zeynep'ce | , | 1 Yorum

Öyleyse mutluyum- 1

Araştırmalar birbiri ardına yapılıyor, hani nedir nasıldır ve nedendir ki bazı insanlar mutludur da diğerleri değildir diye?
Ya da niye kimileri mutlu olduklarını rahatça ifade ederlerken diğerleri daha bu yeterli mi acaba diye düşünür durur şu fani dünyada.

Var mıdır  acaba bir formülü? Gençlik aşısı gibi bir ümitsiz tez mi yoksa gerçekten var mı sıkıcı hayatımıza katabileceğimiz bir yolu yöntemi mesela.

Geçenlerde önüme çıkan bir Huffingtonpost.com  yazısında canlı ve neşeli diye tabir ettiğimiz, hayat dolu olarak gördüğümüz o mutlu insanların hayat tarzını ve de karakterini belirleyen hepi topu 21 tane, artık alışkanlık olmuş huyları olduğunu bulmuşlar diye yazıyordu.
Ben de baktım tabii  bakalım şu kısa hayatımda ( 42 nedir ki?) ben bu listedekilerden yapmış mıyım, hani yaptıysam alışkanlık olucak kadar tekrarlamış mıyım falan amaç gruba dahil olabilir miyim onu anlamak derken baktım benim de bir listem varmış.

Siz yabancı değilsiniz, işte benim listem:

1.Küçük şeylerden mutlu olmak…

2.Bahçeme bir bitki dikip, önce tuttu diye sonra çiçek açtı diye keyif almak.

3.Beni merak edenlerimin olması

4.Benim merak ettiğim insanların olması

5. Arandığım da yüzümü güldürenim var

6.Aradığımda sesimi duyduğuna mutlu olduğunu kalpten hissettiğim var

7.Konuştuğumda neşesini kaptığım var

8.Sesimde sıkıntıyı hissedenim var

9. güvende hissettiğim insanlar grubum var,

10. en güzeli de benim de icinde oldugum gruplar var olduğunu bilmek

11.Yeni mekanları kesfedebiliyorum

12.Keşfettiğim yeni yerleri paylaşmak istediklerim var

13.Keşfettiğimi paylaştığımda aynı hissi hissetmezse diye korktuğum var, demek ki insanları tanıyabiliyorum

14.Bir zamanlar Minik elleri ile beni saran oğlum büyüyor ve beni yapıcı eleştiri ve fikirleri ile sarıyor, gururlanıyorum

15.Beraber yola çıktığım ve yolculuğa devam etmeye can attığım sevgilim var

16.Fikirlerim dikkate alınıyor, eh kırkı geçtik

17.Sağlığım yerinde çok şükür

18.Ailem eksilmiyor artıyor ne mutlu

Hmm listem baya uzadı.

19.Çevrelerinde mutlu insanlar bulunduruyorlarmış, eh siz kendinizi biliyorsunuz

20.Gercekten gülümsüyor ve gülüyorlarmış. Göz kenarlarımdaki çizgiler gülme konusunda başarılı olduğumu ispatlıyor bence.

21.İngilizcesi Resileance olan direnmek, eski haline geri dönebilmek olarak tercüme edilen bir karakter özelliği varmış bu ınsanlarda. Benim tecrübemle inatçı, yılmayan ve kolay kolay pes etmeyen diye tanımlanabilir. Ben her ahval ve şeraitte iddialı olmasam da bana inananlar sayesinde sonuna kadar gidebiliyorum.

İşte böyle benim listem bu, sonuç olarak olay elindekilerin kadrini kıymetini bilmek dersek kendimi mutlu ve de mutluluğundan memnun insanlar grubuna aldım.

Ya siz?

20131013-193106.jpg

20131013-193138.jpg

Ekim 13, 2013 Yazan: | kissadan hisse- derlemeler, zeynep'ce | , , | Yorum bırakın

Pamuk Eller Cebe

Bugün bir işe kalkıştım ve cok şükür alnımın akıyla altından kalktığıma inanıyorum.
Türkiye’de de yeni başlayan öncülüğünü sevgili Yonca Tokbaş ve Zeynep Gùl gibi arkadaslarımın çektiği, spor yolu ile bağış toplama yollarını artık herkes biliyor. Saolsunlar memlekette koşmadık parkur bırakmadılar.
İngiltere’de de hemen her sehrin bir yarı maratonu var, ilkokuldan itibaren uzun koşu yarışları yapılıyor ve hemen her yaştan katılımcı var, kendine güvenenleri de bağış topluyor bu koşu sırasında.
Neyse iste uzun zamandır inceliyorum ben de yapmak yani faydalı olmak istiyorum ama koşma fikri ve fiilini gözüme kestiremediğimden olsa gerek bir türlü harekete geçemedim.
Belki de bu yüzden Eylül başında televizyonda çıkan reklam ilgimi çekti.
MACMILLAN Cancer Support adlı Yardim kuruluşu bağış toplama kampanyası başlatmış ama kampanya tam bana göre, sabah kahvesine çağırdığın eş dost kek ve kahve karşılığında bağış yapıyor, kampanyanin en büyük özelliği belirlenmiş olan tarihte ülkenin her yerinde ayni gün yapılıyor olması, zaten adı da En Büyük Sabah Kahvesi Buluşması (Biggest Coffee Morning MACMİLLAN
Kahve bahane sohbet şahane diye bir hayat felsefesi olan benim icin biçilmiş kaftan olduguna inandığım bu organizasyona katılma kararı veriyorum ve hemen o aksam MACMILLAN’ a mail atıp kayıt oluyorum. Kahve bulusmasi gunü benim de izinli oldugum 27 Eylul Cuma günü olarak belirlenmiş. Yani bu kadar olur.
Neyse efendim kayıt olunca icinde davetiyeler, neler yapılabilir o gün icin fikirler, üzerinde lütfen cömert olun seklinde yazıları olan bir masaortusu ve de hayatımda gördüğüm en kolay şişen balonlar paketlenip gönderildi bana.
Eşe dosta haber verdim, evet ben izinliydim ama aslında Cuma gunu çalışan arkadaslar olucaktı ve de bu durum katılımı kötü etkiler mı diye de korktum ama sonuçta tarihi ben belirlemediğim icin yapabilecek bişeyim yoktu.
Neyse beklenen günden bir gün önce keklerimi yaptım. Bana lezzetli cupcake’lerinden yapacak olan İngiliz arkadasım son dakika da gelemeyeceğini bildiren bir text attıgında nasıl panikledim ama neyse ki mesajin devamında cupcake’lerin hazır olduğunu ve de bana bırakacağını söylüyormuş megerse, hani tam anlamiyla “eşeğini kaybedip bulma ” hali oldu benim o mesajı okuma süresince yaşadığım durum!
Cupcake’lerin eve geldigi aksam Arda ve Babasi ilk bağışı yaptılar, aksi halde keklere ulaşamayacaklarını kabul etmeleri biraz zaman aldıysa da!
Cuma sabahı saat 9 da hazır idim, ama saat 9:30’da sadece bir kişinin gelmiş olması hafiften tedirginlik yarattıysa da saat 10’da kah bahçe kapısından kah ön kapıdan bir anda 12 kişi geliverdi.
Yedik keklerimizi, içtik çaylarımızı. Minikler de vardı aramızda keyifle oynadılar.
MACMILLAN toplanan her £100 ile bir meme kanseri hastasına sorularini yanitlayacak, destek olucak bir hemşire verebileceklerini soyluyor.Benim misafirlerim comert ve bonkor davrandilar Ve sonucta £130 toplandı, çok bişey degil belki ama damlaya damlaya göl olur degil mı?
Ha pamuk eller cebe deyişimin bir başka sebebi de bağış kampanyasına katılımı arttırmak icin bulunan bir yöntemi anlatmak istemem. Hikaye hani gelen misafirin yanında para yoktur bağışı yap(a)madan gitmesin diye bir text mesaj atabileceğiniz telefon numarası ayarlamışlar. Sonuçta nakit parasız evden çıkıyoruz ama cep telefonsuz çıkmıyoruz degil mı? İşte cebinize COFFEE yazıyorsunuz 70550’ye yolluyorsunuz, £5 ödemiş oluyorsunuz her £1’dan 89p kampanyaya kalıyor. Hatta organizasyonu yapana Ozel bir hat bile var. Benim icin mesela COFFEE 1KY yazıp mesaj atınca benim haneme yazıyor. Yani sen yeter ki vermek iste kanallar açık.

20130929-013748.jpg

Eylül 27, 2013 Yazan: | bizden haberler..., zeynep'ce | , , , , | 1 Yorum

Hata nerde!

Biz çocukken ki ben 70-80′ li yılların çocuklarındanım,

hani arabaların emniyet kemeri, kafalıkları, ve kesinlikle hava yastıklarının olmadığı, arabaya önce büyüklerin oturup kalan boşluklara çocukların serpiştirildiği araçlarla uzun tehlikeli yollara çıkılan zamanlardan…
Hasbelkader bulunan oyuncakların plastikten, en azından kurşunlu, muhtelif zehirli maddeler ile boyandığı, yaş grubuna gore kategorize edilmediği evdeki her yaş çocuğun beraber oynadığı zamanlardan..
Prizlerin, araba kapılarının, ilaç şişelerin ve kimyasal ev temizliyicileri­nin üzerinde çocuk kilitlerinin olmadığı zamanlardan..
Steril su şişelerinden değil de bahçe hortumundan yada muhtelif başka kaynaklardan su içilen günlerden…
Oyun oynamaya çıkmanın tek şartı hava kararmadan önce eve dönmek, bir de annenin seni çağıran sesini duyabileceğin kadar uzağa gidilebildiğin günlerden..
Bir sürü yaramız, kırılmış kemiğimiz ve kırılmış dişimiz vardı.Ke­ndimizden başka kimse sorumlu degildi.
ARKADAŞLARIMIZ vardı bolca!!!
Özgürlüğümüz , üzüntülerimiz , başarılarımız , görevlerimiz vardı …ve bunlar ile yaşamayı öğreniyorduk.
Facebook’ta dönen buna benzer bir sürü yazı var, amaç bütün bunlarla şimdiki çocukların hayatlarını kıyaslamak ve hangisi daha mutlu diye sorgulamak.
Ben ise böyle ozgur, serbest büyüyen bizler şimdi neden kendi çocuklarımıza bu imkanları veremiyoruz diye düşünüyorum.
O zamanın annelerini babalarını tanımıyor, bizlerin o özlediğimiz ortamlarda büyümemizi sağlayan şimdinin büyükanne ve dedelerinin cocuklarımızı şımarttığından dem vuruyoruz. Emzik alışkanlığı başlattı diye söylenirken çocuğa tableti kimin verdigini unutuyoruz.

Gerçekten çok merak ediyorum o mutlu çocuklar nasıl böyle paranoyak ve obsesif olduk.

20130913-001836.jpg

Eylül 7, 2013 Yazan: | zeynep'ce | Yorum bırakın

Tahteravalli

Çocukluğumuzun en keyifli bir o kadar da tehlikeli oyuncağı neydi diye sorsak aklıniza ilk gelen oyun parkı aleti nedir acaba?
Benim aklıma hani uçlarına oturduğumuzda kim daha ağır çekerse digerini havaya kaldıran, ortada dengede durabilmek icin çeşitli sekillere girdiğimiz ve de havada asılı kaldığınız o kısacık dönemde aşağıda diger uçta sizden hafifçe ağır basan arkadaşınıza tamamen güvendiğiniz ama aynı zamanda acaba yerinden kalkar ve sizi düşecek pozisyonda bırakır mı acaba diye kuşku ve korku duygusunu verebilen, herseye rağmen o andan zevk almanıza neden olabilecek bir başka araç var mıdır? Evet bildiniz Tahteravalli! Boyle yazılıyordu degil mı?
Ama ne eğlenirdik. Yerdeki uçtan başlar havada kalan uca doğru yürüyebilecek miyiz diye denerdik, ve de gürültülü bir şekilde yere çarptırırdık. Böylece hayatta denge de durmak için nasıl bir pozisyon lazım, ne kadar zorlayabilirsin falan hepsini denedik. İnsan ilişkilerinde karşımızdakine güvenmenin tedbiri elden bırakmadan yapılabileceğini bekledik. Kısacası hayata hazırlandık.
Türkiye’min çocuk parklarında son durum ne bilemiyorum ancak İngiltere bırak eğitici yanını eğlenceli yanını bile yok etmiş zavallı tahteravallinin.
İngiltere’nin her an her alanda güvenlik kuralları altında oyun parklarına koydukları aleti görseniz hani o eski bayramlar hissini yaşarsınız.
Bir kere alet sert plastikten yapılmış, yani tahta degil, kafaya çarpsa, ki bu zaten pek mumkun degil ama acıtmıyor, bu durumda kafayı eğme ihtiyacı olmuyor. Zaten alet oyle cok cok havalara da kalkmıyor, ortasına bir mekanizma yerleştirmişler tamamen dengede duruyor. Boşken de üzerinde cocuklar varken de aynı, hareket tamamen kısıtlı, inen çıkan yok yani var da fasulyeden, herkes eşit. Ağırlık fazlalığı bile bu mekanizma ile dengeye alınmış, cocuk kalkıp gitse de havadaki yumuşak iniş yapıyor. Dolayısıyla oyle havada bırakmış, güvenini sarsmış felan yok yok bisey.
Oysa bence hayata hazırlanmak icin güven ile tedbir alma arasındaki o ince çizgiyi yaşayarak öğrenmenin en guzel aracıydi o.

20130815-185732.jpg

20130817-000415.jpg

20130817-000449.jpg

Ağustos 15, 2013 Yazan: | zeynep'ce | Yorum bırakın

Hayat bir çadır kampı ile açıklanabilir mı?

Ptesi akşamuzeri çadır kampına döndüğümde kampta bizimkine komşu olarak yerleşen karavan ve çadırlari ve tabii içindekileri tanımadığımı farkettim. Oysa sabah etrafimdakilerle enazindan bir selamlaşmışlığımız vardı.
Basri ile pazar gunu tum gun çadırın önünde oturmuş, gelen gecen herkesle ayakustu sohbet etmiş sadece koye dogru yaptığımız yarım saatlik yürüyüş için kamptan ayrilmistik. Ki o zaman da ev yapımı portakal marmelatini £2.70 e almış, hatta £3 olan paramizin üstünü almak için marmelatçının kapısını çalmıştık, yolda insanlarla selamlaşmıştık. Ha bir de Basri’yi yanağından sokan arı icin kamp idare odasına gitmiş, oradakilerle sohbet etmiştik.
Bu arada Arda tum gun Park’ta oynamış ve aksam saat 10’da çadıra dönebilmişti.

Ben farketmeden değişen komşularım ne Basri’yi gördü ne de Arda’yı. Onlara göre ben o koca çadırda tek basına kalan bir kadınım. Basri sabah ise gitti, oğlumu basketbol kampına bıraktım desem de ne anlamı var, onları görmeden ne demek istediğimi anlayabilirler mı? Sadece Hmm ! Ne guzel demekten öteye gidebilirler mı?
Arka çapraza yeni gelen adam çadırını kurmuş bile sabah benim bulunduğum yerden bakınca yapayalniz görünüyordu ama iste ben de aynı konumda degil miyim?
İnsanin cevresinin bir anda değişmesine bir ornek olarak düşündüm. Ve de buna ne kadar hazırım ki dedim.
Kendimi çadırı bir hızla sokerken buldum.

Ağustos 13, 2013 Yazan: | zeynep'ce | | Yorum bırakın

Benim dostum olur musun?

Yazar diyor ki “gercek dostluk duygusal bir iliskidir ve sıradan arkadaşlıktan dostluk aşamasına geçerken her şartta anlayış, destek tabanlı bir iliski olacağını her iki tarafta bilir ve kabul eder. Tamamen duygusal, sevgi ve ilgi ile beslenmiş bir paylaşımdır oyle ortaya atılmış bir imza falan da yoktur.” Gerçi o bunu iş ilişkilerine bağlamaya çalışmış ama ben her türlü insan iliskisinde temel unsur olarak görüyorum ve hatta arttırıyorum:

Bir insanı sevmekle başlar herşey oyle ki bir insanı kırmak bile onu sevgisini kazanmak ile olabilir ancak.
Çünkü insanı kırabilecek bir sey yapabilmek icin oncelikle cok sevilmek lazımdır. O sevgiye inanmak ve o yüce sevginin bitmez tükenmez bağışlayıcılığına güvenmektir aslında yanlışların en büyüğü.
Oysa sadece ve sadece anneler ve babalar çocuklarına kırılmaz, gucenmez ve affeder. Hatta çocuk hata yaptığında faturayı kendine keser neden bu hatayı yapmasına izin verdim, nasıl da doğrusunu öğretemedim diye.
Yol boyunca edindiğimiz arkadaşlıklar ya da küçükken söylediğimiz gibi kendimize arkadaş yaptığımız bu insanlarla ne kadar devam edebildik, ne paylaştık ne paylaşamadik acaba?
Bana en ilginç geleni ise biz kendimizi açarken onlar ne kadar açtı acaba? Yani tabii dostluk mertebesine ulaştıysanız bu tip kuşkulara yer yoktur degil mı?
Ama benim merak ettiğim bu dostluk mertebesine nasıl geliniyor, yani oyunda nasıl seviye atlayacağız bunu bilemiyorum.
Evlilik kararı gibi oldu galiba ama onda bile bir teklif aşaması var en azından konuşursun, ne bileyim beklersin herhalde! Ama yakın gördüğün arkadaşını kenara çekip romantik bir sekilde seninle bir ömür boyu, iyi günde kötü günde dost olmak istiyorum diyemezsin ki! Ya da diyebilir misin?
Diyelim ki sen dedin cevabı ne olacak diye merak yerine belki de uzatmalı sevgili aşamasında devam etmek daha iyidir.
Bilemedim…

20130703-205824.jpg

Temmuz 1, 2013 Yazan: | zeynep'ce | , | 1 Yorum

İstemişsin de haberin yok

Bahçede depoya bisikletleri yerleştirmeye çalışırken icinde defterler olan bir kutu buldum.
Defterlerin icinden fotograflar da çıktı, liseden yıllık, üniversiteden Banusu Ferahı olan fotograflar, İstanbul’dan taa Erdem hastanesinden kareler…
Defterler benim günlüklerimmis megerse. Yani günlük dediysem hatıra defteri anlamında degil ajanda anlamında, bugun neler oldu tarzında yazdığım notlar, muayenehaneye denk gelen zamandan alınan ödemeler yapılan ödemeler falan seklinde.
Kaç hasta bakmışım o gun, neler olmuş neler. Kim gelmiş kim gitmiş, nereye yemeğe gitmisiz kimlerle buluşmuşuz.
Ciddi konuşmalar, gidilen filmler tiyatro oyunları hepsi var.
En ilginç olanı ise o donemde sıkıldığım seylerden bahsettigim bir sayfa, tarih yil olarak 2000’e denk geliyor. Muayenehane açılmış ama daha yeni, iş var ama belli ki daha yerleşmemiş ve de boş bir anima gelmis uzun uzun yazmışım ben kimim ne istiyorum seklinde bir derin inceleme yapmışım. En çarpıcı nokta ise konunun dönüp dolaşıp ben bu dishekimligini seviyor muydum noktasına gelmiş olmasi ve burada beni şaşırtan bir not var: ben bu mesleği sevmiyorum ki başka birsey bulsam!
Şaşırdım gerçi neden diyebilirsiniz ama bunu boyle yazıya dökecek kadar düşündüğüm yılın 2000 oluşuna şaşırdım diyorum yani evet sonuçta mesleği değiştirdik ama ben bu kurtların kafamda dolaşmaya başladığı zaman olarak hep 2002’den sonra gelişen olayları milad sayardim, megerse çok daha eskisi varmış.
Neyse diyeceğim o ki neyi istediğinize dikkat edin siz hiç farketmeden hedefe doğru gidiyor olabilirsiniz, sonra bir de hic utanmadan şaşarsınız.

20130624-185302.jpg

Haziran 24, 2013 Yazan: | zeynep'ce | , | 1 Yorum

Kanal Facebook

Ben bu haftasonu çok yoruldum, sizleri tahmin bile edemiyorum.
Uzaklardan ulkemi takip etmeye çalıştım ve de kendimle gurur duydum cunku cok dogru insanları tanımıştım.
Bana hayatla ilgili en dogru bilgiyi verecekleri almisim hayatıma.
Beni tanıyanlar bilir ben cok uzun zaman önce TV’den haber almayı bıraktım. Cunku bilgi denilen sey güvendiğin yerden alınır. Bir insana güvenmişsen söylediğini dinlersin ve de inanırsın canı gönülden. Dediğini yaparsın demiyorum o ayrı bisey, ama sana dogru bilgi verdigini bilirsin.
Yıllar önce Başkan’ın Adamları diye bir film izlemiştimWag the Dog orijinal adı ile yayınlanan bu filmi hatırlayanlar filmde US Baskanı icin onemli olan bir donemde ulkenin ve dunyanin dikkatini başka tarafa çekmek icin çevrilen film icinde bir film olarak ozetleyebilirim. Uydurma bir iç savas çıkardıkları ülkenin ınsanlarının bile haberi olmayan bu savaşı US başkanının ihtiyacı olan süre boyunca Tv yayınlıyor herkes ah vah seklinde. O bahsi gecen ülkede yaşayan es dost aranıyor diyorlar ki yok oyle birsey ama dinleyen kim, TV’de görmüşler demek ki dogru!!!
İste ben bu filmi izlediğimden beri TV’den haber almıyorum,hasbelkader gelen habere cok da inanmıyorum ancak tanidigim bildigim birine doğrulatana kadar.
Bu haftasonu gördük ki TV haber kanalı dedigin sey senin icin uygun görülen bilgiyi veren bir kanaldan öteye geçemiyor. Gerektigi kadar yeterince! Nasıl olmuşta inanmışsak bu kanalın bize her zaman dogru haber vereceğine! Babalarımızın atalarımızın ajans dedikleri ile alakası yok.

Ben son 5-6 yıldır bilgisayar ve internet yolu ile iletişim kuruyorum, yeri geldiginde izlemek yeri geldiginde direk ulaşmak icin kullanıyorum.o kadar güncel ve anında görüntü direk haber degeri olan bilgiye ulaştım ki vay be dedim!
Hic bir zaman unutmayalim dunyada her turlu bilgi var . Bilinci yerinde olan herkes hangi kanalı izleyeceğine hangi radyoyu dinleyecegine kendi karar verecektir.
Ben de Facebook kanalını seyretmekteyim :

20130603-192956.jpg
Ha aklıma bir film daha geldi, o da Tom Cruise’in Bir Kac İyi Adam filmi idi. Hani hatırlarsanız bir askeri us icinde bir er öldürülüyor ve öldüren askerler emir aldıklarını iddia ediyorlar. Filmde Tom Cruise askerleri savunuyor ve sonuçta emrin en yüksek rütbeden geldigi ortaya çıkıyor. Er ve Çavuş kurtuldu sandığınız anda ise hapse mahkum ediliyorlar neden mı cunku her emir her sartta ne olursa olsun uygulanmaz.
Haftasonu gösteriyi dağıtın emrini aşırı şiddet kullanın diye anlayan, gercek anlami ile bu kastedilmis bile olsa hiç sorgulamadan uygulayan herkes suçludur.

Haziran 3, 2013 Yazan: | kissadan hisse- derlemeler, zeynep'ce | , | Yorum bırakın